Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
17 Mart 2001

Alemdağ'da var bir talan!

Artık Sait Faik'in ünlü öyküsündeki yılanlar, tavşanlar, keklikler giderek azalıyor Alemdağ'da. 'Ebedi hayat ülkesi'nde 167 yaşında 'dünyaya doyamadan giden' Zaro Ağa da yok artık. Onların yerini bir kent talanının görgüsüz zengin villaları almış
Haber ResmiCelal BAŞLANGIÇ
Dökülmüş, kazınmış, yeniden dökülmüş, bir daha kazılmış bir asfalt. Yolun kenarına dev borular dizilmiş. Şimdi bir kez daha kazılıyor. Çukurlardan kaçmak için birbirinin üzerine doğru gidiyor araçlar. İnşaat malzemesi taşıyan kamyonlar, harcı kurutmadan yetiştirmeye çabalayan dev iş makineleri, insanları kentin dışından çekirdeğine doğru taşıyan halk otobüsleri, belediye otobüsleri geçtikçe gri bir toz bulutu yükseliyor gökyüzüne. Her araç geçişinde kendisini inşaatlardan ve yollardan kurtarabilen ağaçların, yeşilliklerin üzerindeki kirli renkli toz örtü tabakası giderek kalınlaşıyor.
Dört bir yandan beton direkler, inşaat filizleri, yeni bitmiş binalar, içlerine yeni yerleşilmiş apartmanlar yükseliyor. Hemen her yeni yapının önünde, kazılan her temel çukurunun tahta perdesinde 'Çevreye verdiğimiz geçici rahatsızlıktan dolayı özür dileriz' yazısı var. Doğru. 'Geçici' bir rahatsızlık bu. Yapılar bitince 'kalıcı' bir rahatsızlığa dönüşecek.
Yok, yok! Yeni bir sanayi kentine, altın ya da petrol bulunduğu için yoğun yerleşime uğrayan bir bölgeye değil; bir zamanlar tüm dünyaya malum olan, Üsküdar'a neredeyse birkaç adım mesafedeki 'uzun yaşam köyü' Alemdağ'a doğru gidiyoruz. Çok değil, bir yarım yüzyıl önce ne dev apartman blokları, ne iş makineleri görmüş Sait Faik 'Alemdağ'da Var Bir Yılan'ı yazarken.
"Güzel yer, güzel yer Alemdağ. Şu saatte on beş metrelik ağaçlarıyla, Taşdeleni ile, yılanı ile... Ama kış günü yılanlar inindedir. Olsun. Hava Alemdaı'da ılıktır. Güneş, yaprakları kıpkızıl ağaçların içine doğmuştur. Gökten parça parça ılık bir şeyler yağmakta, çürümüş yaprakların üstüne birikmektedir. Taşdelen parmak gibi akar. İçimizi şıkır şıkır eden bir maşraba ile önce içimizi, sonra çırılçıplak soyunarak dışımızı yıkıyor. Su içmeye gelen bir tavşan, bir yılan, bir karatavuk, bir keklik, Polonezköy'den şerefimize kaçıp gelmiş bir keçi ile alt alta, üst üste oynaşıyoruz."

Dünyanın en yaşlı adamı Zaro Ağa
Tarihte hep bol ve sağlıklı su kaynakları, fundalık ormanları ile birçok hastalığın sağıltımı, uzun bir yaşamın simgesi olarak bilinmiş Alemdağ. İstanbul'un boğucu havasına inat, kente bir adım mesafede kendine özgü iklimi ile dikkat çekmiş hep. Ne İstanbul sabahlarının sisi yaşanmış Alemdağı'nda, ne de soluk kesen bir nem. Bir iddiaya göre, dünyada iki iklim kuşağının kara üzerinde buluştuğu iki yerden birisi bu bölge.
Alemdağ'ın sağlıklı ve uzun yaşamına ilişkin havasının, suyunun ve ikliminin bir simgesi de Zaro Ağa. Resmi kayıtlara göre 1777 yılında Bitlis'te doğmuş. İki metre boyunda ve yakışıklı olduğundan dikkati çekmiş ve saraya alınmış. Rus savaşında bacağından yaralanmış. Tersanede amelelik, iskelelerde hamallık yapmış. 13 kez evlenmiş. Yaşadığı üç ayrı yüzyılda altı savaşa katılmış. Acre yöresinde Napolyon'un ordularına karşı Cezzar Ahmet Paşa komutasında Akka Kalesi'nde savaşmış. Selimiye Kışlası'yla Ortaköy ve Tophane camilerinin yapımında çalışmış. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı kaldırıldığında 50 yaşındadır Zaro Ağa.
1925'te 'dünyanın en yaşlı insanı' olarak İtalya'ya,1930'da yılında Amerika'ya, 1931 yılında İngiltere'ye götürülür. 1934 yılında, tahminen 167 yaşında öldüğünde tüm dünya basınının muhabirleri İstanbul'dadır. Ünlü gazeteci Hikmet Feridun Es de Zaro Ağa'nın Tophane'deki Tebhirhane Sokağı'ndaki ahşap evindedir.
Es'in aktardığına göre kızı Gül Hanım'ın feryatları yeri göğü inletmektedir; "Dünyasına doyamadan giden babacığım..."
Zaro Ağa'nın ölüm haberini izleyen yabancı gazeteciler kızının söyledikleri kendi dillerine çevrilince duyduklarına inanamazlar. Önce bir çeviri hatası zannederler. İşin aslını öğrenince de haberlerini gazetelerine geçmek için telgrafhaneye koşarlar; "Türkiye'de 160 yaşında ölmek genç sayılıyor!"
Hikmet Feridun Es'e göre Zaro Ağa'nın uzun yaşamının sırrı, kahvelerinde yüz yaşını geçmiş ihtiyar-gençlerin oturduğu 'ebedi hayat dağı' Alemdağı'nın havasında, suyunda ve de çöre otlu pideli, keçi yoğurdundan yapılan ayran paparasında.
1937 yılına ait gazetelerin yazdığına göre Zaro Ağa 'her gelen kâğıdı Amerika'dan gönderilmiş dolar diye içi titreyerek açıyor ve hastaneden çıkar çıkmaz bir hatunla evlenmeyi düşünüyordu' ki ömrü vefa etmedi!
O yılın gazetelerine manşetten giriyor Zaro Ağa'nın ölümü. Haberlere göre kalbi, beyni ve ciğerleri saklanmak üzere çıkartılıyor. Eldeki son bilgilere göre de Zaro Ağa'nın beyni yakın zamana kadar İstanbul Sağlık Müzesi'nde saklanıyor.
Bu öykünün garip olan yanı da işte bundan sonra başlıyor. Ama biraz baştan alalım; Üsküdar'a bağlı bir köy olan Alemdağ, çevresindeki iki köyle birleştirilerek Alemdar Beldesi adı altında Ümraniye'ye bağlanıyor.
Alemdağ köyü olarak bilinen yerleşim de Alemdar Beldesi Merkez Mahallesi adını alıyor. Aslında Alemdar da tarihten gelen bir ad. 700'lü yıllarda Danişment Gazi'nin en yakın arkadaşı ve amca oğlu Sultan Torasan Bizans önlerine gelir ve hem Karadeniz'e hem Boğaz'a hâkim bir tepe olduğu için Alemdağ'a bölgedeki Müslüman Türklerin ilk kalesini yapar. Bizans üzerine yaptığı akınlardan birinde öldürülür. Kale duvarlarının önüne gömülür. Zaman içersinde bu mezar türbeye dönüşür ve Alemdar Dede olarak anılır. Şu anda askeri bölge içinde kalan türbe onarılmış ve çok iyi korunmaktadır. Belki de bugünkü varlığını askeri bölge içersinde kalmasına borçludur. Yoksa bölgede yaşanan rant talanından çoktan nasibini alırdı.

Sağcı köye Marksist muhtar
İşte bu Alemdar Beldesi'nin Merkez Mahallesi Muhtarlığı'na seçilen İskender Yurttutan, köyünün tarihi, kültürel ve doğal değerlerinin peşine düşer. Zaten büyük bir bölümü sağcı olan seçmenlerden "Ben Marksistim" diyerek oy almasının en büyük nedeni de köyünün arta kalan doğal zenginliklerine sahip çıkacağına, artık talana izin vermeyeceğine dair verdiği güvendir. Sağcı da olsalar, Alemdarlılar artık tarihsel ve doğal verlıklarının tahrip edilmesini istememektedirler ve bu yüzden mahallelerinin muhtarlığını bir solcuya teslim etmişlerdir.
Muhtar İskender, uzun yaşamasının sırrı Alemdağ'ın eşsiz havası ve suyu ile keçi yoğurdundan yapılan ayrana doğranan çöre otlu pideyle yapılan paparaya bağlanan Zaro Ağa'nın beyninin peşine düşer. Doğruca İstanbul Sağlık Müzesi'ne gider. Ama o ne! Değil Zaro Ağa'nın beyni, İstanbul Sağlık Müzesi bile birçok yağlıboya tablosu ve tüm teşhir edilen malzemeleri ile birlikte ortadan yok olmuştur. Neredeyse bir yıldır sürdürdüğü
aramalarına karşın bugüne dek İskender Yurttutan ne hemşerisi Zaro Ağa'nın beynini, ne de İstanbul Sağlık Müzesi'ni bulabilmiştir.
Müzenin bağlı olduğu Sağlık Bakanlığı'ndan da bugüne dek yaptığı başvurulara hiçbir yanıt alamamıştır.
Alemdar, İstanbul'un öyle bildik varoşlarından değil. Buraya Anadolu'dan göçen ve bir kent yoksulu olarak yaşamla kıyasıya savaşan insanlar 'yok' denecek kadar az. Aslında Alemdağ yoksulların değil, varsılların talanına uğramış. Orman arazilerinin içine dev, bir görgüsüzlük anıtı gibi duran dizi dizi villalar var. Belli ki uzun yaşamın sırrını bulmaya gelmişler Alemdağ'ın çam ve fundalık ormanlarının içine.
Aslında Alemdar eski bir Ermeni köyü. Osmanlı-Rus Savaşı'ndan kaçan Komohtiler, Kafkaslar'dan gelip, komşu köy Reşadiye'ye yerleşmişler. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Şile'ye çıkan Yunan Ordusu'ndan kaçan Komohtiler, İngilizlerin korumasında Dudullu'daki çadırlara yerleştirilmişler. Cumhuriyet ilan edilince tümüyle yanıp yıkılan köyleri Reşadiye yerine, Alemdar'dan kaçan Ermenilerin köydeki ahşap evlerine yerleştirilmişler.
O günden bu yana tek bir ahşap ev kalmış. Gerisinin yerine hiç de estetik değeri olmayan beton evler yapılmış. Tek ahşap
evin bahçesine girince 72 yaşına karşın elinde bağ bıçağıyla bahçesinde çalışan Mustafa amca karşılıyor bizi. Yaşı karşısındaki şaşkınlığımızı gizleyemeyince de tam bir Zaro Ağa'nın torunu gibi konuşuyor; "Kaç yaşında olursak olalım, biz genç ölürüz."
Ev, Ermeni ailesi Serkisoflara aitmiş. Göç sonrası boşalan eve yerleştirilince Mustafa amcanın babası gidip Heybeliada'da Serkisof ailesini bulmuş. Bu ahşap köşkün aynısı adada da varmış. Hiçbir zorunluluğu olmadığı halde evin parasını verip 'halelleşmiş'.
Resmi daireler bile bu yerleşimin 'Alemdağı'mı, 'Alemdar' mı olduğuna karar verememiş. Örneğin beldenin ve merkez mahallenin adı Alemdar. Buradaki kışlanın adı
Alemdağ. Fazilet Partisi'nin belde tabelasında 'Alemdar', MHP'nin 'Alemdağ', DYP'nin 'Alemdar', ANAP'ın 'Alemdağ' yazıyor.

Sola bakan Mustafa Kemal heykeli
'Alemdağ Sağlık Ocağı'nın bahçesinde Mustafa Kemal'in bir heykeli var. 1936 tarihi taşıyor. Belli ki Mustafa Kemal'in sağlığında çok az sayıda yapılan heykellerinden biri. Kaidesini 'Üsküdarlı taşçı Turan' yapmış. Üzerinde de 'Alemdar köylüsünün büyük kurtarıcısına şükranı' yazıyor. Ancak fırtınalarda birkaç kez heykelin başı kırılıp düşmüş, yeniden yapıştırılmış. Şimdi biraz eğri olarak hafif sola bakıyor. ANAP'lı Hüseyin Baltacıoğlu, solcu muhtar İskender'e dayanamayıp bir espri yapıyor; "Aslında bu sağa doğru bakardı ama, şimdi sana doğru bakıyor."
Büyük bir talan yaşanmış Alemdağ'da. Türkiye'nin neredeyse yarısına çalı süpürgesi buradan yapılıp gönderilirmiş. Elbette artık böyle bir şey yok. 'Alemdağ çiğdemi' gibi özgün bir bitki, 'Alemdağ ispinozu' gibi bir kuş kim bilir bu talan edilen ormanda ne kadar kaldı? İstanbul çevresinde son kalan geyikler, karacalar az da olsa bu talandan kendilerini kurtarabilmişler.
Artık bundan sonra, yapılması gereken Alemdağ ve çevresini, yani Zaro Ağa'nın üç yüzyıla yayılan uzun yaşamının sırrının yattığı bu coğrafyada geriye kalanları kendisini İstanbul'un efendisi sananlardan kurtarmak. Çünkü burada özellikle parası olanlar tarafından talan edilen yalnızca sıradan bir toprak parçası, yeşili ve içinde yaşayan canlıları bol bir doğa parçası değil. Burada talan edilen aynı zamanda bir kent halkının gençliği ve sağlıklı yaşamı!


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.