Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
18 Mart 2001

Müjde'ye kızsan ne yazar!

Memleket meselelerini bir kenara bırakıp, Kadir İnanır'ın etek giymesine, Müjde Ar'ın fahişe rolleri oynamasına kızan bir toplum olduk. Müjde Ar bunlara hiç aldırmıyor, onun amacı annesi Aysel Gürel gibi çılgın ama üretken biri olmak
Haber ResmiHIZIR TÜZEL
İSTANBUL - Son yıllarda öylesine olaylar yaşıyorum ki, hâlâ tam anlamıyla kafayı yemediğim için, zaman zaman kendimi tebrik ediyorum. İşte, Susurluk meseleleri, hortumlanmalar, ne yaptığı belli olmayan politikacılar, ekonomik kriz sırasında yaşanan ekstra krizler filan. Yarı belime kadar balçığa saplanmışım ama 'Yıkılmadım ayaktayım' sanıyorum.
Yapacak hiçbir şey yok gibi görünüyor. Öyle bir baskı var ki, kimseye kızıp, kimseden hesap soramaz hale getirildik bir defa. Kolay değil artık, bu baskıyı eleştirmek, güzel günlerin düşlerini kurmak filan. Sonuç belli çünkü, ya hapsi boyluyor insan, ya işinden atılıyor ya da kafaya bir huni takıp, 'lay lay lom' takılıyor.
Lakin, insan birilerine bozulmadan, şuna buna da kızmadan edemiyor. Yapısında var çünkü. Ben de, pek çok insan gibi rahatlatıcı ve pratik bir yolla bu dürtülerimi tatmin edebiliyorum! Öncelikle hedefi değiştiriyorum. Ülkede gerçekten eleştirilecek, kızılacak ne varsa bir listesini çıkartıp, onlara hiç dokunmuyor, bambaşka şeyler icat edip, öfkemi onlardan çıkartıyorum. Türk sineması eski parlak günlerine dönüyormuş, Kahpe Bizans şöyleymiş, böyleymiş, Vizontele televizyon dizisi gibiymiş, Kadir İnanır etek giymiş, Deniz Akkaya gazeteci olmuş, 'Biri Bizi Gözetliyor' ne acayip bir programmış, popçular, cartçılar, curtçular. Neyse ki ülke renkli, asıl meseleleri görmezden gelip hıncını alacak pek çok şey bulabiliyor insan.
Geçenlerde 'Filmlerde hep orospu rolleri oynuyor diye, şöyle bir Müjde Ar'a gidip ona bir kızayım' diye düşündüm. Zaten ekonomik kriz acayip canımı sıkmış, bir de Müjde'nin bu orospu rolleri filan!
Derhal, Kuzguncuk'a intikal ettim ve TRT'de yayımlanan 'Karakolda Ayna Var'ın setine gittim. Müjde'yi gördüm ve duvara çarptım. Çünkü, onun durumu benden beter, ben ona kızacağım ama o kime kızsın? Haliyle kriz krize söyleştik.
Müjde hanım, anneniz vaktiyle size, 'Kızım böyle orospu rolleri oynama, sonra adın çıkar' der miydi?
Annem bizi iki lafla büyüttü. 'Hırsız olmayın, orospu olmayın'... Daha ben 'gak guk' derken, kulağıma bunlar söylendi. Fakat, 45 yaşına geldiğim zaman Türkiye'nin şu haline baktığımda, Aysel'in bu öğretisinin yanlış olduğunu görüyorum. Keşke, Aysel 'Hırsız
olun, fahişe olun' deseymiş! Ne kadar yanlış, ne kadar çağdışı yetiştirmiş bizi.
Yanlış anlamayın ama, insan zamanla anasına babasına benzer derler. Sizin de annenize benzer yanlarınız var mıdır?
Annem elli yaşında Ayselizm'i keşfetti. Ben de geçen gün Ercan'a (Karakaş) korkarak 'İster misin, ben de birdenbire Aysel gibi, belime kadar sarı peruklar, memeler meydanda dalgamı geçersem, buna ne reaksiyon gösterirsin?' diye sordum. 'Olabilir, bu gayet normal' dedi. Espri olarak söylemiyorum, en büyük arzum, Aysel gibi olabilmektir. Çünkü, tüm olup bitene ancak, onun baktığı noktadan bakarsan dayanabilirsin. Bir yandan üreterek hiçbir şeye kızmadan yaşayabilmek.
Bunu başarabilecek misiniz?
Birkaç fırın ekmek daha yersem, belki Ayselizm'in kenarında köşesinde dolaşabilirim. Ama Sezen Aksu bu konuda benden önce turnikeye girdi. Çalışıyorum, umutluyum.
Komser Şekspir'de oynayan kadın gerçekten siz misiniz? Adınız geçmiyor da?
Yaptığım işin bir değeri varsa, zaten karşılığını bulur diye düşünüyorum. Şimdi öyle bir şey de var. Hem filmde oynayacaksın, hem de medyada koşturacaksın. Böyle bir şey benim bünyeme aykırı. Kan dolaşımım sistemim, vücut kimyam buna izin vermiyor. Dokunuyor. Bir-iki televizyon programına çıktım. 'Niye Komser Şekspir'de oynadınız?' 'Neden yine fahişe rolü?' gibi sorular. Bunlara yanıt vermek için çıktım o programlara.
Son yıllarda böyle bir çaba var. Bayağı bir promosyon çalışmaları yapılıyor. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Böyle bir çaba içinde olan insanları tuhaf karşılamıyorum. Belki de işin kurallarından biri de bu. Çünkü, en az filmin maliyeti kadar, paralı bir tanıtım bütçesi sarf edilmediği ve böyle bir anlayış olmadığı sürece bu böyle
olacak. Anladığım kadarıyla hem filmi yapacaksın hem de patırdı kopartacaksın.
Buna üzülüyor musunuz?
Tam tersine böyle bir şeyden son derece mutluluk duyuyorum. Çünkü istersen sen de aynı şekilde onların yanında olabilirsin. Mesela bundan böyle hiçbir filmimin galasına da gitmeyeceğim. Çünkü medya artık, tinercisi, kezzapçısı ya da 'olayçıkartıcıları'yla birlikte dolaşıyor. Dediğim gibi bundan hoşlanan da olabilir. Ama böyle şeylerle bir filmi piç etme hakkı dünyanın hiçbir yerinde yok. Tanıtım
işi normalde ciddi bir iş. Bunun için ciddi ölçüde de para harcamak gerekiyor. Biz bu işleri yavaş yavaş öğreniyoruz. Senaryoyu, işin teknik kısmını ve bir sürü şeyi yeni öğrendiğimiz gibi bunu da öğreneceğiz.
Peki eskiden nasıldı?
Bu kadar değildi. Çünkü o zaman televizyon bu kadar etkin değildi. Seyirci zaten sinemaya geliyordu. O zaman da başka bir sistem vardı. Filmden söz edilse de edilmese de filmler iş yapıyordu zaten.
Star sistemi vardı değil mi?
Star sistemi yine var. Filmin başarısında bu söz konusu. Beni çıkartın başka birini
koyun, ya da Kadir'i çekin başka biri oynasın, olmuyor. Aslında ben buna da pek de 'star sistemi' diyemiyorum. Starlar villalarda yaşayan, uçaklarla, yatlarla gezen, geçim sıkıntısı diye bir şeyden etkilenmeyen insanlardır. Hiçbir star geçinmek için gidip televizyon dizilerinde oynamıyor. Bizde böyle bir star mıtar yok. Bizde adı star da, hayatı pek star değil bu insanların. Buradaki düzen böyle. Bu düzende ancak, yüreğinin ve sinirlerinin kaldırabildiğin kadar, yer alabilirsin. Bir de zaten ben bu filmde, medyada yer alır almaz, iş yapar yapmaz diye oynamadım. Filmin verdiği mesajının ortaklarından biri olmak için oynadım.
Bu filmin mesajı da tartışıldı, siz ne diyorsunuz bu mesaj durumuna?
Ben böyle bir lafı olan filmde oynamaktan çok memnunum. Filmde Sinan Çetin'in Ankara'ya duyduğu bir öfke var. Ben de, onunla Ankara'ya karşı aynı duyguları beslediğim için
bu filmde oynadım. Artık yirmi beş yıl sonra bir yapacağım işin kokusunu almazsam, o yirmi beş yılı boşuna geçirmişim demektir. Sinan'ın filminin böyle bir başarıya ulaşacağını biliyordum. Onun da senaryosuna çok emek verdim. 'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar'ın çok ticari bir film olmadığı zaten senaryosundan belliydi.
Sinema sonuçta ticari bir şey ama.
Öncelikle yaptığın filmin çok seyredilmesini istiyorsun tabii. Güzel bir film yaptık, kimse seyretmiyor bunu. Ne yapalım, haydi uğurlar ola. Burada mesele sadece anılmak, hakkında söz edilmesi değil. Benim bir dünyaya bakışım var?
Dünyaya nasıl bakarsınız?
Sinan Çetin'le birlikte Komser Şekspir gibi bakıyorum. Bunu paylaşmasam zaten o filmde oynayamam. Aynı şekilde Serdar'ın (Akar) da dünyasını da paylaşıyorum. Onun için iki filmden de memnunum. Zaten artık kendimi memnun edecek işler yapıyorum.
Ekonomik kriz sizi nasıl etkiledi.
Sinema zaten ittir kaktır yürüyen bir iş. Filmlerin maliyetleri çok arttı. Kriz, etkilenmenin ötesinde sinir bozucu bir şey. Bir sabah kalkıyorsun, cebindeki paranın yarısı uçmuş gitmiş. Birileri götürmüş. Barış Pirhasan'la mayıs ayında bir filme başlayacaktık. Her şey tamamlanmış, bütçe hazırlanmıştı. Fakat, şu anda her şey durdu. Sinema bir yana, toplum depresyona girdi. Güven yok, hepimizin morali bozuk. Onun için, bence Komser Şekspir Ankara'ya az gönderme yapıyor.
Yine de gelecek için umutlu musunuz?
'On beş yıl sonra yine ben bu insanları mı göreceğim?' diye düşünüyorum. Hâlâ titreyen, pazarda dometeslerin, hıyarların önünde resim çektirip siyaset yapmaya çalışan, televizyona çıkıp çapsız konuşmalar yapan siyasetçiler. 'Bunlar başımızdan eksik olsunlar' diyorum. Yani yaptığım iki filmden aldığım keyif yerini gam ve kasavete bıraktı.
Ne ilgisi varsa ama yine sorayım, aşk hayatınız nasıl bu arada?
Artık 'aşk hayatımız' diyemeyecek kadar eskidik. Bence artık böyle bir şey konuşmak bile, insana vicdani bir rahatsızlık veriyor.
Böyle bir ortamda iyi olan bir durumumdan söz etmek istemiyorum, ayıp olur!


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.