Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
18 Mart 2001

Hazar'ın dalgaları

eguven@radikal.com.tr
İran ile Rusya arasında 1979'dan sonra ilk kez geniş kapsamlı bir işbirliğine imza atıldı Moskova'da geçen hafta. Silah ticaretinden uzay teknolojisine, nükleer enerjiden Hazar'ın paylaşımına uzanan bir işbirliği alanı var önlerinde.
Bu işbirliği ortamı genel anlamda pek yeni sayılmaz. ABD'nin Ortadoğu'daki varlığı ve 1990'ların başından itibaren Türkiye'yle birlikte Avrasya'ya sarkması, iki ülkeyi pragmatik bir çıkar birliğine itmişti zaten. Hatemi'nin gezisi bu birliği, diplomatik bir jestle taçlandırmış oldu.
Yeni olan, Rusya'nın 1995'te İran'a artık konvansiyonel silah satmama ve nükleer teknoloji aktarımında bulunmama yolunda ABD'ye yönelik 'gizli taahhütü'nden caydığını bizzat Putin'in ağzından ve alenen dile getirmesi ve Hazar Denizi'nin paylaşımına ilişkin görüş birliğine varılması.
İran başta hava savunma sistemleri, tanklar, savaş uçakları, helikopterler, devriye botları için kimilerince abartılı bulunsa da 7 milyar doları gözden çıkarmaya hazır. Nakit kazanç bir yana silah sanayiinin randımanı açısından Rusya için bundan iyisi can sağlığı.
Buşehr'de yarım kalan nükleer reaktörün tamamlanması karşılığında Moskova'nın alacağı
1 milyar dolar da cabası. İkinci bir reaktör için de istekli Tahran.
Stratejik olarak Rusya-İran yakınlaşması, Putin'in Moskova'sı açısından, girişken dış politika çizgisinin uzantısı. Rusya, Çin, Kuzey Kore, Küba ve Libya gibi ABD'yle sürtüşmeli ülkelere yönelik açılımına bir halka daha eklemiş bulunuyor böylece. Dahası Ortadoğu'nun esaslı ülkelerinden birinde nüfuzunu artırma şansı yakalıyor Moskova.
İran adına ise Ortadoğu'da güç dengelerini kendi lehine değiştirmesi demek bu. Özellikle de İsrail'e karşı. Tabii Türkiye'yi de unutmamak lazım. İran hem silahlarını modernize edecek hem de gücüne güç katacak. Asya ve Avrupa'ya yaptığı ziyaretlerle zorladığı 'tecrit' konumundan kurtulmak için esaslı bir adım da atıyor Tahran. Ayrıca güçlü bir siyasi müttefik kazanıyor.
Velhasıl iki ülke ortak biçimde Amerikan egemenliğini hem diplomatik hem de askeri açıdan dengeleme niyetlerini açıkça ortaya koyuyorlar.
Washington olup bitenlerden hoşnutsuzluğunu saklamadı. Amerikalıların İran'ın konvansiyonel silah kapasitesini artırmasından, daha önemlisi nükleer silah programını ilerletmesinden kaygı duymaması beklenemez. ABD'nin tepkisi, İran-Rusya alışverişinin hacmine göre belli olacak.
Türkiye'ye gelince... Ankara kendisini özellikle Kafkasya ve Orta Asya'da perdelemeye yönelik bir ittifaktan elbette hazzetmez. İran'ın askeri olarak güçlenmesinden, hele hele nükleer güç haline gelmesinden de. Rusya'nın Ortadoğu'da boy göstermesi de Ankara'nın pek hoşuna gitmez.
Ancak Türkiye'yi asıl kaygılandırması gereken, Hazar'a ilişkin imzalanan anlaşma.
İran, öteden beri Hazar'ın kıta sahanlığı temelinde paylaşımına karşı çıkıyor. Çünkü payına Hazar'ın yalnızca yüzde 13'ü düşüyor, üstelik bu bölgede petrol ya da doğalgaz yok.
Rusya başlangıçta İran'ı destekledi, ta ki kendi payında petrol bulunana kadar.
Buna karşılık iki ülke geçen hafta tüm kıyı ülkeleri arasında anlaşma sağlanana kadar Hazar'ın paylaşımını kabul etmeyeceklerini bildirdi.
Demek ki Tahran siyasi ve ekonomik kozlarını kullanarak Moskova'yı yeniden kendi safına çekmeyi başardı.
İmzalanan anlaşma Hazar'da iş yapan şirketlerin kafasını karıştıracak mahiyette. Yeni yatırımcıları da ürkütebilir.
Anlaşma Hazar'ın altından boru hattı geçirilmesine de karşı çıkıyor. Bu Türkmen doğalgazı ve Kazak petrollerini Hazar'ın altından Bakü-Ceyhan hattına bağlamaya çalışan Türkiye ve ABD'nin çabalarını baltalamaya yönelik bir hamle. Türkmen ve Kazaklara bir nevi gözdağı.
Rusya-İran yakınlaşması yakından izlenmeli...


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.