Halk, nobran adamı sevmez hdevrim@hurriyet.com.tr Bir anket çalışmasına göre, halkın yüzde 62'si Kemal Derviş'e tam destek veriyormuş (Hürriyet, 17 mart).
Ertuğrul Özkök bu veriden yola çıkıyor. Yolda Derviş'e rastlamış, kısa bir süre sohbet etmişler. Sedat Ergin de konuşmuş yeni Bakan'la. Onun, tıpkı Özal gibi, konuştuğu insanın koluna dokunması dikkatlerini çekmiş. Anketi yapanlarla da görüşmüşler. Halkın eğilimi "bir siyasî ümide dönüşme potansiyeli taşıyor" derler.
İyi haber veriyorlar bize; güveneceği siyasetçiye çok ihtiyacı olan halk, Derviş'te, yeni bir liderin doğuşunu görüyor, diyorlar.
Anketi yapan Selim Oktar ilave ediyormuş:
- Doğmakta olan ikinci lider de Tayyip Erdoğan.
O da tek başına bir parti kadar oy alıyormuş.
Günümüzde aslolan ölçü, bu değil. Tayyip Erdoğan benim burada vaktiyle üç nobran diye saydıklarımdan biridir. Diğer ikisi Mesut Yılmaz ile Güneş Taner.
Kemal Derviş bir başkasına benziyor. Onlar ayrı hamurdan, bu dediklerinize hiç benzemez. Ve halk, nobran adamları sevmez.
Göreceksiniz!Saim Kaur Saim Kaur'la da vedalaştık.
1950'li yılların sonuna doğru Yeni Sabah spor servisi geliyor gözümün önüne. Heybetli vücuduyla Nezih Demirkent servis şefi (o zaman gazeteler tek müdürlüydü). Erol Kaner, Rahmi Turan, Yalçın Toker, Yılmaz Özgen... muhabirler. Tek foto-muhabiri vardı servisin, o da Mehmet Luma'ydı.
Nezih, bazen yazarlarıyla birlikte gelirdi odama: Saim Kaur ile Coşkun Özarı (futbol), Sinan Erdem (voleybol vd sporlar), Yalçın Granit (basketbol). Hemen hepsi boylu boslu adamlar...
Ğ"Devler bastı odayı, diye gülerdim.
Yeni Sabah'ın spor servisiyle bir başka türlü gururlanırdık. Tek tek elemanlarının niteliğinden, Demirkent'in işi sahiplenme üslubundan oluşan bir havaydı sanırım.
Saim Kaur'un yazılarını güvenerek okuduğumu hatırlıyorum. Bütünüyle insana güven veren bir yanı vardı; sporu ciddîye alan, taraf tutmayı filan hatırından bile geçirmeyen, adam gibi adamdı.
Nur içinde yatsın! KOMEDYA "Kriz trafiği çözdü" diye bir haber; "Boğaziçi ve Fatih köprülerinde trafik birkaç hafta öncesine oranla çok daha rahat akıyor" diye sevinmişler (Milliyet, 17 mart).
Belediye Ulaşım Dairesi'nden tamamlayıcı bilgiler alınmış. İstatistik bile var: Ocak ayının ikinci haftasında, mesela çarşamba günü Boğaziçi'nden 73 835 ve Fatih'ten 73 122 araç geçmişken, mart ayının ikinci haftasının çarşamba günü ilkinden 68 196, ikinciden 71 711 araba geçmiş.
Ne mutlu bize, değil mi? İşte buna "Kahır yüzünden lütuf görmek" denir diye sevinsek yeridir.
İstatistik dışı bir bilgi de ben vereyim:
Ğ"Martın ikinci haftası Kurban Bayramı tatiliydi. Pijamalı çevreci âbidesi Allah rahmet eylesin, bu vesileyle öğrendiğim adı Bayram Kuzu'ymuş. Bergamalıların siyanürlü altın kampanyasında gösterilere katılanlardan biriydi. Hep önde yürür, çıplak ve kilolu gövdesiyle, üniforma haline getirdiği, kalın mavi çizgili pijama altlığıyla dikkati çekerdi. Kendi adından çok, çizgi roman kahramanı Obeliks (Hopdediks) adıyla anılırdı.
Ocak ayında öldü Bayram Çavuş. Bir simge olarak onun heykelini dikmek isteyenler varmış. Bergama Çevre Yürütme Kurulu Başkanı Oktay Konyar bu konuda bir açıklama yapmış (Macit Sefiloğlu, 17 mart, Hürr.).
Haberle birlikte Bayram Çavuş'un, belden yukarısı çıplak, mavi çizgili pijama pantolonuyla bir resmi de yayımlandı.
Aramızdan ayrılana ve savunulan çevre sağlığına elbette saygılıyım. Ama bu pijamalı kıyafete itirazım var.
Gece entarisinden bizim erkeklerimiz pijamaya ne zaman geçti, sualine kesin cevap veremem. Ben evimizde entarili adam görmedim. Çizgili pijamasıyla bakkala kadar gidip gazetesini alan adamlara rastlamak için, İstanbul'da savaş ertesi yılları beklemek gerekti sanırım. Daha önce mesirelerde, ayağında pijamasıyla, ağaç altlarında kurulu aile sofralarında bağdaş kurmuş oturan adamlar görmez miydin, diye sorsanız, hayır demekte zorlanacağım galiba.
Yıllar önce TRT ekranlarında her akşam gösterilen, "aile hali" temalı (adı "Beş Dakika"ydı diyeceğim, ama emin değilim) bir dizi vardı. Eğitici nitelikli (niyetli) bir programdı. Evin erkeği her daim pijamalı. Oturduğum yerde söylenir dururdum:
- Aferin, millete iyi örnek oluyorsunuz, diye.
Almanya'da bizimkilerin kümeleştiği bir semtte "Pijamayla Dolaşmayın!" tabelası asıldığını öğrenince de ürpermiştim.
Pijamanın değil sokak, ev-içi kılığı bile olmadığı, ancak yatak odasında giyilebileceği, zevksizlik, saygısızlık bir yana, bunun temizlik ve sağlık endişesiyle de böyle olması gerektiği çocuklara ilk sattığım akıllardan biridir.
Pijamalı-çıplak-şişman adam görüntüsü... Bunu sevimli bulanlar, çevreci gösterilerin simgesi haline geldiğini söyleyenler çıkacaktır. Darılmasınlar, ben sokakta pijama pantolonuyla dolaşmayı da, çevre kirletmenin bir türü saymaktan vazgeçmeyeceğim.
Anıt-heykel kararı jürilerden geçer. Jüride sanatçılar bulunur.
Onlara ümit bağlıyorum.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|