Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
21 Mart 2001

Tekila baş ağrıttı

1980'li yıllara yükselen tüm piyasaların başına dert olan kamu açıkları ile giren Meksika, ABD'nin ve IMF'nin ortaklaşa hazırladığı yardım paketiyle ekonomisini toparladı. Orta Amerika'nın dinamik ekonomisi halen kriz sarhoşluğundan sıyrılmaya çalışıyor
Haber ResmiFatih ÖZATAY/ Güven SAK
Kamu sektöründeki büyük açıkları finanse etmek için 1974 birinci petrol şokundan sonra Meksika'da enflasyon yükselmeye başlar. 1981'lere kadar yüzde 20'ler düzeyinde kalıyor. çok hızla artan petrol gelirlerine karşın, 1970'lerin sonuna gelindiğinde ödemeler dengesi krizi ile karşılaşıyor Meksika. Kamu açıklarının finansmanı için dış borçlanma, seçimler öncesinde genişlemeci politikalar, değerlenmiş kur...
1985-1987 arasında ortalama enflasyon yüzde 94, ortalama büyüme hızı yüzde 0.2 oluyor. 1987'de De la Madrid yönetimi temel vurgusu maliye politikasını düzeltmek olan yeni bir istikrar programı uygulamaya başlıyor. Sıkı para politikası uygulanırken, ücret ve fiyatların belirlenmesine dönük çalışmalar yapılıyor.

1988 Aralık, farklı bir öykü: 'Pacto'
Asıl istikrar programı 1988 Aralık ayında Carlos Salinas yönetimince uygulamaya konuluyor. Bu program ile bütçeyi sıkma ve parasal daralma gibi klasik reçetelerin yanı sıra kronikleşen enflasyonla mücadele için, toplumsal uzlaşmaya dayanan gelirler politikası izleniyor. Hükümet, kur ve kamu fiyatlarının artış hızını hedef aldığı enflasyona göre ayarlayacağı sözünü veriyor. İşveren ve işçilerden, o tarihten sonra imzalayacakları sözleşmelerde geçmiş enflasyonu değil, hedef enflasyonu dikkate almaları isteniyor. Taraflar uzlaşıyor. Kapsamlı bir vergi reformuyla vergi oranları indiriliyor. Buna karşılık, hiç vergi vermeyen geniş bir kesim kapsama alınıyor. Sonuçta vergi veren kişi sayısı, 1989 ile 1990 arasında, yüzde 76 artarken 1988-1990 arasında vergi gelirlerinde çok büyük artışlar oluyor. 1988 Aralık ayında yüzde 180'e kadar yükselen enflasyon, bu programın uygulanmasıyla birlikte baş döndüren bir hızla düşüyor; 1989 ortalaması yüzde 20 oluyor! 1993'e gelindiğinde ise yıl sonu enflasyonu artık sadece yüzde 8.3'tür. Buna karşılık, 1989-1992 arasında ortalama büyüme hızı yüzde 3.5 oluyor.

Ve krize doğru...
1994 yılına gelindiğindeyse Meksika enflasyon sorununu büyük ölçüde halletmiştir. Kamu kesimi açık vermemektedir. Ancak, iki alanda Meksika'nın önemli sorunları bulunmaktadır. Meksika 1990'larda hep önceden açıklanmış bir aralık içinde hareket eden bir kur rejimi uyguluyor. Böyle bir politikanın uygulanacağına söz verildiğinden ve çıkış stratejisi de önceden belirlenmediğinden bu sistemden çıkılamıyor. Bu nedenle, 1993'te Meksika büyük cari işlemler açığı veren bir ülke konumunda. İlk sorun bu.
Yüksek miktarda yabancı sermaye girişi, kredilerde sıçrama yaratıyor. 1988 yılında özel sektöre açılan kredilerin milli gelire oranı sadece yüzde 10. Oysa, bu oran 1994 yılında yüzde 42'ye ulaşıyor! Bankacılık sektörü giderek daha sorunlu bir hale geliyor. Bu da ikinci sorun. Ancak, iktisatçıların ortak görüşü, 1993 yılında fitili ateşleyen unsurlar olmasaydı Meksika'nın bu sorunların üstesinden gelebileceği yolunda . Şimdi fitili ateşleyen bu unsurlara bakalım.

Ah şu şoklar!
Ocak 1994'te gerilla hareketi yine güçleniyor. Chiapas gerillalarının ülkenin güneyindeki başkaldırısı, ülkenin siyasi istikrarı hakkındaki kuşkuları artırıyor. İlk şok bu. İkinci şok yine siyasi taraftan geliyor. 1994 Ağustosu'nda Meksika'da başkanlık seçimi var. Seçim ekonomisi ne kadar uygulandı bilemiyoruz. Ancak, seçim kampanyası sırasında, iktidardaki partinin başkanlık adayı olan Luis Coloso, 23 Mart tarihinde siyasi bir cinayete kurban gidiyor. Üçüncü şok ise ekonomik ve dışsal. ABD Merkez Bankası (FED), Şubat 1994'te kısa vadeli faizleri yükseltiyor. Yabancı sermaye için ABD giderek daha çekici oluyor. Hele Meksika'da olmanın riskini haklı çıkaracak bir reel kazanç şansı yoksa....
Üç ay vadeli Hazine bonolarının faizi yılbaşında yüzde 10'lar dolayındayken yüzde 18'lere fırlıyor. Ağustos ile aralık ayı arasında ise yüzde 15'ler dolayında seyrediyor. Yılın ilk aylarında 29 milyar dolar düzeyinde olan döviz rezervi, özellikle siyasi cinayet sonrası 17 milyar dolar düzeyine düşüyor. Döviz kuru mart ayından itibaren yüzde 10 değer kaybediyor. Aralık başında döviz rezervleri 10 milyar dolara kadar düşüyor. 20 Aralık'ta, döviz kurunun dalgalanmasına müsaade edilen aralığın üst sınırı yüzde 15 genişletiliyor. Yetmiyor. Yılbaşında döviz rezervi 5 milyar doların da altına iniyor. Enflasyon 1995 ortasında yüzde 95'e fırlıyor. 1993 sonunda 1 dolar 3.11 peso iken, 1994 sonunda 5.33 peso oluyor, 1995 sonlarına doğru 8 pesoyu aşıyor ve 1995 sonunu ise 7.64 peso düzeyinde kapatıyor. 1995'in ilk üç ayının sonunda faiz yüzde 110'lara sıçrıyor, ekonomi yüzde 6.2 küçülüyor.
Bu tür piyasalarda bu çapta bir krize alışık olmayan uluslararası finansal piyasalar nasıl bir önlem alacaklarını şaşırıyorlar. Acil çözüm için ilk akla gelen kapsamlı bir yardım oluyor. ABD hükümeti ve IMF tarafından ortaklaşa bir yardım paketi hazırlanıyor. Bankacılığa deyim yerindeyse, neşter yerine tam bir 'balta' vuruluyor. İkisi dev özel sektör bankası olmak üzere on bir banka kapatılıyor. Operasyonun maliyetinin, milli gelirin yüzde 12'sine ulaştığı hesaplanıyor.

Sonuç
Bankacılık sektörünün rayına oturtulması ve klasik IMF reçeteleriyle birlikte, Meksika ekonomisi kendini toparlıyor. Büyüme hızı 1997'de yüzde 6.8 oluyor. Enflasyon 1995 sonunda yüzde 52'ye iniyor, 1996'da yüzde 28, 1997'de ise yüzde 16 oluyor. 2000 yılı sonu itibarıyla enflasyon yüzde 9 düzeyinde gerçekleşti Meksika'da. Büyüme hızı ise yüzde 6.9 oldu. Üç ay vadeli Hazine bonolarının faizi şu anda yüzde 16. Bu arada Meksika'da Kurumsal Devrimci Parti ilk kez seçimleri kaybetti. Yeni hükümet bugünlerde yerli halkın temsilcisi olan ve Chiapas ayaklanmasını başlatan Zapatistaların lideri Subcommandante Marcos ile görüşmelere oturdu.

İktisat politikası hataları
İktisatçılar, krizlere karşı son derece hassas olan bu yapıda Meksika yönetiminin iki temel hata yaptığını belirtiyorlar.
Birincisi, önceden açıklanan döviz kuru politikasına sıkı sıkı sarılınıyor. Faiz haddinin daha fazla yükselmesini engellemek için, sermaye çıkışları 'sterilize' ediliyor. Diğer bir deyişle, sermaye çıkışları nedeniyle Merkez Bankası'nın döviz rezervleri eriyor. Bu azalan döviz miktarı kadar peso sistemden çıkıyor. Bu da faiz haddinin yükselmesi yolunda baskı yapıyor. Bunu engellemek için, Meksika Merkez Bankası, sisteme likidite enjekte ediyor (Türkiye'de aynı uygulamayı Rusya krizi sırasında TCMB yapmıştı). Sisteme çıkan likidite, bankalar ve banka dışı kesimce döviz alımında kullanılıyor, döviz rezervleri daha da eriyor. Bir anlamda, Meksika Merkez Bankası kendi silahıyla kendini vurmuş oluyor.
Faiz haddinin yükselmesini engellemenin temel amacı, bankacılık sektörünün kırılgan yapısı. Bu yükselişin, hem iç talebi kısarak, hem de işletme sermayesi olarak kullandığı kredinin maliyetini artırarak şirketler kesimini olumsuz etkilemesinden korkuluyor. Çünkü, bu durumda geri dönmeyen kredi miktarı daha da artacak. Aynı zamanda, bankaların peso cinsinden taşıdıkları varlıkların değeri düşmüş olacak.
İkinci temel hata ise, peso cinsinden bir ay vadeli Hazine bonolarının döviz cinsi bonolara dönüştürülmesi. (Bu 'cin' fikir bizde de ara sıra gündeme geliyor).
Bunun arkasındaki temel amaç, peso cinsinden borçlanılırsa, artan yurtiçi faizler nedeniyle devlet bütçesinin erozyona uğramasından çekinilmesi. Bu işlemle Hazine'nin iç borcunun yüzde 55'i dolar cinsinden borca dönüşüyor.
(Bu oran, işlem öncesi sadece yüzde 5 dolayında.)

Krizle yaşayan gelişmekte olan piyasalara G-7 ilacı
Aralık 1994'te Meksika'da patlak veren kriz, yukarıdaki sütunlarda tartıştığımız gibi önceden 'geliyorum' demedi. Zora düşen elbette sadece Meksika hükümeti değildi. Meksika'daki kriz diğer 'yükselen' ekonomileri de tehdit eder nitelikteydi. Uluslararası mali sistemdeki fırtına IMF'yi ve gelişmiş ülke hükümetlerini de zor duruma sokmuştu. Sermaye hareketlerinin giderek serbestleştiği bir dünyada daha önce bu çapta bir yükselen ekonomi kriziyle karşılaşmamış olan ülke ve kurumlar sorunun nasıl çözülebileceği konusunda da hazırlıklı değildi. Bakın kendisi de daha sonra böylesine bir kriz sonrası Brezilya Merkez Bankası Başkanı olan Arminio Fraga, bu hazırlıksızlığı nasıl anlatıyor:
"IMF, böyle durumlarda kredi açabileceği düşünülebilecek ilk kuruluştu. Ancak, IMF'nin bunu yapabilmesi için bir istikrar programı hazırlanması gerekiyordu. Bu da oldukça zaman alacak bir işti ve bu kredi açıldığında bankacılık sistemi çoktan çökmüş olacaktı". Bu esnada Meksika'nın en büyük ticaret ortağı ABD devreye girer. Fraga anlatmaya devam ediyor: "ABD 40 milyar dolarlık bir yardıma niyetlenir. Ancak, anlaşılır ki Kongre'den bu büyüklükte bir yardımı geçirmesi mümkün değildir. Bu durumda, 60 yıl önce oluşturulan 'Döviz Kuru İstikrar Fonu'na başvurulur. İlginç olanı, bu fonun ABD Doları'nı yabancı paralar karşısında desteklemek için kurulmuş olmasıdır. Oysa, burada desteklenmesi söz konusu olan Meksika Pezosu'dur." (1)
Sonuçta, ABD ilk düşündüğünün yarısı kadar kaynak aktarabilir. Bu nedenle ABD hükümeti, merkez bankalarının bankası konumundaki BIS'in, IMF'nin ve bazı büyük ülkelerin de devreye girmesini ister. Bu 'şaşkın ördek' tavrından ders alan G-7 ülkeleri, birkaç ay sonra Halifax'da bir araya gelirler. Amaç, bir daha böyle krizlerle karşılaşıldığında ne tür bir tavır takınacaklarının saptanması ve bu tür krizlere karşı uluslararası mali sistemin nasıl güçlendirileceğinin belirlenmesidir. Bir yıl sonra da Lyon'da toplanırlar. Bu toplantılarda ileri sürülen önerilerin değerlendirildiği bir kitap var. Bu kitaba az önceki dipnotta gönderme yaptık.
Şimdi, bu kitabın ilk makalesinden -ki yazarı ABD Hazine Bakanlığı da yapmış olan tanınmış bir akademisyen olan Lawrance (Larry) Summers'dır- yararlanarak bu önerileri sıralayacağız. Burada hemen bir not düşelim. Hem kitabın editörü hem de ilk makalenin sahibi, bu önerilerin çoğunun hayata geçirildiği kanısında. Kitabın basım tarihi Ekim 1996. Ancak ne garip tecellidir ki, o sıralarda etkileri çok daha geniş ölçüde hissedilecek olan Uzakdoğu Asya'daki kriz patlak vermek üzeredir.

ABD'den önlemler manzumesi
Halifax toplantısında iki tür önlem ortaya çıkıyor. İlk grupta krizleri önlemeye dönük önlemler var. Kitabın girişinde Summers bu birinci grup önlemleri şöyle sıralıyor:
"IMF, ulusal politikaların gözetimi faaliyetlerini yoğunlaştırmalı, tüm hükümetlere daha keskin politika önermelerinde bulunmalı ve gerekli politika değişiklikleri yapmayan hükümetleri açık biçimde uyarmalıdır". Ayrıca, üye ülkelerin yayımlayacakları ekonomik ve mali istatistiklerin ne tür bilgiler içermesi gerektiği konusunda IMF'den çalışmalar yapılması isteniyor. Bilmiyoruz sizlere bu 'önlemler' neler ifade ediyor ama, bize biraz 'pek hoş' geliyor. Yine de G-7'lere haksızlık etmeyelim ve ekleyelim: Buradaki vurgu, IMF'nin geçmişteki rutininin dışına çıkmasının gerekli olduğu yönünde. Cari işlemler hesabındaki hareketleri izlemesinin ötesine geçmesi ve sermaye hareketlerine yoğunlaşması isteniyor. Bu da doğal olarak, çok daha yakından bu ülkelerin izlenmesi anlamına geliyor.
İkinci grup önlemler ise 'kriz yönetimine' ilişkin. Bu gruptaki önlemlerin ilki çerçevesinde, krizi aşmak için IMF kredisinin çabuklaştırılması ve ilk diliminin miktar olarak artırılması isteniyor. Ancak, bu işlemin de bazı koşullara bağlanmasının gerekli olduğu vurgulanıyor. IMF bu istenileni yapıyor ve acil finansman mekanizması (EFM) adlı bir fon kuruyor. Ayrıca, G10 ülkelerinden IMF'ye sağladıkları kredi imkânlarının iki katına çıkarılması talep ediliyor. Son olarak da G-10 ülkelerinin maliye bakanlarının ve merkez bankası başkanlarının bir çalışma grubu oluşturması ve daha ayrıntılı önlemler üzerinde kafa yormaları isteniyor.
(1) Fraga, A. (1996) "Crisis Prevention and Management: Lessons From Mexico", From Halifax to Lyons: What has been done about Crisis Management içinde, derleyen P. B. Kenen, Princeton University.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.