Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
21 Mart 2001

İpe un serenler

Her şeyden önce, 'Ulusal Program' adıyla Türkiye'nin uygarlaşması için hükümet adına açıklanan hususların artık gerçekleşebileceğine inanmaya başladık. AB'ye girsek de girmesek de, Türk toplumunun kendine layık bir sistem ve bunun getireceği iktidarlar ve bürokratların daha bilgili, yetenekli ve namuslu olacaklarını da umuyoruz. Bu reformları kendi toplumumuz için ve kendi kararımızla değil de, AB'ye girme koşulu olarak gerçekleştireceğimize söz vermemiz ise çok acı bir gerçek olarak ortada durmakta.
Programın içeriğine girmek gereksiz. Hepimiz okuduk ve duyduk. Ama içeriğin, toplumu biraz rahatlattığını ve en çok sıkıntısı çekilen ekonomik problemlerin de en kısa sürede giderileceğini vaat eden bir hava yaratıldığını kabul edebiliriz.
Olaya, tarih perspektifi içinde bakarak, AB'nin bizi neden kabul edip etmeyeceğini ve bizim AB'ye girmemizin koşullarını çok kısa bir tarzda, gözden geçirmemiz gerekir. Gerçek şudur ki, ister üzülelim, ister sıkılalım, Avrupa bizden alacağını Gümrük Birliği ile almış durumdadır. Buna ilaveten ne AB ne de Avrupalı, biz Türkleri içine almak niyetinde değildir ve bizi istememektedir. Şimdiye dek yaşanan olaylar, tam anlamıyla bizi oyalamaktır. Bundan üç yıl önce, AB'nin Dışilişkiler Komitesi Başkanı Tom Spencer, AB'nin 'yakışık almaz' (kullandığı terim 'tactical dishonesty') bir davranışla, birliğe almak istememesine rağmen, Türkleri oyaladığını basına açıklamıştı. Her şeyden önce, AB'nin Türkleri içine almaması için, onların kafasındaki, burada sıralayacağım unsurlara sıkı sıkıya inandıklarını bilmemiz gerekir. Bunlar: AB, bir Hıristiyan topluluğudur, Türkler ise Müslüman'dır. Türkiye'nin nüfusu AB kuruluşlarından çok büyük pay alacak kadar büyüktür. Türkiye'nin her bakımdan belirli bir düzeye gelmesi için çok para gerekir. Türkiye, aklına estiği zaman insan hakları kurallarını rahatça çiğner. Kıbrıs'ı işgal eden Türklerin komşuları Yunanlılara karşı kötü emelleri vardır. Türkiye ile beş asır süren savaşlar, Avrupalı gözünde ve belleğinde Türkler için kötüden de kötü bir imaj yaratmıştır.
Bizim AB'ye girmemizi istemeyen kesimler sadece Avrupalılar değildir. İçimizdeki bazı politikacılar ve bürokratlar, ahlaksız işadamları ile çeteler oluşturmuştur ve AB'ye girince alanı bu kadar boş bulamayacaklarını bilirler. Bu nedenle, konuşmalarıyla AB'yi desteklediklerini ifade etmelerine rağmen, bu değişimin onlar için yağmanın sonu olacağını gayet iyi bilmektedirler.
AB içinde, politikacılar ve toplumun belki de ufak bir kesimi, Türkleri gerçekten oyaladıklarını anlamış durumdadırlar. Tüm ekonomik, politik ve kültürel farklılıklara rağmen, Türkiye'nin AB'ye girmesinde her iki taraf için de fayda görenler vardır. Türkiye'de toplum, politikacıların ayak sürçmesinden bıktığından olacak, AB'ye girmemiz halinde düzelecek yasaların onlara daha kolay, insancıl ve uygar bir yaşam tarzı getireceğini de çok iyi bilmektedir. Zengin kültürü ve yaratıcı ekonomisi ile dünya sıralamalarında ilk sıralarda yer alan İtalya'da dahi, tanınmış bir düşünür eğer kalkıp da AB'ye üye olmakla İtalya'nın uygar ve gelişmiş bir ülke olabileceğini söylüyorsa, bizim AB'ye girmemizin nedeninin de bu temel üzerine oturması gerektiğini kabul etmemizin normal karşılanması beklenir.
İçeride ve dışarıda, ipe un serenlerin gerçekleri gördüğü gün, Türkiye AB içine girer. Bunu gerçekleştirmek için de bizlerin, pazartesi akşamı açıklanan Ulusal Program'ın bir an önce yürürlüğe konması için karar verecek kesimleri uyarmamız ve hatta dürtmemiz lazımdır. Bugüne kadar bizleri oyalayan bazı yetkililerin sonunda gerçeği gördüklerine inanmak istiyoruz.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.