Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
21 Mart 2001

Narkozun etkisi geçmeden

hdevrim@hurriyet.com.tr
Ekonomiden anlamayan, ama gazete haberlerini ve yorumlarını okuyup anlamaya çalışmayı kendine iş edinmiş birinin dünkü halini tasavvur edebilir misiniz?
Ben söyleyeyim, içler acısı bir perişanlıktı, içimde duyduğum.
Yeşil tükenmezimle dün altını çizdiğim satırlar bir araya getirilse, sırtı kalınca bir kitap eder sanırım. Peki ne anladın derseniz, gene Muharrem Sarıkaya'dan kopya çekeceğim. Kusuruma bakmasın!
"Başbakan Bülent Ecevit, dalgalı kur sistemine geçildiğinde, tekstildeki ihracatta patlama olacağını açıklamıştı. (Araya girmekten kendimi alamıyorum. Bu işgüzar tahmini yazıp da Başbakan'ın eline tutuşturanın eli kırılsın mı desem -sizin aklınıza daha az ayıp olacak bir beddua geldiyse, onu söyleyeyim- bilmem ki...) Ancak Başbakan'ın tekstildeki umudu tersine döndü. Tekstilin can damarı iplik üreticisi fabrikalar, dünden itibaren üretimlerini durdurmaya veya azaltmaya başladı".
Bir yanda Çerçeve Anlaşması. Beride "kahraman" Hükûmet'in Ulusal Program kitabı. Bu gelişmeler millete, dakika sektirmeden açıklanıyor. Ne iyi! Televizyonlarda metnin tamamını beklemeden, peyderpey açıklamalar bile yapılıyor. Ama bu şeffaflık krizinde (dün Koç Holding'in 37. Genel Kurul toplantısı bile televizyon ekranlarına yansıtılmıştı), şimdi de akla yeni bir sual geliyor:

   - Olayların gözümüzün önünde cereyan etmesi (Kemal Derviş'in iş çevreleriyle teması gibi), önemli metinlerin dakika kaybetmeden açıklanması, olup bitenlerin milletçe anlaşıldığını mı gösterir?
Hiç sanmam! Yazılı veya sözlü laf çokluğu (haydi kalabalığı demeyelim), gelişmeleri milletin saati saatine takip edebileceği anlamına gelmez; hatta kamuoyunun bilgilendirilmesini biraz daha güçleştirir.
Birilerinin, bir yerde plağı durdurup, gelinen noktayı bize anlatması gerekir. Mesela aynı yazıdan aktaracağım şu üç cümle, bu açıdan, bütün o laf çokluğundan daha aydınlatıcıdır:
"Piyasa, narkoz verilmiş bir hasta gibi.
"Bu piyasa ikinci bir narkozu kaldıramaz.
"Bu nedenle ne yapılacaksa, Kemal Derviş'e kamuoyu desteğinin bu kadar yüksek olduğu bir dönemde süratle yapılması gerekiyor" (Hürriyet, 20 mart).

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından
(Nihat Akçan dostum, hem de bir teşhis için yattığı hastaneden soruyor).

  • Şu cümleye ne dersin: "2000'in Akademi ödülleriyle ilgili en çok makbul gören yorum da şöyle." (Yeşim Tabak, 18 mart, Radikal-İki).

       - Bir defa Allah! derim. Ama kendimi bezginlik duygusuna kaptırmadan, şöyle devam ederim:
    Makbul, Arapça bir sıfattır "Kabul edilen, beğenilen, geçerli" anlamlarına gelir. İsim hali bildiğiniz kabul kelimesidir.
    Yeşim Hanım meslektaşım! Siz "en çok beğenilen gören yorum (veya kabul edilen gören yorum veya geçerli gören yorum)" demek istemediğinize göre, "en çok kabul gören yorum" demeliydiniz.

    Özel sektörün ağırlığı
    Dünkü Manşet'te Mehmet Ali Birand, Bülent Eczacıbaşı'yla konuşuyordu. Dikkatle dinlemeye değer bir konuşmaydı (CNN Türk, 20 mart). Dinlediğinizi farz ederek, aklımdan geçen bazı suallere birlikte cevap arayalım diyeceğim.

       - Türkiye'nin ileri gelen işadamları, bu son krizden çıkma çabalarına bütün ağırlıklarını koyma kararında olduklarını açığa vurdular. Samimiyetlerine inanıyor musunuz?

       - Sabancı Holding merkezindeki son toplantıda sanayi, bankacılık ve basın-yayın sektörlerinin iki nesil temsilcileri, adını koymak istemeseler de ortak bir "çatı" oluşturma kararıyla bir araya geldiler. Bunu da, ülkenin gidişinde daha etkili rol oynama kararlarının yeni bir belirtisi olarak görüyor musunuz?

       - Kemal Derviş'li çözüm formülü Hükûmet'ten geldi. Basın-Yayın çareyi ilk andan itibaren benimsedi. İş dünyası ve sendikalar ağırlıklarını aynı kefeye koymakta tereddüt etmediler. Halkoyunun da katılmasıyla, bu yeni ve güçlü görünen cephenin, kötü alışkanlıklar sahibi siyasetin karşı cephesini durdurup geriletebileceğine güveniyor musunuz?
    Yazın, konuşalım.

    TELAYNAK
    l Kütahya'dan Emine Özkan, bir şarkı sözünü işaret ediyor; Sinan Özen'in bir şarkısıymış ve güftesinde şiirinden faydalanılan ("Gitmek mümkün olsa da gitsem uzaklara / Yaksam kendimi savursam küllerimi uzaklara / Yine seni severdim toz toz / Yine sana tapardım küllerinin ağırlığınca...") Ümit Yaşar Oğuzcan'ın adı geçmiyormuş.
    Bildiğimden değil, okuruma güvenerek yazıyorum.

  • Anadolu Üniversitesi'nin Açık Öğretim programlarını (TRT 4), rastladıkça durup dinlerim. Herhangi bir saatte, bölük pörçük bilgilerin bile insana iyi gelen bir yanı olur.
Merak ediyorum, bu programların hocaları bilgi yanında farklı bazı nitelikleri ve görüntü özellikleriyle mi seçiliyor? Ne de olsa öğrenciyle yüz yüze değiller, bari hal ve görüntüleriyle etkili olsunlar diye mi?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.