![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Tek fiyat/çok fiyat gsak@radikal.com.trSayın Kemal Derviş ilk aşamadaki hedefin finansal piyasaları rahatlatmak olduğunu söylemişti. Hazine'nin salı günü yaptığı ihaleyle taşlar yerine oturmaya başladı. Hazine bu ihalede üç aylık bir süre için yıllık yüzde 193 bileşik faizle 2.1 katrilyon TL tutarında bir satış yaptı. Alınan rekabetçi olmayan tekliflerle birlikte bakıldığında çarşamba günkü geri ödeme için gereken miktar toparlanmış oldu. İhaleye gelen teklif tutarı ise 7.1 katrilyon TL oldu. Şimdi bu sonuca bakıp "Ne o faiz oranı öyle? Bu işin faturası hepimize çıktı" demek elbette mümkün. Ancak ihalenin hangi şartlarda yapıldığını da unutmamak gerekiyor. Türkiye'de 22 Şubat'tan itibaren yeni bir hal doğdu. Bu ihaleyle ise yeni bir dünyanın düzenli bir biçimde yeniden kurulabilmesi yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Biz devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) piyasasının yeniden işlemeye başlamasının ve krizden sonra 'ortak' bir fiyatın belirlenmiş olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde şekillenecek olan dünyanın önemli referans noktalarından biri böylece ortaya çıkmış oldu. Bu iyi haber. Peki, ama nasıl oldu? Öncelikle, Hazine bu ihaleye 'tek fiyat yöntemi' ile çıktı. Hazine ihalelerinde esas olarak iki yöntem kullanılıyor. Çok fiyat yönteminde ihaleyi kazananlar teklif ettikleri faiz oranı üzerinden ihale bedelini ödüyorlar. Bu tür bir ihaleyi kazananlardan, daha yüksek faiz oranı önerenler, daha düşük bir fiyattan DİBS alırken, daha düşük faiz oranı önerenler daha yüksek fiyattan alım yapıyorlar. İhaleye, alınan DİBS'leri ikinci el piyasada satmak amacıyla girildiği için düşük fiyattan alım yapanlar ertesi gün daha fazla kazanç elde etmiş oluyorlar. Ancak tek fiyat ihalesi böyle değil. Tek fiyat ihalesinde ihaleyi kazananların tümü, ihalede ortaya çıkan en yüksek faiz oranı ve en düşük fiyattan ödemeyi yapmaya hak kazanıyorlar. İhaleyi hangi fiyattan kazanmış olduğunuz önemini yitiriyor. Böyle bakıldığında, salı günü yapılan ihalede öncelikle doğru bir ihale yönteminin seçilmiş olduğu anlaşılıyor. Salıdan öncesini bir hatırlayınız, lütfen. Piyasalarda fiyat yoktu. İhaleye teklif atacak olanlar, fiyatlamayı kör atışı yapmak durumundaydılar. Bu koşullarda yapılan bir ihale, eskisi gibi, çok fiyat yöntemine göre yapılmış olsaydı, bankacılarımız iki işi aynı anda başarmak zorunda kalacaklardı: Hem ihalede kazananlar arasında olmaya çalışacaklardı, hem de daha düşük bir fiyattan kazanmaya çalışacaklardı. Bu kadar belirsiz bir ortamda patronları tarafından 'başarılı' sayılmaları için iki işi aynı anda başarmış olmaları gerekecekti. Halbuki tek fiyat yöntemi seçilerek 'başarılı' olmanın kriteri ikiden bire indirilmiş oldu. Böylece ortama uygun olarak, daha kolay bir biçimde 'ortak' bir fiyatın belirlenmesine imkân verilmiş oldu. Hazinemiz hakkında çeşitli görüşler bulunabilir ancak piyasaları yakından gözlemlemediğini ve borç yönetimi açısından başarılı olmadığını söylemek herhalde mümkün değildir. Peki, bu kadar yoğun teklif nereden geldi? Kamu kurumları, fiyat oluşum sürecini bozmamak için, ihalelere yalnızca miktar içeren rekabetçi olmayan teklifler vasıtasıyla katılıyorlar. Salı günü bankacıların, gelen talep tutarı karşısındaki, şaşkınlığına bakınca, ihaleye tasarruf sahiplerinden doğrudan emirler geldiğini de düşünmek gerekiyor. Biliyorsunuz, 250 milyon TL tutarında emir veren herkes Merkez Bankası vasıtasıyla bu tür ihalelere doğrudan katılabiliyor. Eğer durum böyleyse ortada ekonomi yönetimine ciddi bir 'güvenoyu' var demektir. Bekleyelim bakalım. gsak@radikal.com.tr
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||