Cihannüma hdevrim@hurriyet.com.tr Meselelere sahip çıkma
Sivil toplum kuruluşlarımızın meseleleri sahipleniş tavrı değişiyor.
Önce bir şey söyleyeceğim. Taksilerde saat uygulamasının, bütün gayretlere rağmen Türkiye'de, asla başarılı ve devamlı olamayacağına inanmış Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından biri de bendim. İstanbul'da yaşıyorum. Bu şehirde taksi saati uygulamasının kaç kereler zorlandığını, ama her seferinde yerleşemeden yarıda kaldığını hatırlayan tek İstanbullu da ben değilim herhalde.
Ama gün geldi, eski hamlelerden farkı neydi bilemiyorum, yeni bir karar, hem de ertesi günden itibaren devamlı uygulamaya dönüştü. Bugün de aksamadan yürüyor...
Ben bu hali, işin "kıvamını bulması" diye adlandırmadan yanayım, başka bir izah bulamıyorum. Toplumda bir niyet, bir tercih, bir karar kıvamına gelir gibi olduysa, daha doğrusu bana öyle gelince heyecanlanıyorum.
İktisat allamesi ne derse desin, sivil toplum kuruluşlarımızın son yıllarda, ekonomik, sosyal, hatta siyasal meselelere yaklaşım tarzı değişti, diyorum; daha kararlı, daha sorumlu, daha "sahip" tutumlarını, davranışlarını ben ümitlenerek takip ediyorum.
Acaba, diyorum, yanlış bazı alışkanlıklardan kurtulma noktasına nihayet geldik mi?
Her şeyi devletten bekleme, bir yolunu bulup devletten geçinenler kafilesine katılma alışkanlığımızdan mesela... Zanaat, ticaret, hizmet alanlarına hiç iltifat etmeden, geçimini asırlar boyunca devlet memurluğu ile askerlikten sağlamış atalarımızın yanlışından da diyebiliriz buna.
Bir kıble gibi yüzümüzü ona döndüğümüz, işler kötüye gidince, beklediğimizi alamayınca ağız dolusu kötülemeyi marifet sandığımız devlet!
Bir devlet memuriyeti, mensubiyeti peşinde koşan fertlerden söz etmiyorum yalnız; büyük şirketlerimizin, iktisadî kuruluşlarımızın da bir gözü hâlâ devlette değil mi?
Bu yanlıştan, bu zararlı alışkanlıktan sıyrılıyor muyuz acaba, diye ümitleniyorum.
İçimizin iyice karardığı günlerde ümitlenmekten bir zarar gelmez. Sahiplenme içgüdüsünün ekonomi alanında başlaması normaldir. Bu alanda alınacak sonuç, bakarsınız bugün pek ümitsiz görünen siyaset alanına da sirayet eder!İSTANBUL 2008 Sevgili Sinan Erdem
Ekonomik krizin işini biraz daha güçleştirdiğini biliyorum; senin yılmayacağını da...
"Olimpiyat kim biz kim?" diyenlere hayret ediyorum. Onların bu tutumu, Selanik'teki Kale Lokantası'nda yüzbaşı Mustafa Kemal'i dinleyip de ardından gülerken kendini pek akıllı sananları hatırlatıyor bana.
Büyük tasarılardan umacı görmüş gibi korkanlara her yerde, her zaman rastlanır. Utanacakları güne, ömrüm yetse de erişebilsem ne çok keyiflenirdim.
Sana uzaktan "Haydi Sinan!" diye seslenmekten ötesi elimden gelmiyor.
Bil ki yanındayım. Şimdi söz Can Gürzap'ta Geçenlerde burada, Nedret Selçuker'in bir notunu okudunuz. Yumuşak G harfinin (Ğ) telaffuzu üzerine bir tartışmaydı. Selçuker değil yerine, diyil, hatta diil denmesinden şikâyet ediyordu.
Ben, bire bir telaffuzun, yani sahiden yazıldığı gibi okumanın ve söylemenin aşırı bir iddia olduğunu, olmayacak duaya amin demek anlamına geleceğini, eski ve ünlü bir aktörden (Galip Arcan) örnek getirerek ifadeye çalıştım: yanlış yazılır, ama yağnış telaffuz edilir, diye.
Şimdi söz Can Gürzap'ta. O da ünlü bir aktör. Eşi Arsen Gürzap'la birlikte İstanbul'un en gözde diksiyon okulunun (Dialog) kurucusu ve öğretmeni:
"Türkçe'de "ğ" yani "yumuşak g" söylenmez. Çünkü "ğ" ses estetiği bakımından kulağa hoş gelmeyen, geriden, gırtlağı zorlayarak çıkan bir sestir. Oysa bir dilde sesli harfler ne kadar çoksa, ses zenginliği de o ölçüde artar. Ses bükümleri yapma olanağı fazlalaşır. Bu da konuşmanın renklenmesini, konuşma melodisinin tekdüzelikten kurtulmasını sağlar. Türkçe fonetik kuralları açısından "Ğ" sesi, çeşitli seslerle bir araya gelince aşağıdaki değişimlere uğrar:
1. "Ğ", hece sonundaysa, kendinden önce gelen ünlü, bir değer uzar: (: Uzatma işareti) ağlamak - a: lamak; boğmak - bo: mak; dağlamak - da: lamak..
2. "Ğ", O - A arasında ise, o ve a sesleri kaynaşır. Karışık sesliler (Diftong): boğaz - bo az; doğal - do al; soğan - so an.
Karışık Sesliler (Diftong): Bir nefes ve bir hecede söylenen iki sesli sese karışık sesli denir. Bu iki sesli sesin kaynaşması sonucu, iki ses söylenirken kulağa tek sesmiş gibi gelir. Buradaki söyleniş özelliği, dilin bir sesli sesten diğer sesli sese kayarak geçmesidir. Oysa normal seslide dil aynı yerdedir, hareket etmez. Türkçe'deki karışık sesliler, dilin aşağıdan yukarıya hareketi ile oluşur. Örnek: Bey : Bei; Şey : Şei; Çeyrek : Çeirek; Soğuk : Souk.
3. "Ğ", O - U sesleri arasında ise, o - u sesleri kaynaşır. Karışık sesli: oğul - o ul; soğuk - so uk.
4. "Ğ", A - A sesleri arasında ise, "A" bir değer uzun söylenir: sağanak - sa: nak; dağarcık - da: rcık; sağa - sa:; mağara - ma: ra.
5. "Ğ", A - I sesleri arasında ise, "A" bir değer uzun söylenir: ağır - a: r; kâğıt - kâ: t.
6. "Ğ", E - E sesleri arasında ise, "Y"ye dönüşür: değer - deyer; meğer - meyer.
7. "Ğ", E - İ sesleri arasında ise, "Y"ye dönüşür: değişim - deyişim; eğilim - eyilim; eğitim, eyitim.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|