Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
22 Mart 2001

'Ruhunu koruyarak'

mtasdiken@hotmail.com
Kuyu başına oturdum. Gazetelerde 'Ulusal Program' haberlerine bakıyorum.
Sanki yaz güneşi. Garip, kuru. Çimlerin rengi bozuk. Sarı taflanların, ortancaların, hanımelilerin yaprakları buruşmuş.
"Bahçe susuz kalmış" diyorum.
"Hayır" diyorlar. "Bit sardı."
Gözlerim gazetede, aklım bahçede.
İlk defa oluyor böylesi.
Bu haberleri okumak için özellikle indim buraya. İç karartıcılığı biraz dağılsın diye. Karşımıza çıkmış fırsat anlarını, yüzlerce yıldır yaptıkları gibi, zamana yayan, dursuna havale eden, 'isteksiz' ve 'kuşkucu' bir üslup.
Rönesans'ı kendi dışında bir gelişme sayan, matbaaya ilgisiz kalan, 'Sanayi Devrimi'ni görmezden gelen, tarihin en uzun ömürlü üslubu.
Şu 'bit' işi olmasa bile yapraklanan ağaçlardan, hatta erken açmış güllerden bir haz, bir bahar heyecanı yansımıyor.
Mevsimin alışık olmadığımız seyrinden mi, yağışsız toprakların cansızlığından mı, yoksa içimizde kırık, eksik kalan bir şeylerden mi bilmiyorum.
Gözlüğümü takıyorum ve bir gazete daha açıyorum.
Statüko, fikir değiştirdi, gömlek değiştirdi, eskiye 'tu kaka' dedi. Eski isimler yenilendi. Ancak eski gelenekler, eski kurumlar ve eski kurallar hâlâ o günkü zindelikte yaşıyor.
Osmanlı'da 'ilmiye-seyfiye-kalemiye' sınıfları, geleneksel kuralların taştan duvarları olarak her türlü yeniliğin karşısında olmayı asırlarca sürdürdü. İlmiye, medrese dogmalarının yılmaz savunucusu akademisyenler ve üniversite camiasından oluşuyordu. Seyfiye, kılıçlılardan mülhem olarak asker sınıfıydı. Kalemiye de bürokrasiyi temsil ediyordu.
Dünya değişti, devletler, yönetimler değişti, anlayışlar değişti. Bizim çifte su yemiş çelikten kaygılarımız bir türlü değişmedi.
Özellikle 312. maddeden söz edilirken açıkça 'ruhunu koruyarak' ibaresinin kullanılması, MGK ve laiklik konularında aynı anlamın iması, 'devlet-i âliye' tabirinin 'devletin kutsallığı' anlamıyla yaşamaya devam ettiğine de bir kanıt sayılabilir.
Osmanlı'nın bu üç sınıfı Avrupa'nın başarısını asla hazmedemedi.
Onun için kitaplarda 'Birinci Dünya Savaşı'nda Almanlar yenildiği için biz de yenik sayıldık,' yazdırdılar.
Onun için 'Biz kendimiz için yapalım. Avrupa istediği için değil. Ama zamanı gelince' diyorlar.
Artık yapılması gereken şu: Yenildiğimizi kabul etmek.
Sadece Birinci Dünya Savaşı'nda değil. Bilimde, teknolojide, demokraside, hukukun üstünlüğünde, insan haklarında. Yenildik.
Yenik olduğumuz ekonomide, şubatla birlikte bir kez daha yenildik.
Bu yağışsız toprağın mahsul zamanında bir kez daha yenileceğiz. Henüz kaldırmadığı ürününe karşılık borçlanan çiftçi, verimsmiz tarlasında yenilecek, ürün azlığından yükselen fiyatlarla vatandaş mutfağında yenilecek.
Batı'nın aydınlattığı değerlerin, insanlığın ortak değerleri olduğunu anlamamakta ısrar eden yöneticilerin hazırladığı bu 'Ulusal Program'la insanımız adaylık umudunda yenilecek.
Ve acaba bütün bunlardan sonra değerli yöneticilerimiz tarihe not düşerken, yine 'Halkı her alanda yenildiği için, hükümet de yenik sayıldı' diye mi yazdıracaklar?
Nerede yenilirsek yenilelim ama bahçede yenilgiyi kabul edemem.
Kalkmalı ve bu işlerden anlayan ziraat mühendisi bir arkadaşımı aramalıyım.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.