![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Tersine ırkçılık yapmayalım Kasım ve şubat ekonomik krizleri sadece cüzdanlara değil 'ego'lara da iki ağır yumruk darbesi halinde indi. Kişisel güven duygumuzla birlikte ulusal onurumuz da zedelendi. 'Yoksa biz millet olarak bu işi başaramıyor muyuz?' türünden sorular sorulmaya başlandı.Ve, zaten 'tersine ırkçılık' yapma eğiliminde olan kimi çevrelere ve bireylere gün doğdu. Onlar da fırsatı ganimet bilip, kendi toplumlarına, Türk halkına duydukları nefreti bol bol dışa akıtıyorlar. Neler söylüyorlar neler: Efendim, bu millet asla adam olmaz. Bunlar avantadan başka şeyden anlamazlar. Kaba ve hoyrattırlar, güzel ve ince şeylerden hoşlanmazlar. Pistirler, 15 günde bir çamaşır değiştirirler. Bunların ayakları kokar. Zaten çirkin ve eciş bücüş bir ırktırlar. Bunların kentleri de kendileri gibi çirkindir. Dünya kültürüne hiçbir katkıları olmamıştır. Gelecekleri karanlıktır, vs. vs... Buna benzer şeyleri dışarıdan bazı ırkçı çevreler söylese (ki geçmişte çok söylemişler) kıyameti koparırız. Haklı olarak koparırız. Çünkü, günümüzün uygarlığı ve insanlık anlayışı, ulusları, kavimleri, etnik grupları topluca kategorize edip aşağılamayı ırkçılık sayıyor. Irkçılığa karşı mücadeleyi de demokrasinin ayrılmaz bir öğesi olarak değerlendiriyor. Bu konuda ifade özgürlüğünün bile kısıtlanabileceğini kabul ediyor. Peki, bir ulusun içinden birileri kendi insanları için aynı şeyleri söyleyince bu da ırkçılık olmuyor mu? 'Tersine ırkçılık' dediğim şey bu. Burada da bir millet, bir halk topluca kategorize ediliyor ve aşağılanıyor. Tek fark, aşağılayanın da aynı toplumun bir bireyi olması. Türk aydınlarının tutulabildiği hastalıkları ele alırken bu menhus 'kendi ulusundan nefret' hastalığını da mercek altına almalıyız. Onu da anlamaya çalışmalıyız. Sebep olan mikrobu ötekilerden ayırmaya uğraşmalıyız. Ama önce teşhis etmeliyiz onu: Benim bu yazıda yapmak istediğim de bu. Tabii, bu sendromun olgun bireylere özgü 'kendi kendini eleştirme' yeteneğiyle asla karıştırılmaması gerek. O övülmesi gereken bir özellik. Ben düpedüz nefretten bahsediyorum. Cümlelere net ve açık bir biçimde yansıyan nefretten. Bugünlerde gazete sütunlarında sık sık okuyorsunuz bu türden cümleleri. Belki arkadaş sohbetlerinde de duyuyorsunuzdur: 'Bunlar adam olmaz, pistir, ayıdır, şudur budur.' Psikologlar bu türden 'kendi ulusundan nefret'in derin bireysel aşağılık duygularının dışavurum biçimlerinden biri olduğunu söylüyorlar. Bu dışavurum bazen kendi ulusunu dünyanın en büyük ulusu sayıp ötekileri aşağılama şeklinde, yani klasik ırkçılık biçiminde, karşımıza çıkıyor. Bazen de tam tersine, başkalarını büyütüp kendi ırkından nefret etme biçiminde. Araştırmalar Amerika'da örneğin zencilerin bu iki kutup arasında gidip geldiklerini gösteriyor. Ya 'Siyah en güzeldir' ya da 'Siyah en çirkindir.' Bu türden çelişkili duygulara eşcinseller arasında da rastlandığını yazıyor psikiyatri kitapları. Bazen şişkin bir gurur şeklinde dışavurulan kimlik, bazen derin bir kendinden nefret olarak fışkırabiliyor. Dehşet verici bir homofobi şeklinde. Hem zenciler hem de eşcinsellerle ilgili bulgular kendinden (ve kendi türünden) nefretin insanları intihara sürükleyen nedenlerin en başında geldiğini gösteriyorlar. Hemen tüm dünyayı dolaştım: Biz de, dünyanın diğer halkları gibi, başarıları ve başarısızlıkları olan bir halkız. Güzelimiz de var, çirkinimiz de. Ne genlerimizde bizi başarısızlığa mahkûm eden bir şey var, ne de üstün başarılar vaat eden bir şey. İnsanlık ailesinde ötekiler gibi bir öğeyiz. Çalışırsak başarırız, çalışmazsak yıkılırız. Krizler gelip geçer, uluslar kalır. Kendimizi överken de eleştirirken de ırkçılık tuzağına düşmemeliyiz.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||