![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Krizi derinleştirmemek ama adil de olmak ismet.berkan@radikal.com.trYaşamakta olduğumuz ve bir türlü tam olarak içinden çıkamadığımız krize çare ararken nerede durduğunuz ve nereden baktığınız çok önemli. Bence krize başta bu kriz yüzünden işsiz kalanlar olmak üzere işsizlerin, sonra da hâlâ bir işe sahip olan dar ve sabit gelirlilerin açısından bakmak gerek. Herhalde en önce yapılması gereken, daha fazla işyerinin kapanmasının ya da daralmasının önüne geçmek. Kısacası, krizden çıkarken ilk önce üretim yapanların, hizmet verenlerin başına daha fazla kötü şey gelmemesi için yardımcı olmak gerek. Bu sayede yeni işsizler doğmayacaktır. İşte bu yüzden, Türkiye'de tuhaf bir adlandırmayla 'reel sektör' diye adlandırılan kesimin şu sıralar kısa vadeli çıkarıyla, daha doğrusu var olma-ayakta kalma savaşıyla geniş kesimlerin çıkarı üst üste oturuyor. 'Reel sektör'ün ayakta kalması da kısa vadede bankalara bağlı. Çünkü, 'reel sektör' 2000 yılı boyunca hükümetin ilan ettiği döviz kuruna inanıp yatırım yaptı. Bunun için de bankalardan kredi aldı. Ve şimdi bankalar sıkışınca bu kredilerinin faizlerini olağanüstü yükselttiler. Eğer bankalar bu yeni kredi faizlerinde ısrarlı olacaksa, kısa zaman içinde Türk sanayiinin önemli bir bölümü bankaların mülkiyetine geçebilir, seri halinde iflaslar yaşanabilir. Ancak öte yandan bankaların da ayakta kalması gerekiyor, çünkü kötü kredileri yüzünden batan bankaların açıklarını sonuçta Hazine, daha doğrusu biz vatandaşlar ödemek durumunda kalıyoruz. Yine öte yandan bankalar geçen yıl hükümetin uyguladığı ekonomik programa destek olmak için (ve tabii bu arada para da kazanmak için) yurtdışından kısa vadeli borçlanıp düşük faizle Hazine bonosu aldılar. Bir yandan o bankalar bu yıl 15 milyar doları aşkın dış borç ödeyecekler, bir yandan da o borç karşılığı yatırım yaptıkları Hazine bonolarının anaparasını bile kaybedebilir hale geldiler. Size tuhaf gelebilir ama anlatmaya çalıştığım gibi bu aşamada bankaların, sanayicilerin ve işçilerin (hatta işsizlerin) çıkarları kesişiyor. Kısacası, kriz söz konusu olduğunda hepimiz aynı minik sandalın içindeyiz ve birbirimize zincirlerle bağlanmış durumdayız. Biri denize düşerse ötekileri de beraberinde sürükleyecek. Kocaman ve güvenli bir gemide huzur içinde seyahat etmek varken neden minicik bir sandalda ve birbirimize zincirlenmiş biçimde seyahat etmek zorunda kaldığımızı merak ediyor olabilirsiniz. Merakınızı gidereyim: Kasım krizi öncesinde kocaman değilse de yeterince güvenli bir gemideydik ama gemi yer yer su alıyordu, motoru tekliyordu ve kaptan köşkünde oturan hükümet tamirat yapma imkânı elindeyken bunu yapmadı ya da yeterince hızlı yapmadı, o yüzden 19 Şubat günü saat 11.10'da Başbakan'ın yaptığı bir açıklamayla gemiden inip bu minicik sandala zircirlendik. Bugünlerde yapılacak her şey çok büyük önem taşıyor. İki nedenle: Zincirlerimizden kurtulmak ve içinde bulunduğumuz sandala göre daha güvenli bir taşıta geçmek için hepimizin belli ölçüde fakirleşmesi gerekiyor. Eğer hiçbir şey yapılmazsa, iş yapmak ve yardımcı olmaya çalışmak yerine bir Başbakan yardımcısının önceki gün yaptığı gibi Kemal Derviş'in altını oymak için çaba gösterilirse, bir başka hükümet ortağının yaptığı gibi icraat engellenmeye çalışılırsa bu krizin derinleşmesi kaçınılmaz. Yani hepimiz suyun altını boylayabiliriz. Ama öte yandan olması gerekenler yapılırsa, az önce dediğim gibi minik sandaldan biraz daha güvenli bir deniz taşıtına geçebiliriz. Bunun için enflasyon yaratılacak, yani hepimiz biraz daha fakirleşeceğiz. Ama lütfen bu yük eşit dağıtılsın, dar ve sabit gelirliler yükün tamamını değil kendilerine düşen kadarını karşılasın. Yani adil olunsun. Gidişimiz iyiye gidiş değil.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||