Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
23 Mart 2001

Yolsuzlukla mücadele

OECD İstanbul'da bu hafta bizi yakından ilgilendiren bir toplantı düzenledi. 'Geçiş Süreci Ekonomilerinde Yolsuzlukla Mücadele Ağı' yıllık toplantısı, ne yazık ki tam yolsuzlukla mücadele girdabındaki ülkemizde kamuoyunun ilgisini çekecek boyutlarda duyurulamadı.
Toplantı ya Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ile OECD Genel Sekreter Yardımcısı Seicchi
Kondo eşbaşkanlık yaptılar.
'Yolsuzlukla Mücadele Ağı' -AntiCorruption Network (ACN)- 1998'de aslında Doğu Bloku'nun eski ülkelerinin yeni düzene intibakları, rüşvetin bu Avrupa ülkelerinde engellenmesi için oluşturuldu. Ama bizim gibi kalkınma halindeki ülkeleri rüşvet sisteminin ne kadar tahrip ettiği bilindiğinden, bizleri de öncelikle içine aldı.
Ağ içinde Doğu ve Güney Avrupa ülkeleriyle eski Sovyetler Birliği'nden ayrılan Yeni Bağımsız Devletler'den 23'ünün sivil toplum örgütleri temsilcileri ile uluslararası örgütler ve bağışta bulunan hükümetler var.
ACN, katılan devlet ve kuruluşların resmi ya da sivil toplum temsilcilerinin bilgi ve deneyimlerinin değişimini sağlıyor. Bölgesel mülkiyete ve işbirliğine katkıda bulunmayı amaçlıyor.
Özellikle kamu sektörü içindeki yolsuzlukları, rüşveti engellemek için gayret gösteriliyor. Bunun için de siyasi, kurumsal ve ekonomik reformların gerçekleştirilmesine çalışılıyor. Bu yöndeki milli gayretlerin bölgesel gayretlerle takviye edilmesi de hedefler arasında.
Adalet Bakanı Prof. H.S. Türk, mücadele edilmesi gereken 'yolsuzluk' alanını, Türkiye'deki son gelişmeleri de dikkate alarak şöyle tanımlıyor:
"Yolsuzluk denilince genel olarak kamu görevlilerinin bulundukları konumdan faydalanarak kendilerine, yakınlarına veya başkasına haksız menfaat sağlamaları anlaşılır. Bunun en çok karşılaşılan örneği olan rüşvet de, bir kamu görevlisinin görevi içindeki bir işi yapması veya yapmaması için kendisine, bir yakınına veya başkasına bir armağan, para veya haksız menfaat sağlanmasıdır" diyor.
Bu faaliyetlerin Türkiye'de toplum düzenini nasıl temelden sarstığını artık görmeyen kalmadı.
Sadece piyasa ekonomisi değil, halkın hukuk ve demokrasiye olan inancı da bu ortamda, elle tutulur biçimde sarsılıyor.
Bu kokuşmuşluk aslında sadece bizim gibi kalkınma halindeki ülkelere has bir durum yaratmıyor. Küreselleşme yoluyla bütün dünyaya yayılıyor.
Bunun için de yolsuzlukla mücadele sadece ülkelerin sınırları içinde kalamıyor. Uluslararası işbirliğini gerektiriyor.
OECD son on yılda bu alanda önemli çalışmalar yaptı. 'Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesine Dair Anlaşma' bunlardan biri.
Türkiye bu anlaşmayı imzaladı. Ama henüz yasamızda buna göre gereken değişiklik yapılmadı.
Bugünlerde yapılması gereken yasa değişiklikleri sadece bu alanda değil. Ekonomik krizin sağlıklı bir şekilde atlatılması için gerekli birçok reform mahiyetindeki yasa da TBMM'de bekliyor.
Bu değişiklikleri Meclis çoğunluğunun gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği, tıkanmış görünen demokratik siyasi sistem içerisinde ciddi endişe konusu.
Prof. Türk, hükümetin yolsuzlukla mücadelesinde ne denli kararlı olduğunu söylüyor, ama TBMM'de görünür ya da görünmez engellemelerin nasıl aşılacağı konusuna hiç dokunmuyor.
OECD'nin Genel Sekreter Yardımcısı Seiichi Kondo, Türkiye'yi mücadelede övüyor. 'Yolsuzlukla mücadele konusunda bölgenin lideri' olduğunu söylüyor. Kalkınmış veya kalkınma halinde de olsa artık hiçbir ülkenin yolsuzluk konusunda bağışıklı olamayacağını hatırlatıyor.
Prof. Türk gibi, o da yolsuzluğun nasıl insanların hükümetlerine ve hukuk sistemlerine olan güvenlerini yitirmelerine sebep olacağını belirtiyor.
Yolsuzlukla mücadele konusunda Türkiye şimdi adeta bir deney laboratuvarı. Dünyanın dikkati üzerimizde.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.