Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
23 Mart 2001

Çatır patır batır

mine.saulnier@free.fr
Sora sora Bağdat bulunurmuş, ben de sora sora ekonomiyi bile öğreneceğim sonunda. Türkiye'de değerli ekonomi yazarları var. Hatta bence yazmakla yetinmeyip yapsalardı, on yıldır ulusal ekonomiyi becermeye çalışanlardan kuşkusuz daha başarılı olurlardı. Çünkü daha başarısız olmak mümkün değil. Çok değerli ekonomi yazarlarımız var da, benim favorim Funda Özkan'dır. Funda ile kimyalarımız uyuyor. Anlattığını anlıyor, söylediğini kavrıyorum. Açtım yine telefonu sevgili arkadaşıma: "Yav," dedim, "Dün gece uyurken bir kuşku düştü içime, şöyle desem doğru olur mu sence?" Naçiz yazarınız asıl uykuda düşünür bilirsiniz. Ve anlattım Funda'ya:
Türkiye ekonomisinin patır patır patlaması, bir bankacılık kriziyle başlamıştı. Başlangıçta neydi bu kriz? Özel bankaların sahipleri tarafından soyulması, batırılması ve borçların devlete yüklenmesi. İyi güzel. Derken, bir de baktık ki Türkiye'deki bankacılık krizi, yalnızca özel sektörle sınırlı değilmiş. Özel bankalardan yediğimiz kazık, yani Türkiye'nin yitirdiği meblağ, 15 milyar dolar civarında. Oysa üç buçuk kamu bankasında, toplam 30 milyar dolar batırılmış. Açıkçası, bizzat devlet soyup soğana çevirmiş sözde bizim özde onların kamu bankalarını. Bu durumda içeri atılan, yargılanan bazı özel bankacıların devlete millete verdikleri zarar ve krizdeki sorumluluk payları, devleti temsil eden ve bizim seçtiğimiz siyasilerin bizzat kesemizden çaldıklarının yarısı kadardı. Üstelik katmerli soygun yapan politikacıların hiçbirine kelepçe vurulmamış, içeri tıkılmamış, kovuşturulmamıştı. Tam tersine hepsi ortada 'kurtarıcı' ya da potansiyel kurtarıcı olarak dolanıyor, gere gere kaide gezdiriyorlardı yine.
"Acaba," dedim Funda'ya: "Bu devlet, kendi bankalarını rahat rahat peşkeş çekebilmek için mi özel bankaların içinin boşaltılmasına seyirci kaldı, hatta mantar gibi özel banka açtırdı ona buna?" Yani, sen senin bankanı ye, biz de kamu bankalarını soyalım gibi bir murdar ittifak mı vardı, siyasilerle özel banka fareleri arasında?
Türkiye'de açılmasına ve batırılmasına izin verilen pıtrak gibi özel bankaların anormal sayısı başka türlü nasıl izah edilebilirdi ki?
Funda'ya göre ekonomiyi saran metastaz, tam bir düzensizlik, yani vurgun düzeninde Türkiye'nin 'doğasına' uygun biçimde gelişip serpilmiş. Bana, 'Her mahallede bir milyoner yaratacağız!' deyişini anımsattı. Neydi bu deyişe göre biçimlenen Türk girişimciliğinin doğası? Önce müteahhitlikten para kazanmak. Ardından banka almak. Ve varsıllığı, bir de medya sahibi olarak taçlandırmak. Ancak, Türkiye'de her mahallede değil, yalnızca siyasetçi mahallesinde oturan ailelerden yaratılmıştı milyoner, pardon katrilyonerler. Örneğin, banka batırıkçısı Cavit Çağlar, Murat Demirel, Ali Balkaner falan, hep aynı mahallenin Süleyman Demirel'in muhtarlığını yaptığı sokağın çocukları değiller miydi? Diğerlerinin ikâmetgâhı da Demirel değil de, öteki siyasi muhtarlıkların komşularıydı işte.
Kamu bankalarına gelince, onları da aynı siyasiler ve aynı mahallelileri zengin etmek için batırmışlardı. Ziraat Bankası çiftçiye, Halk Bankası esnafa, Emlak Bankası başını sokmak için bir ev sahibi olmak isteyene verdiği kredilerden mi batmıştı? Yoo. Hepsi, istisnasız hepsi, 'İşbu hamili kart sahibi yakınım olur,' kredileriyle soyup soğana çevrilmişti. Hamili kart verilenler ise önce belli müteahhit, ardından kimi banka ve sonunda bazı medya sahipleriydi hep. Devamı yarına.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.