![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Azrail'in asistanları talkan@media.ankara.edu.trİbrahim dayımın yaşı doksan. Hâlâ pırıl pırıl bir kafası var. Okur, olayları izler. Geçmişi anar. Rumların baskısına dayanamayıp Kıbrıs'tan Adana'ya geldiklerini, Ermeniler Türkleri kesmeye başlayınca tekrar Kıbrıs'a döndüklerini, kıyım bitince geri gelip Mersin'e yerleştiklerini anlatır. Ruhi Su'yla birlikte Muallim Mektebi'nde geçen günleri anar. Cumhuriyet'in yaşayan tarihi gibidir. Arada bir de şaka yollu, 'Hanım' derdi Halide yengeme, 'Azrail beni unuttu galiba.' Halide yengemle aralarında on altı yaş vardı. Dokuz çocuk yetiştiren, cıvıltılı, kıpırtılı bir kadındı yengem. Onun olduğu yere yaşam girerdi. Her an söyleyeceği bir söz, yapacağı bir iş, gideceği bir yer vardı. Yobazlardan hiç hoşlanmaz ve bunu her vesileyle söylerdi. Daha sönük bir eşi olsa, dayım bu kadar uzun yaşar mıydı, bilmiyorum. Yarım yüzyılı aşkın bir beraberliğin perçinlediği sevgileri, dostlukları vardı. Birbirlerine tutunarak dünyayı dolaşır dururlardı. Çocuklardan, torunlardan ve sevgiden oluşan renkli, sıcak, dolu bir yaşam işte. Gelin görün ki Azrail hiçbir şeyi unutmuyor. Özellikle asistanları varsa. Birkaç gün önce, Halide yengem Mersin, Davultepe'deki evinin önünde dolmuştan indi. Yolu karşıdan karşıya geçmeye başladı. Neredeyse yolun karşı yakasına ulaşmıştı. Bu arada hız limitinin çok üzerinde bir araç, güvenlik şeridini de ihlal ederek kendisine çarptı. Yengem yere yığıldı. Çarpan araç, durmadığı gibi, hızını daha da artırarak olay yerinden uzaklaştı. Kaçtı. Yok oldu. Sürücüler, olayı arkalarında bırakınca, sorumluluktan da kurtulacaklarını düşünüyor olmalıydılar. Her şey hiç olmamış gibi mi olacaktı? 15-20 dakika sonra cankurtaran geldi. Bu sırada yengem hâlâ yaşıyordu. Hastaneye götürülürken yolda öldü. Dayımın yarısı gitti. 'Eee, ne var bunda, sıradan bir kaza' diyebilirsiniz. Ama hiçbir hayat sıradan değildir. Hiçbir ölüm de. Bu olayı daha da sıra dışı yapan şey, çarpıp kaçanların kimliği: Bunlar, iki sağlık görevlisiydi. Can kurtarmaları gerekirken, can alan iki kişi. Arabayı, veteriner doktor Mutlu Kıvanç Özmen kullanıyordu, yanında bulunan kişi de, Mersin Devlet Hastanesi'nde görevli olan doktor Fatih Gün'dü. Arabayı durdurup yengeme hemen müdahale etseler sonuç değişir miydi, bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Fakat, iki insan olarak, Hipokrat yemini etmiş kişiler olarak, mutlaka durup bakmaları, ellerinden geleni yapmaları gerekirdi. Pek çok şeyden kaçabiliyoruz, pek çok şeyi arkamızda bırakıp görmeyebiliyoruz. Ama vicdanlarımızdan kaçmak mümkün değil. Bu iki hekim vicdanlarıyla baş başa kaldığında düşünüyor olmalılar: 'Ne kadar uzağa kaçabildik?' Trafik sorunu için eğitim önemlidir, der dururuz. Asıl sorun eğitim değil, kültürdür sanırım. Kültür de her zaman eğitimle verilip alınmıyor işte.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||