Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
23 Mart 2001

Krizdeki yazı

Şu kriz döneminde ülkenin, dolayısıyla da hepimizin, her şeyin kaderi paraya endekslenmişken yazı, okur, insan.. hiçbir şeyin hükmü yoktur. Ne 'ben' vardır, ne de 'öteki'.
Görünür gerçek böyle ama, tam tersi de geçerli. Ortada bir kriz varsa -ki, var- bu tek boyutlu değildir. Yani sorun ekonomiyle ve onun uzantısında biçimlenen politikalarla, kötü-yanlış yönetimlerle, kapkaç ve çıkar düzeniyle sınırlı değildir. İşin aslı aranırsa, şimdi 'kriz' adı altında tam bir çöküş görüntüsü taşıyan, öfkeyle karşı çıktığımız bütün bu 'düzen'le, hemen her alanda geçerli olduğu fark edilir.
Yazarı, yayıncısı, yayın organı başta olmak üzere tüm kurumları, taraflarıyla 'yazı' denen iş ve onun içinde devindiği dünya da diyelim ki ülkedeki iş dünyasına, siyaset-yönetim dünyasına atfedilen 'yapısal bozukluklar'ı aynı şekilde bünyesinde taşır.
Bozukluktan da önce, her yazı üretildiği dünyayla, dönemle yapısal bağımlılık ilişkisi içindedir. Yıllık kişisel gelirimiz ortalama rakamın üstünde olabilir ama, 2 bin 500 dolara inen 'milli gelir'in ortaklarından biriyizdir. Ülke nüfusunu oluşturan şu kadar kişiden biri olduğumuz gibi. Aynı şekilde bu yazının da, yazanın, okurun da sayısal, istatiksel, 'ortalama' karşılıkları, değerleri, göstergeleri vardır.
Noktası, virgülü dahil bu yazı toplam 3 bin 500 harfle meramını anlatmak zorunda. Ayrılan yer o kadar. Bu, yazıyı biçimlendiren birinci etmen. Cuma günü yayımlanacağına göre, en geç perşembe sabahı tamamlanıp gazeteye ulaşmış olmalı. Bu da iki. İçeriğinden bağımsız olarak yazıyı biçimlendiren üçüncü etmen hemen ilk ikisinin yanında beliriyor: Günlük ortalama satışı şu kadar olan şu gazetede, şu sayfada ve 'ilgili'si tarafından okunacak.
Bunlar, her yazı için geçerli ve görünüşte 'dışsal' etkenler. Görünüşte dışsal, ama yazının kendisini, üretimini ve tüketimini, okunuşunu, algılanışını biçimlendiren yapısal olgular, gerçeklikler.
Aynı şekilde her yazı ve yazar, ait olduğu toplumun, zamanın biçimlendirmesi altındadır.
*   *   *

Bilinen şeyleri yinelediğimin farkındayım.
Bütün bu basit gerçeklikleri anmamın nedeni şu: Dibe vurduk, duvara tosladık vb. klişelerle ifade edilen 'kriz' halinin ortaya çıkışında yazının ve yazı insanlarının rolü yok.
Çöküşü yazı ve yazarlar yarattı demiyorum. Böyle bir bakış, yazıya sahip olmadığı bir anlam yüklemek olur. Ama, ortada bir 'kriz' varsa, bir 'bozukluk' varsa, yazı da ondan payını alır ve aynı krizi, aynı bozuklukları kendi cephesinde yeniden üretir.
Geçen yıl ülkenin yönetsel düzeni açısından her şeye 'iyimser' beklentilerle bakıldığı dönemde edebiyatın kendisini tasfiye ettiğini öne sürmüştüm, ısrarla. Meşruiyet alanını,
gerekçesini yaratamayan hiçbir şeyin varlığını, gerçekliğini sürdüremeyeceğinden hareket ediyorum 'tasfiye' saptamasında.
Şimdi, genel bir çöküntü var. Ve biz derin bir aldatılmışlık duygusu içinde, hak etmediğimiz bir duruma, yoksulluğa mahkûm edilmenin öfkesiyle çöküntüyü yaratan her şeye, herkese tepki duyuyoruz. Ama hiçbirimizin 'masum' olmadığı ortada: İçten içe bunu da biliyoruz, söylüyoruz.
Krizin kendine göre ahlakı, alışkanlıkları vardır. Yazı ve yazar da bundan bağımsız değil. E. Emine'nin 'Turuncu Kayık' romanında yer verdiği Çin inancını nakletmekle yetiniyorum: 'Kelime hırsızları' bir kez daha dünyaya geldiklerinde (reenkarne olduklarında) 'dilsiz'liğe mahkûm olurlarmış!
Sonuçta yazı da bir tür reenkarnasyon: Başka metinlerden, başka yazılardan yeniden üretilir. Öyleyse, burada kelimenin de ötesinde düşünce hırsızlığı ya da sansürcülüğü nasıl bir mahkûmiyet, nasıl bir kriz yaratır dersiniz?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.