![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
'Beni yakamadılar'Sosyolojik araştırmalar yapayım derken sosyal bir ölümün eşiğine gelen Pınar Selek, Diyarbakır'da doğu kadınlarıyla batılı kadınları birleştirmenin huzurunu yaşıyor. Pınar Selek'le, cezaevinde yaratılan zoraki gündemi üzerine konuştuk ŞEBNEM B. İYİNAMİSTANBUL - Uzun zaman meydanlardan geçmemişim, Pınar Selek'le buluşmaya giderken insanları vişne renkli bir camdan seyreder gibiyim. Biri ilk kez röportaj için meydanda randevu veriyor bana, o da Pınar Selek. Kadıköy Meydanı'nda saat 16.00'da. Anlaşılan, meydanlarda özgürce koşuşturmak ona o kadar iyi geliyor ki, şu sıra. Belli ki, kentli, ilerici bir kızın PKK üzerine araştırma yapması sevimsiz bulunmuştu, ama ben yine de başka bir kanaldan sormak istiyorum, neden siz? Bu tür şeyler sadece benim başıma gelmedi. Tabii ki araştırmamın etkisi oldu, ama benden daha ciddi komplolara uğrayan, benden çok daha fazla acı çeken insanlar var. Ben içerdeyken siyasetin 's'sini bilmeyen Filiz isimli hamile bir kızı canlı bomba diye getirdiler. Bebeği cezaevinde öldü, çok acı şeyler yaşadı, sonra canlı bomba olmadığı anlaşıldı, çıktı ama böyle kamuoyuna yansımadı. Benim kamuoyuna bu denli yansımamda 'beyaz Türk' olmamım da etkisi var. Sonuçta iyi bir hukuk mücadelesi verebildik. Ayrıca Mısır Çarşısı Davası orijinal, üniversitelerde ders konusu olabilecek bir mahkemeydi. Çünkü olay tarihe geçecek biçimde büyütülmüştü. Patlamanın Türkiye Cumhuriyeti ile PKK arasındaki ateşkes sürecinde gerçekleşmiş olması ayrı bir önem mi taşıyordu? Patlamayı benim üstüme değil, PKK'nın üstüne atmış olmak önemliydi o dönem. Patlama özellikle kin tohumlarını atabilmek, savaş psikolojisini geliştirmek, çözümsüzlüğü biraz daha geliştirmek açısından kullanıldı. Savaş kışkırtıcısı belli kesimler tarafından ön plana çıkarılmak istendi. Mavi Çarşı olayı gibi bir şey yaratmak istediler, kimler yaktı bilemem, ama Mavi Çarşı gerçekten yakılmıştı. Mısır Çarşısı'nda bomba bile yok ortada. İstedikleri gibi sonuçlanmamış olması çok tersi bir etki yarattı. Başlangıçta taşlar nasıl yerine oturtuldu? Suç üreten bir sistem. Suçlu üretme, suça itmede korkunç kreatif çalışıyorlar. Neyi seçeceğini, nasıl bağlayacağını iyi biliyorlar. Barış yapanı tam bombacı ilan etmek estetik yönleri de olduğunu gösteriyor. Senaryoyu adım adım örüyorlar. Şu anda sokaklarda, her an suçlu ilan edilebilecek milyonlarca 'potansiyel suçlu' dolaşıyor. Bunlar her an tehlikedeler. Seçim nasıl oluyor? Bazen tesadüfen, bazen de döneme göre roman gibi.. kurguyu dikkatlice örüyorlar. Bu enerjilerini yaşamı zenginleştirmek için kullansalar, başarılı olacaklarına inanıyorum. Maruz bırakıldığınız trajediyi hafife alma eğiliminiz var mıydı? Birdenbire başka bir kimliğe büründürülmüştüm, suçsuz olduğum anlaşılsa bile sürekli mağdur muamelesi görecektim, asıl şiddet burada. Duruşmadan sonra akşam hapishaneye gidince insanın neyi düşüneceğini bile ayarlıyorlar. Reddettim. Bunu fark etmek önemli bir boyut oldu benim için. Araştırmamı yaparken barış imkânı olduğunu, savaş için nasıl örgütlenildiğini, ateşkesin ateşkes ilan edilmeden önce hazırlandığını, Abdullah Öcalan'ın söylediklerinin daha önceden söylenmiş şeyler olduğunu biliyordum. Sorunu çözmek konusunda iyi niyetli olunsa af ve benzeri birkaç demokratik ve kültürel hakla 10 bin tane gerillanın silahı bırakıp gelebilecek kararlılıkta olduklarını da biliyordum. Mahkemelerde sorunlara nasıl yaklaşılması gerektiğini, araştıran araştırılan ilişkisini, araştırma ahlakını, hukuk- felsefe ilişkisini anlatmaya başladım. Bunlar dosyaya girsin, tarihe geçsin istedim. Hem çabalarımı kesintisiz biçimde devam ettirmiş oluyor, hem de kendimi bulunduğum duruma kaptırmıyordum. Araştırmanızın akıbeti ne oldu? Yayımlanma olasılığı var mı? Disketlerimi aldılar ve yok ettiler. Niteliği konusunda, şimdi o kadar iddialı değilim, ama o zaman yapmış olduğum çalışmayı çok önemsiyordum. Barış çalışmama izin vermeyerek, beni sosyal olarak öldürmekten öte benim şahsımda bütün bu çabaları öldürmüş olacaklar diyordum. Artık çalışmamı eskisi gibi değil, daha da geliştirip yayınlamayı tercih ederim. Neden hatalı bilirkişi raporu verene, boş yere yattığınız için de devlete dava açmıyorsunuz? Adalet yerini bulmuş gibi olacak da ondan. Adaletin yerini bulması için, hukuk reformu yapılması gerekiyor. Tek tek olaylarda günah çıkarmak, var olan sistemi de güçlendiriyor. Ben bir intikam peşinde değilim. Kötülere değil kötülüğe tepkiliyim. Birkaç kötünün cezalandırılmasından çok, kötülüğün ortadan kaldırılmasını istiyorum. Diplomatik bir öfke mi içinizdeki? İçerde tanıdığım insanların, özellikle de anaların hikâyesi, Hayata Dönüş Operasyonu sırasında orada bulunuşum, her şey çok etkiledi beni. Şimdi kime yönelteceksin bu öfkeni? Erkekler bize tarih boyunca şunu öğrettiler: Öfkelenince intikam almak, intikamını boşaltmak. Onlar gidip kan davalarında intikam alıyorlar ya da futbolla deşarj oluyorlar ama sorunu ortadan kaldırmıyorlar. Acıyı acıyla, kanı kanla yıkamak, kendisini yeniden üreten bir kötülüğe dönüşüyor. Böyle yaşamayı bize erkekler öğretti, tersi bir şey yapmak lazım. Diyarbakır'da doğulu kadınlarla batılı kadınlar arasında köprü kurmak isterken de benzeri bir noktadan mı hareket ettiniz? Erkekler, toplumsal sözleşmeleri hep savaşla yapmışlar. Barışa kadının eli değsin, kadınca bir şey olsun istedik. Bu bence çok anlamlı. Batıdaki kadınlar son derece önyargılı ve kestirmeci. Kendi topraklarında olup bitenleri araştırmıyor, incelemiyor, gözlüklerini çıkarıp çıplak gözle bakmaya çalışmıyor. Oradaki kadınlarla ilişkileri aynı 'beyaz adam'la yerlininkine benziyor. Oysa doğulu kadının pratik birikimi teorik olarak ondan daha birikimli duran batılı kadına çok şey öğretebilir. Doğudakiler de batıdaki birikimle bütünleşemiyorlar. Barış mücadelesinde kadın kimliğinin altını çizmek mi istiyorsunuz? Evet, bunu çok önemsiyorum. Hatta erkeklerin de kadın kimliğini anlamaya çalışması, kendilerini sorgulamaları ve toplumun, siyasetin, yaşamın, her şeyin biraz dişileşmesi gereğine inanıyorum. Erkeğin kadın üzerinde kurduğu ilk egemenlikten beri hukuka, bilime, siyasete, insan ilişkilerine bu renk taşınarak, hatta fazla derinleşerek, zenginleşerek gelişmiş. Sorun sadece sınıflarla ilgili bir durum değil, sadece kadın olmak meselesi de değil. Biz de zaten bu sistem içinde gelişen kadınlarız, tek avantajımız bu sistemi biz kurmamışız, hani biraz daha masumuz. İnsanlık nerde, hangi hatalarla, hangi tarzda kaybetti ve katlanarak devam etti, bunu bulmalıyız. Erkekler bu duruma nasıl tahammül gösterecek? Aslında onların da buna müthiş ihtiyaçları var. Mutlaka zorluk çıkaracaklardır, binlerce yıllık önyargılar, gelenekler, alışkanlıklar öyle putlar gibi iki günde kırılamaz. Ama anlamaya çalışmalılar ve bu meseleyi bir siyaset felsefesi olarak ele almalılar. Bu, yaygın feminizmi ve kadının hak alma mücadelesini de aşan bir bakış açısı. İflas eden ve bizi son derece mutsuz eden egemen siyasete ve yaşam tarzına alternatif olabilir. Tartışmak ve derinleştirmek gerekiyor. Bu konuda kolektif bir istek olursa, insanlığa müthiş bir örnek teşkil edebiliriz. Niye toplum olarak biz çok önemli deneyimlere imza atmayalım, niye biz yaratmayalım? Özgün çıkışlar gerçekleştirebilecek çok malzememiz var. Tabii tüm kadınlar, doğudaki kadın da kendine güvensiz hâlâ. Erkeklerle beraber dağa çıkanlar da güvensiz mi? Oradaki savaş, kadını korkunç çelişkiler içinde bıraktı. Dağlarda kadınla erkek arasında ölüme varan çatışmalar yaşandı. Dağda erkeğin en kaba, inanılmaz yönlerini gördü o kadınlar ama bir yandan da özgürlüğün tadını aldılar. Bir de okudular tabii, dünyadaki devrimlerde kadın gitmiş evinde oturmuş, sıradan yaşamış, biz ne yapacağız tartışmaları başladı. Savaş olduğu için kadın kendini fazla büyütemedi. Egemen yapıda, savaş yine erkeği büyüttü. Barışın gelmesi bu açıdan da önemli. Dağlardaki kadınlar 'kadın partisi' kurdu mesela. Buradaki kadın daha çabuk havaya giriyor, tamam ben aştım diyor. Batman'daki intihar olaylarında kadınların ağırlıkta olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sadece intihar da değil, kadın üzerindeki baskılar anlamında Siir'te çok ağır şeyler yaşanıyor mesela. Batman'da Hizbullah etkeni var, faili meçhul cinayetlerden dolayı kadın-erkek sürekli ölümü soluyarak yaşadılar. Batman, petrolden dolayı kapilatizmle erken tanışmış, çarpık kentleşmiş bir merkez. Halkın kendi iradesini kullanarak gelişebileceği zemini yok. Özel TİM'in, korucuların odak noktası ve onların en çok dokunduğu, oynadığı şey de kadın. Bir sürüsünün bekâreti bozulmuş. Hizbullah öyle İslami değer yargıları olan bir örgüt filan da değil, kontra bir örgüt. O yüzden kadına yaklaşımı da feci. Teksas gibi kural yok, korucu geliyor ve götürüyordu, hiçbir şey yapamıyordun. İntihar çok normal, o şartlarda az bile. Cezaevinde kadınlar arası dayanışmayı nasıl yaşadınız? Savaşın çok şey öğrettiği halktan kadınlarla tanıştım, çok hızlı yaşamışlardı o süreci, gelenek, şu, bu, parçalanmış gitmiş. Dayanışma geleneği çok gelişmiş. O döneme kadar erkeğin hâkim olduğu yaşamı sorgulamaya başlamış. Sorunları var, retleri ve arayışları vardı. Metropol görmemiş Kürt anaların yaşadığı zihinsel sürece tanık oldum. Onların yumuşaklığı sizi içinde eriten, kandırıcı bir yumuşaklık değildi. Sorunların tutsaklığından çıkarıyordu insanı, utanıyordu insan. Sen, ben, o olayı kalkmıştı. Kadınları sevmeyi, kadınlarla çalışmayı çok sevdim ben. Kendi egonuzla ilişkiniz nasıl? Ortaklığa çok alıştım, nasıl yapalım diye sormaya, fazla sormaya alıştım. Aklıma bir fikir geldiğinde hemen tartışma ihtiyacı duyuyorum. Gecenin bir yarısı telefonlar açıp sormak istiyorum, kararsızlık değil bu, tartışmadan karar vermek istemiyorum. Müthiş bir bütünleşme arzusu. Dışarda neyin yapıldığından çok, kimin yaptığı önemli, herkes çok birey. Zorlandığımı söyleyebilirim. İnsanların size biçtiği rolü nasıl karşılıyorsunuz? Çok rahatsızım. Kendimi medyadan izleseydim, kendime gıcık olurdum. Moda şeyler yapan, özenti bir şey gibi gelirdi bana. Hele bir ara kendimi Savaş Ay, A Takımı motifi gibi hissettim. Medyada oldukça basitleştirme, kapsamlı şeyleri güdükleştirme eğilimi var. Kadına iki şey yükleniyor. Ya melek olacaksın ya da şeytan. Böyle bir kuşatmayla karşı karşıyayım. Masum olduğun anlaşıldı, aman diyorlar. Cadı olmadığını ispatla, melek ol, cici kızı oyna diyorlar. Ben kadınlığa biçilen meleklik rolünü oynamayacağım, cadılık rolünü de oynamayacağım. İkisini de kabul etmiyorum. Jan Dark yaşamını sürdürmek için erkek kıyafetleri giymek zorunda bırakıldı, sonra ya erkek kıyafetlerini çıkaracaksın ya da yakılacaksın dediler. Çıkardı ve yaktılar. Beni yakamadılar. Jan Dark'ın bu ikilemi beni çok etkiledi, ben doğru bildiğim şekilde devam edeceğim.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||