Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
24 Mart 2001

İstikamet Avrupa Birliği

Sadece AB'ye yönelik taahhütler değil, topluma sunulan bir sözleşme niteliği de taşıyan Ulusal Program, bütün eksikliklerine rağmen, cumhuriyetin kurucu felsefesini doğrulayan bir metindir
Haber ResmiBAHADIR KALEAĞASI
Hükümet tarafından onaylanan AB üyeliği için Ulusal Program yalnızca Ankara-Brüksel eksenindeki ilişkileri ilgilendirmiyor. Daha önce Milli Güvenlik Kurulu'nda da tartışılan bu belge, aynı zamanda hükümetin topluma sunduğu bir ulusal sözleşme niteliğinde.
Ulusal Program'ın giriş bölümünde sıralanan ilke ve hedefler tüm dünyaya ve Türk halkına, Türkiye'nin dört yıl içinde ulaşacağı öngörülen çağdaş uygarlık seviyesini tanımlıyor. Bundan böyle Türkiye'nin önünde, devletin anayasal yapısından, insan haklarına ve ekonomik istikrardan, Avrupa standartları ile uyumlu bir mevzuat ortamına uzanan temel bir referans belgesi var.

Siyasi başarı ölçütü
Her seçimde demokratik bilinç düzeyinin artması umulan seçmen, kamuoyuna yön veren kuruluşlar ve medya, artık iktidar partilerini enflasyon verileri ile sınırlı bir şekilde degerlendirmemeli. Ulusal Program, altında imzaları bulunan üç hükümet ortağı siyasi parti için seçmen nezdinde bir başarı ölçütü olabilir.
Adında 'ulusal' ibaresi bulunan bir programın ayrıca muhalefet partilerinin de önemli ölçüde desteğini alması çok yararlı olurdu. Özellikle giriş bölümü toplumun artık üzerinde uzlaşabilmesi gereken asgari ortak noktaları kapsıyor. Öyle ki, bazı değişikliklerle okullarda ders kitaplarına girebilecek bir metin elde etmek olası.

Cumhuriyet projesi
"Türk hükümeti, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini, cumhuriyetimizin kurucu felsefesini ve Atatürk'ün geleceğe bakışını doğruluyan kilit bir aşama ve Türkiye Cumhuriyeti için yeni bir basamak olarak değerlendirmektedir".
Ulusal Program'ın giriş bölümündeki bu çok ciddi ve siyasi sorumluluk taşıyan sözler, Avrupa Birliği projesini Atatürk ve Cumhuriyet'in kuruluş ülkülerinin doğal bir uzantısı olarak tanımlamakta. Bunun sonucunda, istikrarlı bir serbest piyasa ekonomisi, eğitim reformu, insan hakları, demokrasi ve sosyal düzen açılarından istikamet AB olarak belirleniyor. Bu arada terörle mücadele yıllarından yeni çıkmış bir ülkenin duyarlılıkları hatırlatılırken, Kıbrıs sorununa olan atıf çözüme yönelik iyi niyet beyanı ile sınırlı.
Dış politika açısından, Türkiye'nin AB üyeliği Avrasya boyutunda düşünülmesi gereken bir başarı modeli olarak ele alınıyor. Giriş bölümünün sonunda ise, çok isabetli bir şekilde Türkiye'nin Avrupa'nın birlik oluşturma sürecine olumlu katkısı vurgulanmakta. Bu bağlamda ulaşılacak en önemli sonuçlar olarak, uygarlık sentezi ve ortak barış alanı hedeflerine değiniliyor.

Sancılı ilişkiler
Bu açık irade beyanına rağmen, AB ile ilişkilerimizin önü hâlâ tamamen açık değil. Nasıl ki Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik gelişme ve ekonomik kalkınma tarihi inişli çıkışlı bir evrim çizer, AB ile ilişkileri de son kırk yılda birçok tıkanıklığa rağmen ilerleyebildi. 1963 Ortaklık Anlaşması, Yassıada idamları sonucunda demokratik kültürümüzün daha emekleme devresinde derinden yaralandığı bir dönemde, gecikerek imzalandı. Bu anlaşmanın uygulamasında hem Türkiye, hem de o zamanki resmi adı ile Avrupa Ekonomik Topluluğu birçok alanda yan çizdi.
Buna rağmen Ortaklık Anlaşması sonuçta Türkiye'yi tam üyelik perspektifi ve belli bir entegrasyon ritmi ile Avrupa'ya bağladı. 12 Eylül sonrasında Avrupa'nın karanlıkta kalan ülkesi konumuna düşen Türkiye, 1987'de sonuçsuz kalacağını bilse de tam üyelik başvurusunu yapma aşamasına gelebildi. 1995'te alınan gümrük birliği kararı ise, karşılıklı ilişkilerin siyasi krizlerle hırpalandığı bir ortamda başarıyla işlerlik kazandı.
AB 1997 sonunda Lüksemburg zirvesi sonucunda ilişkilerin dibe vurmasına neden
olurken, 1999 sonunda Helsinki zirvesinde hatadan dönerek Türkiye'yi resmen adaylık statüsü ile tam üyelik sürecine dahil etti. Bunun akabinde Katılım Ortaklığı Belgesi ve son olarak da ekleri ile bin sayfalık ayrıntılı bir Ulusal Program oluştu. Tüm bunlar olurken, Türkiye karşıtı uluslararası lobiler ve muhafazakâr Avrupalı çevreler bir taraftan, Türkiye'deki demokratik reform karşıtı veya bölünme paranoyasına kapılmış kesimler diğer bir taraftan, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin gelişmesine sürekli darbe vurmaya devam etmekteler.

Önce demokrasi
Yeni dönemin odak noktası demokratik reformlar olacak. AB üyeliği yolunda belirleyici dönemeç olan üyelik müzakerelerinin başlamasi için gerekli olan siyasi kıstaslara uyum konusunda birçok kuşku var. Programın girişinde yer alan siyasi irade beyanı, bir sonraki bölümde yeterince somut bir demokratik reform takvimi ile desteklenemiyor. Bir üçlü koalisyon hükümetinin uzlaşma zemini yaratmakta sorunları olabilir. Fakat burada söz konusu olan esas itibarıyla Türk yurttaşlarının tüm çağdaş ülke insanları ile aynı bireysel hak ve özgürlüklere sahip olmaya layık görülmesi.

Kamuoyuna ispat
Tabii ki, Ulusal Program hakkında, siyasi, ekonomik ve mevzuat uyumu yönleri ile yapılması gereken ayrıntılı bir analiz var.
Önümüzdeki sonbaharda AB Komisyonu'nun aday ülkeler hakkındaki yıllık izleme raporları vesilesiyle, Ulusal Program'ın Katılım Ortaklığı Belgesi'nin belirlediği hedeflere ne ölçüde yönelebildiği incelenmiş olacak. O aşamada programın Ankara tarafından gözden geçirilmesi gündeme gelecek. Unutulmamalı ki, Ulusal Program çok kısa bir sürede, henüz Brüksel ile Ankara arasında etkin bir idari işbirliğinin tesis edilmediği ve mevzuatımızın AB'ye uyumluluğu açısından taranması işleminin gerçekleştirilmediği bir ortamda hazırlandı. Bu nedenle, devlet birimleri arasında koordinasyonu sağlayan ve programı hazırlayan AB Genel Sekreterliği'ni kutlamak gerekiyor.
Hükümetten beklenen, Türk halkına, Avrupa Birliği'ne ve uluslararası kamuoyuna Ulusal Program'ı sunarken beyan ettiği siyasi irade hakkında ciddi olduğunu ispatlamasıdır. Sivil toplum kuruluşları, özel sektör, sosyoekonomik temsil kurumları, sendikalar ve meslek örgütleri ile danışma içinde uygulanması, programın başarısı için çok önemli bir etken.
Ayrıca, bu derecede kapsamlı bir toplumsal dönüşüm sürecinde, bizzat Başbakan ve Başbakan Yardımcıları tarafından her ay düzenli olarak basına ve kamuoyuna ilerleme raporu açıklanması beklenir. AB ile ilişkilerde yılların deneyimine sahip bir ülke olarak, herhalde artık olgunluk çağına girmiş olmalıyız.
Bahadır Kaleağası: TÜSİAD AB Temsilcisi, Brüksel


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.