Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
25 Mart 2001

Medyatik olmanın teatral yanı!

Komser Şekspir'le tekrar gündeme gelen Gazanfer Özcan medyatik olmanın faydalarını yeni keşfetmiş. Usta oyuncu, 'Tiyatro için böyle güzel bir şey olamaz. Oyunumuz iki aydır kapalı gişe oynuyor' diyor
Haber ResmiHIZIR TÜZEL
İSTANBUL - Gerçek sanat böyle bir şeydir işte. Moral verir, en kritik dönemlerde insanı yaşama bağlar. Günlük yaşamda unutulan estetik değerleri hatırlatır. Ne kadar mutsuz olursanız olun, sanat sayesinde yeniden kuş seslerini duyabilir, yeniden denizin mavi sonsuzluğunu, ağaçların yeşil rahatlatıcılığını hissedebilirsiniz.
Komser Sekspir'i izleyip sinemadan çıktığımda gerçekten de böyle hissettim.
'Aferin şu Sinan Çetin'e, dedim kendi kendime. 'İyi ki, gitmiş baba rolünü Gazenfer Özcan'a vermiş' diye düşündüm. Peki neden, Gazanfer Özcan'ı, Komser Şekspir'den daha fazla sevmiştim? Bunun yanıtını bilemedim. 'Sevdim işte, sevgide de sorgu sual mi yapacağız yani' diye geçiştirdim. Sonra, Mecidiyeköy'deki tiyatro salonlarında
onunla ve eşi Gönül Ülkü hanımefendiyle sohbet edince, onu neden sevdiğimi anladım.
O da eşi de sevilesi insanlar. Gazanfer Bey, yaşlı başlı ama günümüz gençleriyle kıyaslandığında otuz yaşında var, yok. Espritüel, samimi, mütevazı, zeki ve yaşama olumlu bir açıdan bakıyor. Eşi Gönül Ülkü ise sanki onun yapışık ikizi. Aralarındaki o pozitif elekriklenme, size de yansıyor. Sonra 'Bunlar beni kandırıyor mu?' diye düşünüyorum. Öyle ya, 51 yıllık birliktelikten sonra nedir o öyle aralarında cilveleşmeler filan. Böylesini de hiç görmemiştim doğrusu. Günümüz şartlarına hiç uymayan, yabancı gelen, şaşırtan bir ilişki. Sevgilerin, dostlukların, aşkların, evliliklerin çabucak şekil değiştirdiği, neredeyse pazarda alınıp satıldığı bu çağda, onlar iki uzaylı gibi geliyorlar bana. Benim bir suçum yok, bir aşkın, yarım asır sürebileceği gerçeğiyle ilk kez karşılaşıyorum çünkü.
Gazanfer beyin gözlerinde gazanfer bir ifade var. Bunca yıllık sanat yaşamının belki de en keyifli günlerini yaşıyor. Kendisi, Komser Şekspir'in medyatik durumlarından çok etkilenmiş. 'Karımla Evlenebilir Miyim?' isimli oyunları bu yüzden kapalı gişe oynuyormuş. Çekimleri süren yeni televizyon dizisi bir süre sonra TRT'de yayımlanmaya başlayacakmış, falan filan. Beni aşk ilgilendiriyor. Aşkı bunca yıl diri tutabilmek ilgilendiriyor. Sahnede gördüğümüz o uyumu, hayat sahnesinde de sürdürebilmek. Yaşamı, bir vodvil havasında zevkle ve neşeyle solumak. Çünkü, bütün bunlar bence, dolar ve marktan çok daha önemli şeyler. İşte bu yüzden sevmişim ben Gazanfer Özcan'ı. Daha yapacağı çok şey olduğuna inanıyorum. åşık bir sanatçı ruhu, kim durdurabilir?
51 yıllık bir beraberliğin kendine özgü formülleri olsa gerek, ne dersiniz?
(Gazanfer bey ve Gönül hanımla birlikte konuşuyoruz. Birbirlerine o kadar nazikler ki, sohbet karşılıklı tiratlar şeklinde sürüyor. Biri biraz anlatıyor, sonra hemen sözü öbürüne bıkakıyor)
Gönül Ülkü: Bu aile yapısından gelen bir şey. Gazanfer de ben de tesadüfen böyle Osmanlı terbiyesiyle büyümüşüz.
Bu nasıl bir terbiyeydi?
G.Ü: Aile bireylerinin birbirine saygılı olduğu ve bu saygıdan kaynaklanan bir sevginin olduğu ortamlarda büyüdük biz. Allah yardım etmiş ki, birbirimizi bulmuşuz. Bu gelenekler bende de, Gazanfer'de de aynen böyle devam ediyor.
Gazenfer Özcan: Güven çok önemli eşlerin birbirine sevgisi, saygısı kadar güvenmesi de çok önemli. Güven derken, karşılıklı fikirlere saygı duymaktan söz ediyorum. Öbür türlüsü olmaz, zaten bedenen saygı gösterilmez insana.
Peki nasıl bir saygı bu?
G.Ö: 'Onun fikriyle benim fikrim bir araya geldiği zaman bir sonuca varılıyor mu, varılmıyor mu?' bu önemli. 'Bu tartışmanın sonucu nereye gidiyor?'. Bunlar çok önemli.
G.Ü: Burada, aslında en önemlisi anlaşmak, asıl söz konusu olan bu.
Nasıl evlenmiştiniz, anlatır mısınız biraz?
G.Ö: Durup dururken 'pat' diye evlenmedik. Birbirimizi ölçtük, biçtik. Biz çok yakın arkadaştık.
Bir de siz o zamanlar çapkınmışsınız.
G.Ö: Vardı eskiden. Biz o kadar samimi arkadaştık ki, şimdiye kadar kimsede böyle arkadaşlık göremedim. Zamanında iki erkek, zamanında iki hanım arkadaş gibiydik. Birbirimizin özelliklerini bütün detaylarıyla bilen arkadaşlardık. Bu böyle on iki yıl süzgeçten geçirdiğimiz vakit bir karar verme süreciyle karşılaştık. Kutsal bir evlilik müessesesi denilen bir şey var. 'Niye biz bu ilişkimizi günde oniki saatle sınırlıyoruz, niye 24 saat birlikte olmuyoruz?' diye düşündük. Çünkü aynı alanlardaydık ve evlendik. İşte, evleneli 39 yıl oldu 39 yıldır 24 saat beraberiz.
Hiç mi ayrı kalmadınız?
Bir ya da iki defa.
Peki bu kadar yıl geçtikten sonra bile hâlâ birbirinizde fark ettiğiniz ama düzeltemediğiniz negatif yanlar var mı?
G.Ü: Gazanfer son derece tertiplidir. Hastalık derecesinde. Mesela her sabah kalktığı zaman, illa pijamalarını katlar. Bundan yıllarca o kadar sıkıldım ki, günün birinde 'Her sabah pijama katlamak bu kadar zevkli bir işse, izin ver de o zevki ben de tadayım' dedim aldım, attım pencereden pijamaları. Ama bunlar öyle çok kötü şeyler değil. İkimiz de esprisi ağırlıklı olan insanlar olduğumuz için, o anlık tatsızlıkları hemen bir espriye bağlıyoruz.
G.Ö: Gönül, arkadaşlık dönemlerimiz dahil 51 yıldır saat mevhumunu geliştiremedi. Ne yazık ki, bu yanı zayıf kaldı. Bir yere gideceğimiz zaman, mutlaka evden, benden on on beş dakika sonra çıkar. Gerçi gideceğimiz yere hiçbir zaman geç kalmayız yetişiriz ama ben kudururum. Bir iki kere özellikle tersini yaptım ki akıllansın diye. Bu sefer o kudurdu tabii ama bunu düzeltmek mümkün olmadı. Hâlâ devam ediyor. Bunun düzelmeyeceğine de inanıyorum. O da ayrıca bizim bir yaşam parçamız oldu. Belki aksini yaparsa ben yadırgayacağım.
Kavga eder misiniz ara sıra?
G.Ö: Biz topluma ait insanlarız. Böyle insaların da zayıf taraflarının bilinmemesine inanmışız. Belki de birbirimizi etkileyerek, bunu o kadar aşılamışız ki, fikirlerimize inandığımız için bunun doğruluğuna karar vermişiz.
Yani hiç tartışmaz mısınız?
G.Ö: Çok samimi söylüyorum, kavga etmenin bir ihtiyaç olduğuna inanıyorum ama bizim buna hakkımız yok. Çünkü, kavga etmemeye şartlanmışız farkında olmadan. 'Aman çevremizdeki insanlara bu zaafımızı belli etmeyelim' derdik. O yüzden en sinirli anda bile birbirimizi frenleriz.
Nasıl frenliyorsunuz mesela?
G.Ö: Tiyatroda arkadaşlar var tartışamazsın. Evde çocuklar, yardımcılar var tartışamazsın, dışarıda hiç yapamazsın.
Şöyle ıssız bir yere gidip tartışın o zaman.
G.Ü: (Kahkahalar eşliğinde) Tabii öyle yaparız zaten. Bir yere gidip bağırıp çağırışır rahatlarız.
G.Ö: Enteresandır yani, kavga etmemeyi hayatta farkında olmadan bir amaç edinmişiz sanki. İşte bizim böyle bir müessesemiz var.
Yapışık ikiz gibi hisseder misiniz zaman zaman?
G.Ö: Tabii bunu o kadar çok hissediyoruz ki. Bir sürü şeyi aynı anda hissederiz. Herhangi bir konuyu daha kafamdan geçirirken, Gönül aynı şeyden söz etmeye başlar. Ya da bunun tam tersi olur. Bunu defalarca yaşadık ve daha da yaşayacağa benziyoruz. Eskilerin yek vücut dedikleri yaşam tarzı bu.
Hep mutlusunuz gibi bir haliniz var. Hep böyle mi gerçekten?
G.Ö: Dünyada hep mutluluk diye bir şey yok. Birtakım sorunlarımız da oluyor tabii. Ama bunları mümkün olduğunca birbirimize hissettirmemeye çalışıyoruz. Mutsuzlukları yaşamamak için çaba harcıyoruz.
Nasıl bir çaba bu, örnek verebilir misiniz?
G.Ö: Mesela yaşamın bir sürü tatsız yanları olabiliyor. Ben de eğer böyle bir şeye çok sinirlenmişsem mesela evde banyoya gidip kendi kendime söyleniyorum. Gönül hep bağırır, 'Kiminle konuşuyorsun' diye.
Bir anda medyatik oldunuz. Neler hissediyorsunuz?
Biz geçmişte yanlışlık yaptık. Nedense, bu tür şeylerden mümkün mertebe kaçtık. İnanmıyorduk, sanatçının böyle toplum içinde birtakım hareketler yapmasına. 'Tiyatrocu, evi ile tiyatro arasında yaşar' diye düşünürdük. Bu filmin ortaya çıkışıyla kendiliğinden bir taktım şeyler oldu, biz de kaptırdık kendimizi. İlgi görmek, sevgi görmek her zaman güzel şey. Biz çok uzakmışız. 'Bire bir, karşı karşılıklı olmak daha iyiymiş' diyorum şimdi. Bir de tabii her şeyden önce tiyatromuz için, nefis bir tanıtım oldu. Promosyon açısından hiç ulaşamayacağımız yerlere geldik. Oyuna başladığımız günden beri gişede 'Bu akşam yerimiz yoktur' yazıyor. Bir tiyatro için, erişilmesi kolay mümkün olmayan bir çizgi bu.
Sizin kendi seyirciniz vardır zaten.
39 yıldır gelip izleyenler var, onları görünce tanıyoruz artık. Ama önemli olan, bunlara gençler eklendi. Bu, bizim hayalimizdi zaten, çok güzel bir şey. Eğer Allah güç verirse, ölmez sağ kalırsak bir on senemiz daha garanti demek ki. Ayrıca medyada çıkan haberler, bizim vereceğimiz ilanların yirmi katı bir tanıtım aracı oldu yani.

Komser Şekspir ve Gönül Ülkü!
Komser Şekspir, Gazenfer Özcan'ın Gönül Ülkü'süz belki de ilk çalışması. Belki de bu yüzden olacak Gazanfer bey, Sinan Çetin'in teklifine önceleri pek sıcak bakmamış: 'Teklif geldiği zaman geri çevirmek üzere hazırlanmıştım. Çünkü sinemayla ilgili geçmişte o kadar çok kötü anılarım vardı ki. Hiç sevmemiştim o zamanki sinema ortamını. O yüzden Komser Şekspir'de oynamayı da hiç canım istemiyordu doğrusu.'
Ama devreye Gönül Ülkü girince Gazenfer Bey, fikrini değiştirmiş: 'Sinan Çetin gelip de, senayoyu Gazanfer'e, anlattığı zaman yanlarındaydım. Gazanfer böyle bir şey düşünmüyordu ama senaryo çok hoşuma gitti. 'Bunu oyna Gazanfer' dedim. O da düşündü beni haklı buldu ve kabul etti.' Gönül hanım, eşi yalnızlık çekmesin diye birkaç kez sete gidip çalışmaları izlemiş. Ama şehir dışındaki bir çekim uzun sürünce, birbirlerinden ayrı bir gece geçirmişler. Tabii ikisini de uyku tutmamış. Böyle aşklar da var yani, onun için söylüyorum.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.