Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
25 Mart 2001

Gelir var, adaletli dağılım yok

Şehirlerdeki hanelerin gelir ve tüketim kalıplarını inceleyen Kentsel Türkiye Raporu, Türkiye'deki toplumsal uçurumun derinliğini tüm korkutuculuğuyla ortaya koydu. Bulgulara göre gelir dağılımı onarılması zor biçimde bozulmuş
Haber ResmiSUNUŞ
2000 başında uygulamaya konulan ve iddialı hedefler içeren ekonomik program beraberinde gidermeyi amaçladığı dengesizlikleri de tartışmaya açtı. Kamuoyunda geniş ses getiren tartışmaların önemli bir boyutu da gelir dağılımındaki eşitsizlik üzerine odaklanmıştı. Kamuoyu günlük yaşantıda her karşılaşıldığında suratımızda patlayan bir tokat etkisi yaratan gelir adaletsizliği altında ezilenler için bir isim bulmakta gecikmedi: Öteki Türkiye. Ancak kasım ve şubat aylarında gelen ekonomik krizin dalgaları Türkiye'nin sahillerine vururken, ekonomik programın iddialı hedeflerini de kuma yazılan yazılar gibi sular altında bıraktı. Bugün başlayan yazı dizimizle Türk ekonomisinin yapısal bozukluklarının sebebi ve yansıması olan gelir uçurumlarının yamaçlarına bir yolculuk yapacağız. Dizimizde 'Öteki Türkiye' coğrafyasının istatistiki bir haritasını çıkaran VERİ ARAŞTIRMA şirketinin statü, gelir ve tüketim araştırmasını esas alıp, yalanlar ve istatistikler âleminin karanlık delhizlerine ışık tutmaya çalışacağız.
VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. tarafından başlatılan VERİ-SGT (Statü-Gelir-Tüketim) araştırmaları dizisi, yayımlanan Kentsel Türkiye Raporu ile, hem Türkiye'deki gelir dağılımı eşitsizliklerini hem de gelir gruplarının özelliklerini sergiledi. Araştırma sırasında hanelerden derlenen bilgiler sosyoekonomik tabakalaşma, gelir-tüketim kalıpları ve hane üyelerinin yaşam biçimleri hakkında çözümlemelere ulaşmak için gerekli verileri içeriyor. Kentsel Türkiye Raporu'nda Statü-Gelir-Tüketim kalıpları irdelenirken bireylerin tükettikleri çeşitli mal ve hizmetlere konusundaki tutum ve davranışları çözümleniyor. Türkiye'de ilk kez olarak bireylerin yönelişleri, aile içindeki konumları, ailenin içinde bulunduğu sosyoekonomik tabaka (statü), ailenin tüketim kalıpları ve yaşam biçimi temel alınarak kavranıyor.

Aslan payı metropollere
Araştırma bulgularına göre kentsel Türkiye'de bir hanenin yıllık ortalama kullanılabilir geliri 7 bin 753 dolar. Bu ortalama gelir rakamı metropol haneleri için 9 bin 717 dolar düzeyine çıkarken, diğer kentlerde 6 bin 213 dolara geriliyor. Çünkü metropollerde yaşayan hanelerin her 100 dolarlık gelirine karşılık, diğer kentlerde yaşayanlar 63 dolar gelire sahip olabiliyor. Metropoller ile diğer kentler arasındaki bu gelir farklılığı, araştırmada kentsel Türkiye'deki gelir eşitsizliğinin bir boyutu olarak gösteriliyor.
Gelir eşitsizliğinin bir başka boyutu da aynı kent grubundaki haneler arasında ortaya çıkıyor. Araştırmaya göre metropol hanelerinin yüzde 60'ı, diğer kentlerdeki hanelerin de yüzde 80'i, kentsel Türkiye'deki 7 bin 753 dolarlık yıllık ortalama hane gelirinin altında bir gelire sahip. Gelir dağılımı eşitsizliğinin saptanandan çok daha büyük olduğuna ilişkin kuşkular, en üst seviyedeki yüzde 20'lik gelir dilimi hanelerinin gelirlerini ortalama yüzde 40 eksik beyan etmelerine ilişkin veriler gündeme getirilerek belirtiliyor.
Araştırma, hanelerarası gelir eşitsizliğinin ötesinde hane harcamalarından sonra açığa çıkan tasarruf edilebilir ya da kişisel harcamalara ayrılabilir para miktarının daha da büyük eşitsizlikler oluşturduğunu ortaya koyuyor. Bulgulara göre kentsel Türkiye'deki hanelerin en yüksek gelirli yüzde 40'ı, kentlerdeki toplam gelirin yüzde 70-75'ine sahipken, tasarruf edilebilir ya da kişisel harcamalara ayrılabilir gelirin ise yüzde 85'ine sahip oluyor.

Aşağıdakiler ve yukarıdakiler
Hane ve bireylere; gelirin sağladığı alım gücü ötesinde yaşam biçimlerini de içeren toplumsal tabakalaşma (sınıflaşma) çerçevesinde de bakıldı. Araştırma sonuçlarına göre kentsel Türkiye'deki hanelerin yüzde 10.1'i üst (A ve B), yüzde 45'i orta (C1 ve C2), yüzde 44.9'u da alt (D ve E) tabakalar (sınıflar) içinde yer alıyor.
Araştırmanın bulgularına göre hanelerin yüzde 10'unu oluşturan üst tabakalar (A ve B) ile, hanelerin yüzde 45'ini oluşturan alt tabakalar (D ve E) toplam gelirden eşit pay alıyor. Yani üst tabaka kendi nüfus ağırlığının 2.5 katı, alt tabaka ise nüfus payının yarısı kadar olmak üzere toplam kentsel hane gelirinden yüzde 25'er pay alıyorlar. Kalan yüzde 50'lik gelir ise, yüzde 45'lik nüfus payına sahip orta tabakaların (C1 ve C2) cebine gidiyor.
Tabakaların sergilediği gelir eşitsizliği, araştırma bulgularına göre tabakalar arasında hem dikkat çekici, hem de ayırt edici özellikler ortaya çıkarıyor. Örneğin üst tabakada her 100 kişiden 44'ü çalışarak haneye gelir getirirken, alt tabakada bu rakam 19 kişiye düşüyor. Üst tabakada yüzde 15 olan ev kadını oranı, alt tabakada yüzde 31'e yükseliyor.
Tabakalara göre hanelerdeki kişilerin demografik özellikleri değiştiği gibi hanelerde bulunan ve bulunmayan araçlar da değişiyor:

  • A tabakasındaki her 100 hanede 135, E tabakasında ise 2 otomobil bulunuyor.
  • A tabakasındaki hanelerin yüzde 36'sında , E tabakası hanelerinin yüzde 81'inde normal buzdolabı bulunuyor. Çünkü A tabakası hanelerinin yüzde 70'inde 'nofrost' buzdolabı var. E tabakasında ise bu oran yüzde 9.
  • VCD ve DVD, A tabakası hanelerinin 5'te 1'inde bulunurken, E tabakaları hanelerine bu ürünler daha girmemiş.

    Yüksek gelirli daha az uyuyor

Kentsel Türkiye'de yaşayanların çevreyle ilişkilerini yansıtan dışa açıklık düzeyleri de tabakalara göre değişiyor. Üst tabakalar ne kadar dışa açıksa, alt tabakalar da o oranda dışa kapalı. Üst tabakalardaki kişilerin 3'te 2'si dışa açık kişilerken, alt tabakada bu oran 4'te 1'e iniyor.
Alt tabakalardaki kentlilerin yüzde 69'u kent dışına çıkmazken, üst tabakalardakilerin yüzde 80'i tatil için kent dışına çıkıyor. Tabakalar arası bu farklılaşma günlük yaşamda da sürüyor. Üst tabakalarda gece dışarı çıkanların oranı, alt tabakalardakilerin iki katı. Uyku saatleri de bundan etkileniyor. Üst tabakalardakiler alttakilere göre daha geç yatıyor, hafta içi günlerde alt tabakaya göre daha az, hafta sonlarında da daha çok uyuyor.

En üsttekilerin geliri azaldı mı?
DİE 1994 ve VERİ- SGT 2000 araştırmalarının bulguları karşılaştırmalı olarak irdelendiğinde, en üst yüzde 20'lik gelir dilimi hariç tüm gelir dilimlerinin yıllık ortalama kullanılabilir gelirlerinin arttığı görülüyor. Bu artışlar üst dilimde yüzde 34.8, orta dilimde yüzde 39.9, alt dilimde yüzde 45.6 ve en alt dilimde de yüzde 35.2 düzeylerinde gerçekleşiyor. En üst gelir diliminin gelirinde ise bu sürede yüzde 3.9'lük azalış görülüyor. DİE'nin 1994'deki araştırmasında en üst yüzde 20'lik dilimde hane başına düşen yıllık gelir 19 bin 406 dolar olarak belirlenmiş. VERİ SGT araştırmasına göre ise bu rakam 2000 yılında 18 bin 678 dolar olmuş. Ancak 1994 yılından beri toplumun alt gelir gruplarından, üst gelir gruplarına doğru hızlı bir servet transferinin yaşandığı Türkiye'de 'en üsttekilerin' gelirinin artmadığını söylemek mümkün değil.
Bu azalmayı açıklayacak iki neden olabilir. Birincisi hane ve birey gelir beyanlarında herhangi bir saklamanın olmadığı ve kentsel Türkiye hane ve bireyleri gelir dağılımının 2000 yılında 1994'e göre iyileşmiş olması. İkincisi ise en üstteki yüzde 20'lik gelir dilimi haneleri kullanılabilir gelirinde de, diğer gelir dilimlerdeki gibi artış olması, fakat bunların gelirlerini eksik beyan etmesi.
En üst yüzde 20'lik dilimde de hane gelirlerinin 1994'e göre yüzde 35 (gelir dilimlerine göre en düşük artış yüzdesi) arttığını kabul edince VERİ-SGT 2000 araştırmasının gelir dağılımı DİE 1994 bulgularıyla karşılaştırılması en üstteki yüzde 20'lik gelir dilimi hanelerinin yıllık kullanılabilir gelirlerini yüzde 40 eksik beyan ettiğini gösteriyor.

Araştırmanın yöntem profili
VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. tarafından gerçekleştirilen VERİ-SGT araştırması, bilimsel platformlarda da tartışılmış VERİ SESİ (Veri Sosyo Ekonomik Statü İndeksi) tabakalaşma modeline dayalı bir istatistiki araştırma.
Türkiye'de genelindeki 20 bin ve daha fazla nüfuslu 268 yerleşim merkezinde yaşayan kentli nüfusu temsil eden araştırmada, 1922 hane ve bu hanelerdeki 14 yaşından büyük 5022 kişiyle yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiş. Araştırmada hane bilgileri için 'Hane Halkı Anketi' kullanılırken, kişiler için de ayrıca dizayn edilen 'Birey Anketi' kullanılmış ve bu iki ayrı anket verileri değerlendirilme sürecinde bütünleştirilmiş.
Bu araştırma, çok aşamalı tabakalı küme örneklemesi ve olasılığa dayalı bir örneklem modeliyle gerçekleştirilmiş. 2000 yılının kentsel Türkiye fotoğrafını çeken ve yaklaşık bir yıllık bir çalışmanın ürünü olan bu araştırmada parasal değerlerin dolar bazıyla verilmesinin amacı, araştırmanın reel anlamda karşılaştırmalı değerlendirmelere olanak tanıması.

Kasım ve şubat krizleri kötü vurdu
VERİ-SGT 2000 araştırması Nisan 2000 ile Temmuz 2000 tarihleri arasında Türkiye'nin kentsel yerleşim alanlarında derlenen verilerle yapıldı. Yani araştırmanın sonuçları Türkiye'nin 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin yaralarını sarmaya başladığı ve önemli bir gelir azalmasının yaşandığı bir dönemin fotoğrafı. Depremin yıkıcı etkilerinin görüldüğü Türkiye ekonomisinin can damarı olan Marmara Bölgesi'nde önemli bir gelir azalması gözleniyordu. Bu tarihten sonra ekonomide gözlenen canlanmanın çeşitli toplumsal kesimlerin gelirlerini bir miktar artırdığı açık.
Ancak Kasım 2000 ve Şubat 2001'de meydana gelen ekonomik krizler fotoğrafı daha da kararttı. Şubat krizinin ardından döviz kurunun serbest dalgalanmaya bırakılması nedeniyle Amerikan Dolarının Türk Lirası karşısında yüzde 40 oranında değer kazanması özellikle alt gelir gruplarında yıkıcı etki yaptı. Ancak bu gelir gruplarındaki kişilerin bir bölümünün işlerini de kaybetmiş olmaları 'üsttekilerle' 'alttakiler' arasındaki gelir uçurumunun 2001 yılında daha da derinleştiğini akıllara getiriyor.
Üst gelir grubundakilerin bir bölümünün kasım ve şubat krizlerinin yüksek faiz ortamından kazanç sağladığı düşünülebilir. Önümüzdeki dönemde de yüksek faiz ortamının süreceği ve alt gelir gruplarındakilerin işlerini kaybedecekleri gerçeği de gelir dağılımındaki adaletsizliklerin devam edeceğini bir habercisi niteliğinde. Enflasyonun en az 1-1.5 yıl daha yüksek seyredecek olması da gelir adaletsizliğini gündemde tutacak.
Yarın: Uçurumun korkutan derinliği


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.