![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Taliban... İslam'da suretin yeri yoktur gerekçesiyle Afganistan'daki Taliban hükümetinin Buda heykellerini yok etmesi, dünya kültür mirasının ancak Batı müzelerinde korunabileceğini iddia edenleri gizli gizli mutlu etmiş bile olabilir.Dikkat ettiyseniz Batı'daki müzelerde sergilenen eserlerin nasıl olup da taa oralara getirildiğinin öyküsüne rastlayamazsınız. Çoğunun ardında yağmacı lordların, kaçakçı kontların, gözü hırs bürümüş ABD'li milyonerlerin karanlık girişimleri yatar. Sömürgecilik döneminde talan edilen Asya, Afrika ve Güney Amerika'nın kültür mirası bugün bu müzelerde yatıyor. Ancak bu eserleri yaratan uygarlıkların eski topraklarında kurulu günümüz ülkelerinin de birkaç parçayı geri alabilmek için bu mirası benimsedikleri iddiası kuru gürültüden ibaret. Benimsemek bir yana, 20. yüzyılın modern rejimleri kendi geçmişlerini bile geri, ilkel hatta düşman ilan ederek çağdaş kimliklerini oluşturmuş. Rusya'da bin küsur yıllık geçmişi olan Ortodoks kültür ve eserleri devlet politikası olarak Sovyet rejimi tarafından imha edildi; Konfiçyüs'ün değerlerine de savaş ilan eden Mao'nun kültür devrimi ellerinde kırmızı kitap sallayan gençleri sokaklara döküp bir çırpıda Çin'in geçmişine en büyük darbeyi indirdi; asla aynı ölçüde olmamakla birlikte genç Türkiye Cumhuriyeti de sırtını çevirdiği Osmanlı kültürünü çürümeye, yıkılmaya terk etti. Saraylarından çeşmelerine kadar mimarisinin çökmesine göz yumdu, müziğinin radyodan çalınmasını engelledi, minyatürlerinin, hat sanatının, dilinin soluğunu kesti. Bugün bile aynı anlayış kısmen sürüyor. Yoksa Dolmabahçe Sarayı'nın topraklarında otel yapılmasına bir devlet nasıl izin verebilir ki? Ve zamanında padişahın geçtiği Topkapı Sarayı'nın giriş kapısının günümüzde turist otobüslerine tahsis edilmesi oradan geçenlerin ve Topkapı'daki müze müdürlerinin bile bu kadar göze batan bir olayda duyarsızlığı, ibret verici değil mi? Taliban'ın Budist heykellerine saldırısından birkaç hafta önce Londra'daki British Museum'u bir turist grubuyla geziyordum. Rehberimiz bugün Lord Elgin'in mermerleri diye anılan Parthenon'a ait eserlerden söz ederken, kendisine kimse sormadığı halde durup dururken bunların çalıntı olmayıp Osmanlı İmparatorluğu'ndan satın alındığını söylediğinde, bir anlamda müzenin suçluluk kompleksini dile getirmişti. Az sonra antik dünyanın yedi harikasından biri sayılan Halikarnaslı Kral Mausolos'un tapınağından sökülmüş heykelinin önüne gelince ben de rehberimize bu eserin müzeye hangi tarihte geldiğini sordum. Birdenbire bu tonton tombul teyzenin yüzünde Margaret Thatcher'in Arjantin'le savaşacaklarını açıkladığında takındığına benzer bir ifade belirdi ve "Müslüman olan Türklerden bu heykeli kurtarmasaydık paramparça olacaktı" deyip muzaffer bir edayla konuşmasını sürdürdü. Batı müzelerine nasıl geldikleri şaibeli, tanıtımı ise bazen şoven söylemlerle yapılabilen bu eserler gene de bu kurumlarda büyük bir titizlikle korunuyor, aynı çatı altında toplu halde olmaları her yıl milyonlarca kişi tarafından görülmesine olanak sağlıyor. Bunların yeniden dünyanın dört bir yanına dağıtılması hiç de gerçekçi bir talep değil. Esas olan müzelerde bir zihniyet değişikliğinin sağlanarak, bu eserlerin oralarda emaneten bulundukları anlayışının yerleşmesi. Ve buradan Türkiye'nin UNESCO'ya bir teklif vermesini öneriyorum. Müzelerin ellerinde bulundurdukları eserlerin birebir ebatta kopyalarını yapıp alındıkları yerlere yeniden yerleştirilmeleri sayesinde, arkeolog-çapulcu karışımı ecdatlarının harabelere çevirdikleri tarihi mekâ,nlar yeniden canlandırılabilir. Kral Mausolos'un görkemli heykelini tekrar Bodrum'da kim görmek istemez?
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||