Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
25 Mart 2001

Ya köstek olmak isteseydik

hdevrim@hurriyet.com.tr
Tehlikeli şekilde yaralanmış bir kazazede var orta yerde, uzanmış yatıyor. Gene de talihli biriymiş, diye düşünüyoruz; alelacele bulup kaza yerine getirdikleri hekim bu işin uzmanı çıktı.
Etrafta birikenler ne yapar benzer durumlarda? Yaralının ne halde olduğunu ve hekimin neler yaptığını yakından görebilmek için, ilk tıbbî tedbirlerin alındığı yere üşüşür ve orada adeta aşılmaz bir duvar oluştururlar.
Hekim rahat çalışsın ve kazazede nefes alabilsin diye, vaka yerindeki polisin bir görevi de, bu kalabalığı dağıtmak, hiç olmazsa biraz geri çekilmelerini, gürültü patırtı etmemelerini, hekimin ve yardımcılarının işlerini rahatça görmelerine engel olmamalarını sağlamaya çalışmaktır.
Bu sırada biri gitse de polise veya cankurtaran şoförüne:
ÊĞ Ağabey bu doktor hastaneden mi geldi, yoksa özel doktor mu, diye...
ĞÊAdam iyileşirse, daha sonra da ona aynı doktor mu bakacak, yoksa başka doktor mu aranacak, diye...

   - Ya yakınları, bize sormadan niye bu doktoru getirdiniz diye kafa tutacak olursa diye sorsa, nasıl bir cevap alırdı düşünür müsünüz?
Bence, bu suallere küfürle cevap vermemek için orada çok terbiyeli ve sabırlı bir görevlinin bulunması gerekirdi?
*   *   *

Kemal Derviş kazazedeyle meşgul. Daha doğrusu bütün dikkatini ona verip gerekeni yapmasını istedik ondan. Bu maksatla çağırdık onu buraya.
Son birkaç gündür bizde bulunmayan bir ilacın peşinde, dışarılarda dolaşıyor.
Dönüşünü beklerken, biz burada neyle meşgulüz?

   - Derviş işi bitince dönecek mi, kalacak mı?

   - Üç genel başkanla da iyi mi arası, yoksa adamı çekemeyenler mi var?

   - Liderlerle değil de, Özkan'la sürtüştüğü doğru mu?
ĞÊNe dersiniz, DSP'ye mi girecek, yoksa yeni kurulacak bir partinin başına mı geçecek?
Kim soruyor bu yersiz, zamansız, densiz sualleri? Gazeteciler! O gazeteciler ki, hemen hepsinin gözü tutmuştur gelen hekimi. Onun işini engellemeye kalkacak olanın gözünü oyacakları da bellidir.
Yani ona destek vermeyi sahiden istiyorlar.
İnsanın sorası geliyor:

   - Köstek olmak isteselerdi ne yapacaklardı acaba?

KOMEDYA
Ahmet Mete Işıkara'yı, Türkiye'nin en çekici erkeği ilan edenler oldu. Sevimli bilim adamının bu münasebetsiz iltifat hakkında ne düşündüğüne dair bir habere rastlamadım. (Ben çekici diyorum, aslında ona yakıştırılan vasıf "cinsel çekicilik"tir; şu aşağıdaki "saksı"yı hatırlatır kelimeyle ifade edilen).
Pakize Suda, dünkü mış-muş'unda bakın ne diyor: "İngiliz kadınları Einstein'ı en seksi erkek seçmişler. Biz de Işıkara'yı seçmiştik, hiç olmazsa zevksizlikte uyuşuyoruz" (Hürriyet, 22 mart).
Benim bildiğim, İngilizlerin şöhreti zevklerinden değil, terbiye ve zarafetlerinden gelir.

Baba Necmettin Erbakan
Necmettin Erbakan'ın mal beyanında eksilmeler olduğu söyleniyor; gazetelerde haber olarak yazılıyor. Kilo kilo altınlar, demet demet dolarlar, marklar... Evler, lüks otomobiller vardı, şimdi yok! Acaba ne oldu, diye soruluyor. Hatırlarsanız, bunların o listeye girişi hakkında da ciddî bilgi edinememiştik.
Gulu Gulu Efendi bu defa oğluna, metalik gri spor bir Mercedes CL500 almış; değeri 270 000 mark, yaklaşık 120 milyar liraymış.
Oğul Fatih Erbakan Başkent Üniversitesi'nde öğrenci. Kaza yaparak biraz hırpaladığı tek kapılı mavi Mercedes'i garajında istirahatteymiş (Milliyet, 24 mart). Bu ikinci Mercedes'i.
Bu zatı ilk defa "baba Necmettin Bey" olarak düşündüm. Düşündüm ki, benim oğlum ilk arabası Opel Astra'yı 42 yaşında alabildi. Yirmi yıldır çalışıyordu. Babasının eski arabasının satışından gelen parayı da, biriktirdiğine eklemesi gerekmişti o zaman...
Siyasetçi baba ve öğrenci oğlu Erbakanlar, biri elli diğeri yirmi yıldır çalışan biz gazeteci Devrimlerden on misli daha pahalı otomobil alacak parayı nereden buldular dersiniz?
Gulu Gulu Efendi bir görüngü (fenomen)! Bir hatalar kumkuması. Bunca yıldır adamın isabetli bir hareketini göremedim demek geliyor içimden...
Böyle biri olabilir mi, diye gene de tereddüt ediyorum.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Dr. Tamer Okuyucu)

  • "Halüsinasyon" kelimesinin Türkçe'deki karşılığıyla ilgili bir düzeltme yapmak istiyorum. Siz karşılık olarak "birsam, sanrı" kelimelerini verdiniz (Cihannüma, 16 mart, Radikal). Bendeki kaynaklar böyle demiyor.
Prof. Dr. M. Orhan Öztürk kitabında, halüsinasyon'un Türkçe karşılığı olarak "varsanı" kelimesini kullanıyor (Ruh Sağlığı ve Hastalıkları, s. 124, 125 ve 128).

   - Aile hekimliği uzmanı olan okurum, sanrı kelimesinin tıp terminolojiside hezeyan karşılığı olarak kullanıldığını söylüyor.
Teşekkür ederim. Hezeyan'ı da bir köşeye kaydediyorum.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.