Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
25 Mart 2001

Hormonlu dönemin sonu

Medya çok sancılı bir dönemden geçiyor. Pek çok medya çalışanı işsiz, yeni projeler iptal ediliyor, eski projeler yerlerde sürünüyor...
Aslında, bir dönüm noktasındayız. Aşağı yukarı 10 yıl sürmüş olan (1991-2000) bir dönem sona eriyor. Bu 10 yıl boyunca medyayı ayakta tutmuş olan varsayım sütunları birer birer yıkılıyor.
1991-2000 dönemi Türk medya tarihinin en hareketli dönemi olarak hatırlanacak. Bu dönemde Türkiye gerçekten dünyanın en dinamik iletişim ortamlarından birine sahipti, projeler projeleri izliyor, eczane açılır gibi televizyon kanalı açılıyor, yeni girişimlerin ardı arkası gelmiyordu. Yabancıları şaşkına çeviren kaotik bir canlılık yaşanıyordu.
Kapitalist düzende, medya kuruluşları aynı zamanda ticari işletmelerdir. Ticari işletmeler ise kar/zarar hesapları üzerine kurulurlar. Örneğin ABD'de bir yerel televizyon istasyonu bile, ilk yıl şu kadar, ikinci yıl bu kadar zarar ettikten sonra diyelim beşinci yılda tapi noktasına varmanın ve altıncı yılda kara geçmenin hesaplarını yapar. Sistemin mantığı bunu zorunlu kılar.
Üstelik bunlar öyle atmasyon rakamlara ya da temennilere dayanan hesaplar değildir.
Bu düzende, programların aldığı reytingle reklam tarifeleri arasında doğrusal bir orantı vardır. Reyting hesapları yapmak, kazanılacak paranın hesabını yapmak demektir. "İkinci
yıl filanca zaman dilimindeki falanca programın reytinginin şu düzeye ve bu nedenle gelirinin ise bu düzeye ulaşmasını bekliyoruz" der televizyon yöneticileri...
1991-2000 döneminde Türkiye'de de reyting sistemi vardı ama bu türden bir doğrusal orantı kurulamadı. Reklam tarifelerinin pazarlığa açık olması, aynı kuruluş içinde ensestvari reklam harcamalarının oransal yüksekliği, reklam gelirinin anlaşmalarla ortaklaşa üleşimi nedeniyle ticari işletme mantığı yerleşemedi. Pek çok kanal ve medya işletmesi 'Suyu nereden geliyor?' sorusuna inandırıcı bir yanıt verecek durumda değildi. Hele bazı 'star'lara verildiği iddia edilen milyon dolarlık paralar düşünülünce bu mantık noksanlığı daha da çarpıcı hale geliyordu.
Türkiye'de toplam reklam harcamalarının bir milyar dolara takılıp kalmış olması, mantıksızlığın matematiksel kanıtını oluşturuyordu.
Peki, öyleyse birileri niçin medyaya bu kadar para yatırıyordu? Niçin zarar eden kuruluşları ayakta tutmak için o kadar para pompalıyordu?
Çünkü, medya kuruluşlarının sağlayabileceği başka türden 'girdi'ler, daha üst bir düzeyde bu harcamaları haklı gösterebiliyordu. Medyaya para yatıranlar onu rakibin olası saldırısına karşı kalkan, rakibe karşı saldırı için kılıç, potansiyel saldırıya karşı sigorta, ekonomi üzerinde etkili siyasal kadrolara karşı koz olarak görüyorlardı. Bu türden 'rant'lar medyaya yatırılan büyük paraların israf sayılmamasına gerekçe sağlıyor, hatta ayakta kalmak için zorunlu sayılıyordu.
Bir ticari işletme olarak ayakta durması kapitalist mantıkla açıklanamayan kuruluşların dış desteklerle hormonlanmışcasına büyümesi yapay bir bolluk ve zenginlik dönemi yarattı. Medyada çalışan insan sayısı hızla arttı.
Ancak, 2000 yılının sonunda bu dönem sona erdi. Çünkü, 'rant' hesaplarının artık işlemediği, Sabah ve TGRT gibi büyük kuruluşların bile ayakta durmasının kolay olmayacağı anlaşıldı. Bilançolara işletmecilik mantığıyla bakılınca vahim manzara ortaya çıktı. Kılıç kırılmış, kalkan delinmiş, sigorta gereksizleşmiş, koz ise ezilmişti.
Bu çöküş, işini kaybeden medya çalışanları açısından büyük hayal kırıklıklarına ve acılara neden oluyor. Ancak, hormonlu dönemin sonuna gelinmesiyle birlikte, habercilik mesleğinin bazı 'başka' amaçlara alet edilmesi döneminin de sonuna gelmiş olabileceğimiz umudunu da doğuruyor.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.