Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
25 Mart 2001

Program yazılmadan para gelmeyecek

myetkin@radikal.com.tr
Ankara ve İstanbul'daki bazı çevrelerde giderek yayılan 'Derviş Amerika'dan parayla gelecek' beklentisi, yeni bir hayal kırıklığı dalgasına yol açabilir. Çünkü, daha hafta başlamadan söyleyelim ki, Derviş Amerika'dan parayla gelmeyecek. Belki hangi koşullarda mali destek bulunabileceğini söyleyebilir, Türkiye'nin ekonomik krizini aşması için kimin, ne zaman, ne kadar para vereceği bilgisiyle dönmeyecek Washington'dan.
Koşulların başında, programın yazılması geliyor.
Hükümet programı açıklamayı geciktirdikçe, fazla umut bağlanan dış destek de gecikecek. Dahası, gecikme dış destekçilerde 'Türkiye'deki iktidar koalisyonunun iç uyuşmazlığı ve siyasal güçsüzlüğü' olarak algılanabilecek.
Dolayısıyla, hükümet kendi içinde ne kadar çabuk uzlaşır ve programı ilan ederse, daha çok dış desteği, daha uygun koşullarda bulması zorlaşır.
Bir başka ifadeyle söylersek; hesaplarını 'Ne kadar dış mali kaynak bulabileceğimizi görelim, programı ona göre yazarız' üzerine kuranlar fena halde yanılacaklar. Gerçek tam tersine.
Ankara programı yazmadan kimse ne para verecek, ne de paranın sözünü ettirecek.

ABD'den ayrı para yok
Derviş'in IMF ve Dünya Bankası dışında, G-7 ülkelerinden de ikili ilişkiler çerçevesinde büyük dış kaynaklar bulacağı beklentisi doğru değil. Çünkü:
1- Japon ekonomisinin çökme sinyalleri vermesi ve ABD ekonomisinin yavaşlamaya girmesi, dünya çapında bir ekonomik krizin işaretini vermeye başladı. ABD ile yaptığı ticarete büyük umutlar bağlayan Çin'de de kriz feryatları duyuluyor. Bu Avrupa Birliği'ni de ciddi şekilde etkileyecek. Dolayısıyla, hiçbir ülke bonkörlük yapacak durumda değil.
2- Geçtiğimiz hafta ekonomi kurmaylarıyla toplanan Başkan Bush'un gündeminde ne Türkiye, ne Arjantin ve hatta ne de Çin ve AB yer bulabildi. Yalnızca Japonya tartışıldı. Çünkü krizin dünyaya yayılmaması için kilit ülke Japonya.
3- Bu toplantı ardından Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'le görüşen Bush, iktidar yolunda kendisini en çok destekleyen sektörler arasında olan savunma sanayii alımlarında bile kısıntıya gitmeyi düşünüyor.
4- Şu anda hem Kongre, hem de Beyaz Saray'da yönetimde olan Cumhuriyetçiler, Clinton'ın Meksika'yı ekonomik krizden kurtarmak için Ticaret Bakanlığı kanalıyla 20 milyar dolar yardım yapmasına tepki olarak bir yasa değişikliği yaptılar. Artık Ticaret Bakanlığı, her türlü etnik lobinin at oynattığı Kongre onayı olmadan, yalnız Türkiye değil, hiçbir ülkeye ikili yardım yapamıyor.
5- ABD'nin 2001 yılı için, Birleşmiş Milletler aidatları ve katkıları dahil, bütün dış yardımlar için ayırdığı bütçe yalnızca 15 milyar dolar. Tekrarlayalım, bütün dünya için.
Dolayısıyla, ABD Türkiye'ye üç şekilde yardımda bulunabilir. Beyaz Saray tarafından yapılan siyasi destek açıklamaları, IMF ve Dünya Bankası'na daha çok fon aktarılması ve programın uygulama başarısına göre, Amerikan şirketlerinin Türkiye'ye yatırım yapmaya teşvik edilmesi. Bu G7 ve AB üyesi diğer ülkeler için de geçerli.

Gözler üç liderde
Bu durum dikkatlerin yeniden IMF'ye çevrilmesine yol açıyor. Yani Ankara'nın son ekonomik çöküşün faturasını bir şekilde çıkarmaya çalıştığı IMF'ye. (Öyle ki, adamlar kendi internet sitesinde, kibarca 'Madem kemer sıkma politikasının sosyal yönünü zayıf buluyordunuz, o zaman niyet mektubunu neden yazdınız' anlamına gelen bir yanıt vermek durumunda kaldılar.)
Dış destek umulan bütün çevreler, yani G7 ülkeleri, AB ülkeleri, Dünya Bankası ve IMF, ayrı ayrı ve toplu halde, bütün koalisyon liderlerine, dış desteğin birinci ve vazgeçilmez koşulunun programın yazılması olduğunu en açık şekilde anlatmış bulunuyorlar.
Aslında Başbakan Ecevit'in 'İç kaynaklarımızı harekete geçirmek zorundayız' sözlerinin altında da bu gerçek yatıyor.
Yani Türkiye önce krizden nasıl kurtulacağını kendisi anlatacak, sonra buna destek isteyecek.
Yani her şey Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz'ın artık bir an önce oturup anlaşmasına bağlı ve başka bir şeye de bağlı değil.
Ne yazık ki Atatürk'ün 'Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur' sözünü bize hatırlatmak bile ABD Büyükelçisi'ne kaldı.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.