![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Ölüler göz kırpar mı? talkan@media.ankara.edu.trGerçek bilim adamı, has bilim adamı, salt 'gerçeklerle' ilgilenir. Gerçeği her nasıl tanımlar ve betimler ise. Öte yandan öyle durumlar, koşullar ve açmazlar vardır ki, gerçeğe sıkı sıkıya bağlı kalmak, toplumsal siyasal ve beşeri açıdan sorunlar yaratacaktır. Bilim adamı bu durumda ne yapsın? Ahlaklı olan şey bilime sadık kalmak mıdır, yoksa toplumsal ve beşeri amaçları göz önüne almak mıdır? Bilim onurunu korumak için olağanüstü fedakârlıklara katlananlar oldu. Sovyetler Birliği'nde bilimsel açıdan geçerli olan Mendelci kalıtım kuramını savundukları için pek çok bilim adamı Sibirya'ya sürüldü ve orada öldü. Stalin'in ölümünden sonra sözde Marksist çevreci kuram resmen reddedildi ve Sibirya'da hâlâ hayatta kalmış olanlar geri döndüler. Ama bu arada olan olmuş, Sovyet hayvancılığı ve tarımı Marksist biyoloji kuramı nedeniyle büyük yıkıma uğramıştı. Benzer bir uygulamayı, Hitler'in ırkçı görüşlerini reddeden Alman bilim adamları yaşadılar. Ama bazıları sonuna kadar direnmeyi sürdürdü. 'Kuantum Kuramı'nın babası sayılan Max Planck'ın oğlu Hitler'e düzenlenen suikasta karışmıştı. İdam edilecekti. Naziler yaşlı Planck'a geldiler, 'Nazizme inanç ve bağlılık duyurusunu imzala, oğlunu idamdan kurtaralım,' dediler. Oğlu, Max Planck'ın hayatla olan tek bağıydı. Ama Nazizmi benimsediğini gösteren duyuruyu imzalamadı ve oğlu öldürüldü. Siz olsaydınız, çocuğunuzu kurtarmak için o belgeyi imzalar mıydınız? Ahlaka uygun tavır nedir acaba? Bilen var mı? Kimyanın kurucularından sayılan Lavoisier, bilime sonuna kadar inanan bir insandı. Şimdilerde 'pozitivist' diye itilip kakılanlardandı yani. "Olgulardan başka hiçbir şeye güvenmemeliyiz," demişti. "Onları bize doğa sunmuştur, onlar bizi aldatmaz. Usavurumlarımızı her seferinde deneyler ve gözlemlerle sınamalı, gerçeği doğal deney ve gözlem yolları dışında aramamalıyız." Kimya bilimini reddeden yobaz takımına biraz fazlaca kızdığı bir gün, "Bu adamların kelleleri hiçbir şeye yaramaz," dediği için tutuklandı ve aynı gün idama mahkûm edilerek kendi kellesini yitirdi. Ama Lavoisier kellesini verirken bile bir işe yaramasını istedi, deneysel bilime olan inancını ortaya koydu. Matematikçi Lagrange'ı çağırdı, "Kellem giyotin inip de sepete düştüğü an gözlerime bak," dedi, "eğer iki kez göz kırpıyorsam bil ki insan kafası kesildikten bir süre sonra beyni düşünmeye devam etmektedir." Rivayete göre, Lavoisier'nin kafası yere düştükten sonra gülümsedi ve iki kez göz kırptı! Bu öykünün doğru olduğunu kabul etsek bile, 'İnsanlar, kafaları kesildikten sonra da düşünmeye devam ediyorlar,' sonucunu bilimsel olarak çıkaramayız. Lagrange, yanlış görmüş veya uyduruyor olabilir. Bilimsel bir sonuca varmak için istatistiksel açıdan anlamlı olacak sayıda insanın kafasını kestikten sonra göz kırıp kırpmadıklarına bakmamız gerekiyor ki, bu da bilimi gerektiğinden fazla ciddiye almak olur. Ama bilme ve bilim adamına saygının pek sınırlı olduğu güzelim ülkemizde bu tür öyküleri anımsamakta yarar var. Max Planck'ın, Lavoisier'nin, Sibirya'ya sürülen ve Nazi kamplarında yakılan bilim adamlarının öykülerinde, 'Batı neden ileri gitti, biz geri kaldık,' retoriğinin de yanıtı yatıyor olmalı.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||