![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Kişisel doğru, toplumsal yanlış mahfie@garanti.com.trKişisel bazda ya da firma açısından doğru olan kararların toplumsal bazda da doğru sonuçlar vermesi her zaman söz konusu değildir. Bu çelişkili durumun ekonomi bilimindeki en tipik örneği tasarruf paradoksudur. Bir kişinin tasarruf yapması o kişi açısından doğru bir yaklaşım olabilir. Geleceğini güven altına alabilmek, kendini daha güçlü bir konuma koyabilmek için tasarruf çok önemli bir şeydir. Ama bütün toplumun aynı yönde hareket etmesi, yani tüketimini erteleyerek tasarrufunu artırması aynı yararı sağlamaz. Herkesin tasarrufunu artırdığı bir ortamda, ilk elde, üretilen mal ve hizmetlerin satılamaması, ikinci aşamada ise üretimin kısalması konu olur. Bunun sonucu ise ekonomik büyümenin yavaşlamasıdır. Tasarruflar yatırımların temelidir, ama yatırım yapılması tüketime bağlıdır. Tüketilmeyen şeyleri üretmek için kimse yatırım yapmaz. Ekonomik daralma ortamlarında kişiler ve firmalar, harcamalarını erteler ve tasarruflarını artırırlar. Böyle bir ortamda devalüasyon korkusu gündemdeyse o zaman tasarruflar yabancı parayla yapılmaya başlanır. Eğer mali kesimin sorunları da gündeme gelmişse o zaman dövizler evlere saklanmaya ya da yapabilenler açısından yurtdışına çıkarılmaya başlanır. Bu aşama, devlete duyulan güvenin minimum düzeyde indiği bir aşamadır. Evde saklanan tasarruf, tasarrufun en tehlikelisidir. Bu tür tasarrufların ekonomiye hiçbir yararı olmadığı gibi kişilere de zararı vardır. Parasını ya da dövizini evinde saklayanın karşısında iki tür kişisel maliyet vardır: 1 Hırsızlık korkusunun yarattığı maliyet. 2 Faiz gelirinden mahrum kalmanın yarattığı maliyet. Her ikisi de ilk ağızda çok yüksek bir maliyet değildir. Üstelik bir kişinin bu biçimde davranmasının topluma zararı da fazla değildir. Ne var ki çoğunluk aynı yönde davranırsa bankalar daha az kredi verebilirler. Daha az kredi daha az yatırım, daha az büyüme, daha az yeni iş imkânı demektir. O zaman toplum olarak hızla fakirleşmeye doğru yol alınır. Dövizini yurtdışına çıkarmış ya da evde saklamaya başlamış olan bir topluma kimse dışarıdan destek vermez. Çünkü verilecek her kuruş döviz yine ya evdeki kasaya ya da daha kötüsü yurtdışındaki bankalara mevduat olarak gidecek demektir. Böyle bir ortamda, insanlar, çözümün ilk adımının devletten gelmesini beklerler. Devlet, yurttaşlarını yeni bir kriz olmayacağına, parasının değerinin daha da düşmeyeceğine inandırmak, yani gerekli güveni oluşturmak zorundadır. Bunun yolu ise bankacılık kesimine olan güvenin yeniden eskisi gibi yaratılmasına bağlıdır. Ancak bu yapıldıktan sonra insanlar her türlü kaybı göze alarak evlerine koydukları ya da yurtdışına yolladıkları paralarını getirip yeniden bankalara koyarak daha yüksek faiz elde etmeye karar verebilirler. Ve ancak ondan sonra talep ve dolayısıyla ekonomik büyüme canlanabilir. Tasarruf iyi bir şeydir. Geleceğini güven altına almak da öyle. Ama her şeyin aşırısında olduğu gibi bunların aşırısında da kötülük vardır. Bugün devlete düşen görev, topluma yeniden güven verebilmektir. Bu güven sağlanıp da bankacılık kesimi yeniden çalışmaya başlarsa dışarıdan destek de alınabilir. Aksi takdirde dışarıdan gelecek paraları bekleyerek daha çok zaman geçiririz.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||