Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
27 Mart 2001

Rakibe yardım etmek

İsveç Teknik Direktörü Tommy Soderberg'in 1-0'lık Makedonya galibiyeti sonrası yaptığı açıklamada, bizim de içine düştüğümüz bir sıkışmışlığın serzenişi var: "Üç puan çok iyi. Ama geri kalan her şey kötüydü. İyi oynayamadık. Ekip olarak hayâl kırıklığı yaşıyoruz. Çok daha iyi oynayabilirdik. Bu oyunumuzla Makedonya'nın iyi savunma yapmasına yardım ettik. Böyle oynamaya devam edersek Dünya Kupası'na gidemeyiz."
Kendi oyunuyla rakibin iyi savunma yapmasına yardımcı olmak, bizim de içine düştüğümüz halledilmesi zor bir zaaftır. Çözümü de takım, daha da ötesinde ekol olabilmekle ve bunun sonucu olarak da oyun içinde dönüşebilmekle alâkalıdır. Oyun içinde dizilişinizi, sisteminizi, oyun anlayışınızı değiştirebilmeniz gerekir. Dünya futbolunu analiz edenler, son yıllarda Almanya ve İngiltere'nin yaşadığı düşüşleri de buna, yani oyun içinde dönüşememeye bağlıyorlar. Yoksa 3-5-2 eskimiş, uzun toplu yan ortalara dayanan 4-4-2 artık bitmiş, bunlar hikâye... Gerektiğinde gereken hamleyi yapamayacak kadar tek yönlü oyunculara sahip olmak ve tek sisteme mahkûm kalmak yatıyor sorunun kaynağında. İsveç gibi, Türkiye de bunun sıkıntısını çekiyor çoğu zaman. Son örneği Slovakya karşısında yaşadık. Rakibin kalabalık orta saha ve savunmasını aşacak yapılanmayı sağlayamadık. Yüklenince de kontralarla bunaldık. Dümdüz oyanayan bir rakibe karşı kalas gibi eğilmeden, bükülmeden, dönüşmeden durduk.
Türkiye'de Fatih Terim'e bir çok unvan verildi. Başardıkları, efsaneye dönüştürüldü. Ama başardığı en önemli işin hiç üzerinde durulmadı maalesef -yazanlar olduysa kusura bakmasın, ben görmedim. Bu, Galatasaray'ı 90 dakikada 4 ayrı dizilişle, sayısız çözümlü sistemlerle oynatabilmesiydi. Ve bu dönüşümün gerçekleşmesinde en önemli faktör olan o muhteşem orta sahayı kurabilmesi. Ama biz o orta sahayı "Bücürler nefis pres yapıyor" diye açıklayıp çıktık işin içinden. Tamamı süpürücü oyunculardan kurulu, beşli, dörtlü ya da üçlü oyanayabilen savunma hattını, tandem-libero sıkışmışlığında tartıştık. Bunları göremediğimiz için, görecek, gösterecek birilerine ihtiyaç var. İşte bu yüzden Ümit Kıvanç'ın, TV'de maç seyretmenin yeterli olmadığını şemalarla 30-40 sayfada anlattığı "Kesin Ofsayt" isimli kitabına ihtiyaç var. İşte bu yüzden rahmetli Çupi'nin "Maç stadda seyredilir..." açıklaması bunları anlamamız için yeterli değil.
Cumartesi, Güneş'in son anda sakatlanan Emre'nin yerine oyunu son anda değiştirme riskine girmeyip Ergün'ü oyuna sürmesi, bu dönüşememeyi 90 dakikanın dışına da taşırdı. Tüm eleştiriler "Tek forvetle oynanır mı?" sorusunda toplandı. Yanlış bir seçim değildi belki. Ancak Emre sakatlandıktan sonra bunda ısrarcı olmak büyük ihtimalle Güneş'in hatasıydı. Gol arayışını uzun şişirme toplara yıkmak dışında oyun içinde dönüşememek de... Ve son 17 maçının sadece üçünde gol atabilmiş olan ve artık 'gol atamayan Jardel' stilinde oynayan Hakan'a bir alternatif bulamamak da...


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.