Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
27 Mart 2001

Habercilik cilvesi

Gazeteyi gazete yapan haberdir... Gazeteciyi gazeteci yapan da muhabirlik...
Ama habercilik zor ve nankör bir iştir.
Hürriyet'in Ankara bürosunu yönettiğim yıllardaydı. Şimdi hatırlamadığım önemli bir yasa onaylanmak üzere Cumhurbaşkanı Evren'e gönderilmişti.
Evren'in oldukça tartışmalı konuda ne yapacağı kestirilemiyordu.
Meslektaş kökenli, ama sonradan üstlendiği görevlerin hakkını vererek, başka boyut kazanmış, Ali Baransel Cumhurbaşkanı'na danışmanlık yapıyordu.
Önce kendisiyle konuştum. Sonra birlikte randevu alarak Evren'in hukuk danışmanlarından, Mülkiye'den hocam İdare Hukukçusu Prof. Dr. Şeref Gözübüyük'e gittik.
Konunun içeriğini irdeledik. İntibaını öğrendik.
Tabii kimse Evren'in nasıl karar vereceğini bilmiyordu. Ama intiba yasayı veto ederek TBMM'ye, bir kere daha görüşülmek üzere yollayacağı merkezindeydi.
Haberi yazdım. Genel yayın müdürü Çetin Emeç ile de konuşup nasıl hazırladığımı anlattım.
Veto ihtimalinin 'Çankaya çevreleri'nden edinilen bilgiye dayandığını belirttim.
Haber ertesi gün yayımlandı. Ama aynı gün Evren'in yasayı onayladığı da açıklandı.
Ciddi araştırmalarıma rağmen yanılmıştım.
Sebep de Evren'in asker kökenli bir başka hukuk danışmanı emekli tümgeneral Muzaffer Başkaynak'ın son anda verdiği görüş idi.
Doğrulanmayan haberimden dolayı meslektaşlarımdan ağır eleştiriler aldığımı hatırlıyorum.
Örneğin Cüneyt Arcayürek 'Herkese gazetecilik dersi verir ama işte böyle yanlış haber yazar' diye yazmıştı.
Hürriyet'in o zamanki genel müdürü Arda Gedik ise Almanya'dan telefon ederek, "Yahu Kışlalı, ne kadar çok dostun varmış. Sabahtan beri bana telefon eden edene. Haberin yanlış çıkmış" demişti.
Haber yazarken konuyu birden fazla kaynaktan araştırmak, gazetenin yazıişlerindeki arkadaşlarla gerektiğinde tartışmak ve onların gerek göstermeleri halinde, haberi yeniden yazmak gerektiğini bilirim.
Bu yöntemlerin 36 sene Ankara muhabirliğini yaptığım The New York Times ile 30 sene temsil ettiğim Daily Telegraph'ta nasıl uygulandığından da haberdar olmuşumdur.
Ama gazeteyi gazete yapan haberciliğin, ne kadar özen gösterirseniz gösterin, çok cilveli olduğu da muhakkaktır.
Türkiye'yi içinde bulunduğu krizden kurtarmaya çabalayan Kemal Derviş ile ilgili çok önemli bir haber geçen hafta doğrulanmayınca, başımdan 20 yıl kadar önce geçen yukardaki olayı hatırladım.
Yazmadan önce de, hafızam beni ayrıntılarda yanıltmış olabilir diye eski dost Ali Baransel'i aradım.
Kemal Derviş Ankara'ya ilk defa geldiğinde, çeşitli temaslardan sonra görev üstlenmeye karar verdiğini medya, TV kameraları karşısında açıkladığında, bir bayan meslektaş kendisine ilk defa sordu:
"Görevinizi başaramadığınızı anlarsanız Türkiye'den ayrılıp gene eski görevinize Dünya Bankası'na dönecek misiniz?" dedi.
Derviş'in hiç tereddüt etmeden verdiği yanıt şöyle oldu:
"Hayır. Dönmeyeceğim. Çünkü görevimden izinli ayrılmadım. İstifa ettim. Eğer aldığım
görevde başarısız olursam ABD'ye gitmem, ancak bir başka kente giderim."
Habercilik vasıflarını yitirmeden köşe yazan bir meslektaşıma Mesut Yılmaz'dan kaynaklanan bilgi ulaşıp, 'Derviş iki yıl çalışacak. Sonra ayrılıp ABD'ye dönecek' şeklini alınca haberi dikkatle okudum.
Sonra; o sırada yurtdışında bulunan Derviş'in görüşü ertesi gün yayımlandı.
Bakan ilk gün söylediklerini yineliyordu.
Ortada iki husus var. Bunlardan biri bizi; gazetecileri meslek bakımından ilgilendiriyor.
Diğeri ise Ankara'da gittikçe daha güçlü bir şekilde yayılan 'Derviş'in başarılı olmasını istemeyenler var' havasıyla ilgili.
Bu arada 'Derviş başarısız olursa ne olur?' sorusuna yanıt aranıyor.
Acaba cevap, 'Ne olacak, halka başvurulur'
kadar basit mi?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.