![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Nitelik geçirmeyen elek Türkiye'de bugün yaşadığımız bir 'ölçü' yokluğu var ya, bunun içine seksenlerde girdiğimiz kanısındayım. Banka boşaltmaktan Picasso seven milletvekiline kadar her gün, her düzeyde yaşadığımız çeşit çeşit olayı anlatıyorum, 'ölçü yokluğu' derken.Niye 'seksenlerde' derseniz, önce askeri darbe toplumun bir ölçü belirleyen kesimini dağıttı: ya sildi, ya kendine benzetti. Bir üniversitenin, '12 Eylül hukuku' dediğimiz ve hâlâ içinde yaşadığımız kâbusu yaratan bir darbe şefine 'fahri hukuk doktorası' armağan ettiği bir toplumda ölçü filan kalabilir mi? Askeri darbeden 'sivil yönetime geçiş'de Turgut Özal eliyle gerçekleşti. Bir tür 'sauna efekti'. Sauna bir bireyi arıtıp zindeleştiriyor, ama aynı efektin hazırlıksız bir toplumdaki etkileri çok sağlıklı olmayabiliyor. Özal'ın birçok olumlu icraatını yok sayanlardan değilim; ama 'servet yapma' konusunda her türlü ölçüsüzlüğü alabildiğine teşvik ettiği herhalde yadsınamaz. 12 Eylül, toplumun nüfus piramidinin ne kadar bilincindeydi, bir şey söyleyecek durumda değilim. Ama hep sözünü ettiğimiz 'genç nüfus' yetmişlerde kendini bir biçimde (epey beter bir biçimde) ortaya koymuştu. 'Büyük devlet olalım' diye nüfus kontroluna hiç yanaşmamıştık; ortalığa yayılan bu nüfusu iyi yetiştirmek için de hiçbir şey yapmamıştık. Ne okutabildik, ne önünde iş imkânı açabildik, ne karnını ne de gözünü doyurabildik. Sonuncusu hiç mümkün değildi, çünkü tüketim toplumunun değerleriyle doludizgin gidiyorduk. Her yıl sayısı artan ve 'yetişkinler' hayatına bir biçimde adım atan milyonlarca insanla ilgili bir çözüm üretmek gerekiyordu. 12 Eylül klasik çözümü üretti: devlet korkusuyla yaşayan 'disiplinli' toplum. Talep etme yasak, talep etmek için örgütlenmek, yürümek, bağırmak zinhar yasak. 'Bu ne biçim bir düzen' diye düşünmek yasak; bunu yanındakine fısıldamak hem nasıl yasak! Düşünenleri sustur, düşünme ihtimali olanları önceden tespit et ve ağzına izolasyon bandı yapıştır, insanların düşünebileceği yerleri dağıt vb. Kurduğunuz baskı rejimi ne kadar sıkı olursa olsun, yüzde yüz su geçirmez duvarlar yapamazsınız. Bir yerlerden sızıntı olur. Ama o yaptığınız duvarlar, ister istemez, sızıntının niteliğini belirler. 'Kimse bir talepte bulunmasın,' diye onca tedbir almanız, herkesin buna uymasını sağlamaz. Bir kısım insan, ne yaparsanız yapın, duvarın beri tarafına geçmek için elinden geleni yapacak, sonunda bir kısmı geçecektir. Şu 12 Eylül ve Özal'lı sonrasının koşullarında bunlar kim olur, nasıl insanlar olur? İşte böyle, bugün gördüğümüz çeşitten insanlar olur. Siyasete ilgi duyan bir yığın dürüst insan vardır, örneğin; bunlar duruma bakar, 'Yarın öbür gün beni de alıp bir adaya falan kapatırlar. Ben bu işlerden uzak durayım,' derler. Ama 'Milletvekili olsam ne kapılar açarım; bir gün eroin, bir gün Picasso satarım,' diyen biri varsa, o ne yapar eder, milletvekili olur, çünkü bu sistem aslında onun gibileri için kurulmuştur. Hayatın her alanında, kapanmış o kapıların altından bunlar sızar, barajların üstünden bunlar taşar. Dürüst, onurlu, gereğinde inancının kavgasını vermeye de hazır insanlara karşı gerilen 'empermeabl', bu güruhu her tarafından sızdırmak zorundadır. Onun için, 'ölçü' kalmadı. Önce 'Asmayalım, besleyelim mi?' diyen devlet başkanı, sonra 'Benim memurum işini bilir' diyen başbakandan oluşan 'sauna' etkisinin yarattığı vatandaşlarla yaşıyoruz.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||