Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
27 Mart 2001

Çözüme giden yolda

HADEP'in, özellikle Güneydoğu'da bazı belediyeleri seçimle kazandıktan sonra sağduyulu bir çizgi izlediğini görmek gerek. Devlet otoritesi de bu çizgiyi güçlendirecek politikalar üretmeli
Haber ResmiAVNİ ÖZGÜREL
Bayramın adına Nevruz ya da Newroz dememiz bugünün koşullarında ona yüklediğimiz manayla ilgili. Yoksa kavramı Latin ya da Çin alfabesiyle yazmak veya ağızlara uygun kalıba dökmek ne kutlamanın mahiyetini ne de bin yıllar ötesinde yakılan ilk ateşin anlamını değiştirir.
'Yeni Gün Bayramı'nı, ırki menşe hassasiyetlerine ortak kültür tarihimizin gönderdiği tekzip diye okumayı beceremedik.
Bunu neden yapamadığımızın cevabı için uzun uzadıya düşünmeye, asırlar öncesini
eşelemeye falan gerek yok. Bir yüzyıl boyunca 'ötekileşmeye yattığımızı' hepimiz biliyoruz.. Şimdi başladık dağıttıklarımızı neresinden tutup nasıl toparlarız diye...
Şayet yine 'Nevruz' dersek Türkçülük, 'Newroz' dersek Kürtçülük yaptığımızı sanıp kaligrafik farklılıkla kimlik ifade etmede takılırsak yazık olur; 'Pe-Ka-Ka' demekle 'Pe-Ke-Ke' demek arasında sıkışıp kaldığımız gibi...

Yeni HADEP
Kabul etmek gerekir ki bugünün HADEP'i dünkü HADEP değil. Yavaş yavaş sağduyu ve aklın daha fazla hâkim olduğu bir parti çıkıyor karşımızda. Bunda Öcalan'ın Türkiye'ye geldikten sonra benimsediği stratejinin de, HADEP'i seçimle gelinen hiçbir mevkide görmek istemeyen Ankara'nın tavır değiştirmesinin de payı var.
Seçilen HADEP'li belediye başkanlarının göreve geldiklerinden bu yana kimi kışkırtmalara rağmen izan çizgisini geçtiği, gösteri yapma hevesine kapıldığı herhalde söylenemez. Oturdukları makamın zamanla onları ve HADEP'i yeni bir çizgiye taşıdığı inkâr
edilemez. Farklı bir HADEP'ten söz edebiliyorsak; düne kadar bu partiyi özdeşleştirdiği 'terör örgütü'yle tereddütsüz aynı kefeye koyan (bunun da hayal mahsulü olduğunu söylemek mümkün değil) ve hasım olarak gören devletin -zaman zaman öfkesi taşsa da- genelde 'tahammül göstermesi'yle iyimser yorumlar yapabildiğimizi unutmamak lazım. (*)
Bunlar yapıldı diye sorun çözüldü, acılar aşıldı mı? Elbette hayır.. Hatta daha yolu yarılayıp nekahet devresine bile geçemedik.
Alın basit bir örnek: Resmi bayramlarda protokol gereği HADEP'li belediye başkanlarıyla askeri erkân bir araya geliyor ama Atatürk'ün Diyarbakır'ın fahri hemşehrisi ilan edilmesinin yıldönümü (5 Nisan) münasebetiyle düzenlenen törenlere ordu mensupları hâlâ katılmıyor. Cumhuriyetin kurucusunun HADEP tarafından anılmasının içe sinmediğine başka delil mi arıyorsunuz?

Kötümser olmamalı
Ama kötümser olmanın gereği yok. Nevruz öncesi Osman Öcalan şunları söylüyordu:
"Uluslararası güçler bugüne kadar Kürtleri bilinen şekilde kullanmıştır. Bölge güçleri de Kürtleri kendi çıkarları için kullanmıştır. Oyunun Türk-Kürt savaşı çıkarmak olduğunu artık görelim. Türkiye bunu fark etti. Nevruz'u coşkulu, medeni bir şekilde kutlayıp isteklerimizi dile getirelim. Şiddetin azalacağı güvenini verelim..." Daha da ileri gidip "Bize bazı güvenceler verilsin, Zapatistalar gibi tüm PKK kadrosu yürüyerek Türkiye'ye gelsin. Bu süreçte kendimizi hazırladık. Askeri, siyasi, kültürel bütün güçlerimiz bu yürüyüş için eğitime tabi tuttuk. Güçlerimiz Türkiye için artık sorun olmayacak..." diyor.
Öcalan'ı bunları söylemeye sevk eden sebepler üzerine kuşkusuz farklı görüşler ileri sürülebilir. Belki tabanındaki yılgınlığı fark etti, belki art niyetli. Ama maksadı ne olursa olsun bu ifadeleri duymazlıktan gelmenin izahını bulmak zor... Kuzey Irak'tan bir grup PKK'lı Türkiye'ye geçip güvenlik güçlerine teslim olduklarında Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu: 'Şayet bazı insanlar çözüme katkıda bulunmak istiyorlarsa terör örgütünün silahlı unsurlarının tamamının Türkiye'ye gelip teslim olmalarını sağlamalılar...' mealinde bir açıklama yapmıştı. Silahlı militanların yurtdışında 'tetikte' beklemesiyle Türkiye'nin çözüme zorlanmadığı aksine onların varlığının çözümü zorlaştırdığı PKK tarafından da anlaşıldı demek...
Mevcut ortamda bu konuda siyasetin devlet kararı gerektiren proje üretmedeki cesaretsizliği dolayısıyla, hiç değilse ordunun tabloyu doğru okuyacağını ümit etmek gerekiyor.
(*) MHP milletvekillerinden birinin Nevruz'un milli bayram ilan edilmesi yolunda kanun teklifi vermiş olması güzel bir gelişme. Dileyelim ki hükümet bu girişime sahip çıkıp iç barışın pekişmesi fırsatını değerlendirsin. Nevruz'un ne olup olmadığını merak edenler için Radikal'de Ali Tayyar Önder'in yazısı (22.3.2001) güzeldi. Nevruz konusunda daha geniş bilgi edinmek isteyenlere de Prof. Sadık Kemal Tural'ın kitabını öneririm.
NOT: Nevruz vesilesiyle bazı kadın yazarlarımız Güneydoğu'ya gittiler. İzlenimlerini okudunuz umarım. Çoğunluğu hayatında ilk kez bölgeye gitmiş kişilerin bu noksanlarını telafi etmiş olmaları kuşkusuz sevindirici. Ancak yazıların neredeyse tamamına sinmiş bir koku vardı ki burnumun direği zorlandı. Aydınlarımızın hiç değilse teorik olarak 'kendi insanları' sayılabilecek ahaliye nasıl yaklaştıklarına bakınca gülmek mi üzülmek mi gerektiğine karar veremedim. Sanırsınız bir grup medeni insan dünyanın öbür ucunda yaşayan ve ömürleri boyunca fotoğraflarını görüp nasıl olduklarını merak ettikleri yerli kabileyi ziyarete gitmişler! Onlarla konuşmak, onlara dokunmak hoşlarına gitmiş; onları çok şirin, sevimli, 'insanımsı' ve sıcak bulmuşlar..
Şereflerine düzenlenen gösterileri anlatışları da hoştu. Kendimi safari sırasında tur operatörlerinin organize ettiği ve oryantalistlerden aşina olduğum üslupla kaleme alınmış kabile dansı tasvirlerini okuyor sandım.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.