Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
1 Nisan 2001

Nilüfer'in son şarkısı!

Yakında yeni bir albümü çıkacak olan Nilüfer, şimdilerde kızı Ayşe Nazlı'nın bakımıyla ilgileniyor. Annelikle birlikte farklı duygular yaşadığını ve değiştiğini söyleyen sanatçı, 'Coşkulu bir ruh hali yaşıyorum, demek ki, buna ihtiyacım varmış' diyor
Haber ResmiHIZIR TÜZEL
İSTANBUL - Kimi zaman derim ki, "Bu devlet baba, keşke 'devlet ana' olsaydı."
O zaman belki de her şey çok daha farklı olabilirdi.
Ne bileyim işte devlet ana olsaydı eğer, çocuklarını daha bir bağrına basar, onları daha bir sahiplenir, onlar için varını yoğunu ortaya koyardı. Çocuklarının sorunları olduğu zaman bağrına basar, sıcaklığıyla tadavi ederdi. Çocuklarını birbirinden ayırt etmediği için herkes kendini ayrıcalıklı hissederdi. Kardeşlerin birbirlerine haksızlık yapmalarını engellerdi. Kendi içinde yaşadığı acıları hiç dışavurmaz, bunun da bir annelik görevi olduğunu bilirdi. Harçlıkları eşit dağıtır, kendi yemez çocuklarına yedirirdi. Düzen daha farklı olurdu vesselam!
Nilüfer'in kızı Ayşe Nazlı'ya gösterdiği sıcaklığı görünce bunları düşündüm. Bizim kırk yıllık Nilüfer gitmiş, yerine Nilüfer Ana gelmiş. O eski soğukluğu, suskunluğu yerini, analığın o muhteşem yumuşaklığına bırakmış. Minik bebek daha altı aylık bile değil ama o da bunun farkında sanki, annesine bir bakışı var ki, kelimelerle anlatmak mümkün değil. Boncuk gözlerde bir güzellik var.
Evde bir takım bakıcılar, yardımcılar, büyük anneler filan var. Nilüfer stüdyoda son albümünün rötuşlarını yaparken, Ayşe'ye onlar bakıyor. Minik bebek evin mutlak hâkimi olmuş haliyle. 'Gak' dediğinde herkes ayağa fırlıyor. 'Guk' dediğinde maması veriliyor.
'Agu'da ise alt temizleniyor. Bu durumdan tek memnun olmayan şahsiyet ise evin emektarlarından 'Oğlum'. Kendisi kocaman, çok güzel bir kedi. Ama bebeğin eve gelmesiyle birlikte, tahttan indirilmiş bir kral gibi pürsük takılıyor. Surat bir karış, sıkı bir depresyonda. Bebeğin yanına bile yaklaşmıyor, ağladığında hemen odayı terk ediyor. Hayat, bundan sonra onun için çok zor olacak maalesef.
Ayşe Nazlı, sizin için müzikten daha önemli oldu diyebilir miyiz?
Şunu açıkça söyleyeyim, ben Ayşe Nazlı'yı çok seviyorum ama biri birinden daha önde geçti demek çok zor. Çünkü, bir şeyin müziğin önüne geçmesi benim için biraz zor. Tam tersine Ayşe Nazlı'nın gelişi bana heyecan ve şevk kazandırdı diyebilirim. Albüm bitti sayılır, birkaç hafta içinde piyasada olacak.
Ama öylesine bir heyecan ve coşkulu bir ruh hali yaşıyorum ki, bir sonraki albüm için şimdiden bir şarkı hazırladım. Demek ki, böyle bir şeye ihtiyacım varmış.
Bir yaşam sevinci galiba.
Evet Ayşe Nazlı'yla inanılmaz biçimde değiştim. Bir kere aklınızdaki lüzumsuz bir takım, abuk sabuk şeyleri, kuruntuları, sorunları, günlük problemleri kafanızdan silip atıyorsunuz. Şu anda dünyanın en mutlu insanı benim, bundan daha güzel bir şey olabilir mi?
Neden böyle hissediyorsunuz?
Onda insanın özünü görüyorsunuz. Bu beni müthiş etkiliyor. Öylesine saf, duru pırıl pırıl bir şey. Çok küçük daha hiçbir şeyin farkında değil. Biraz büyüdükten, hayatın farkına vardığı, paylaşma başladığı zaman, herhalde iş daha müthiş bir hale gelecek. Şimdi biz sadece ona en iyi şekilde bakmayla çalışıyoruz, sevgi gösteriyoruz.
Görüyorum ki, Ayşe Nazlı'ya sadece siz bakmıyorsunuz evin içinde küçük bir ordu hazır bekliyor.
İşte annem var, kendi dadısı var, bunun dışında evde çalışan üç dört kişi var. O kadar da ordu gibi değil aslında.
Hep keyifli yanlarını anlatıyorsunuz. Çocuk büyütmenin zor yanları vardır herhalde. En zor yanı nedir sizce?
Stüdyoda akşam saatleri çalışıyorum. Eve geç geliyorum. Kendime hep ara boşluklar yaratıp eve geliyorum. Zaten hayatım sadece stüdyoyla evde geçiyor. Başka bir yere gittiğim ve başka yaptığım hiçbir şey yok.
Altını filan değiştiriyor musunuz?
Öyle bir şey yapmadım. Ama bana öyle geliyor ki, onlar işin en kolay tarafı. Bebek olduğu için sürekli uğraşmak gerekiyor. İlgisini bir yerlere çekip mamasını yediriyorum ama onlar işin teknik tarafları. Diğer konular bence çok daha önemli.
Küçükken de düşkün müydünüz bebeklere, oynar mıydınız sık sık?
Tabii, her kız çocuğu gibi benim de bebeklerim vardı. Oyunlar oynardım.
O zaman tecrübeli sayılırsınız bebek bakımı konusunda.
Evet, o içgüdüsel bir şey. Kız çocuklarında oluyor. Mesela Ayşe Nazlı daha ufacık ama o da bir bebek gördüğü zaman müthiş heyecanlanıyor. Bu doğasında var onun herhalde.
Peki hiç, 'Keşke daha önce çocuk sahibi olsaydım' diyor musunuz?
Hayır hiç böyle bir pişmanlığım yok. Bu yolla çocuk sahibi olmak bana çok daha anlamlı geliyor. Benimsemek önemli. Ben, çok benimsediğimi düşünüyorum. Bir de tabii belli bir olgunluğa erişmek de çok önemli çocuk sahibi olmak için. Öbür türlü, insan çocuk bakarken bunalabilir, onu hırpalayabilir. Bebek konuşamadığı için her şeyi ağlayarak ifade etmeye çalışıyor. Benim bütün istediğim şey, bir an önce yürüsün ve konuşsun. Ama bazı anneler bebeklik döneminin rahat olduğunu konuşup yürümeye başlayınca asıl sorunların ortaya çıktığını söylüyorlar. Ama ben razıyım. Çocuk kalkmaya çalışıyor kalkamıyor, konuşmak istiyor mümkün değil. Bebek olmak ne zor şeymiş. Allahtan kendi bebekliğimizi hatırlamıyoruz.
Bazı insanlar kirlenen dünya yüzünden çocuk sahibi olmanın onlar için haksızlık olduğunu düşünür. Siz ne diyorsunuz?
Hiç düşünmedim ama bu bana gerçekçi gelmiyor. Bir kere yaşama bu kadar karamsar bakmıyorum. Kuralcı da değilim. Günümüz koşulları buysa, buna göre yaşamayı öğreneceğiz yani.Daha önce de krizler yaşadık.
Siz çok küçük yaşlarda ünlü oldunuz. Nasıl geçiyordu günler o zaman?
Bunun ayrıcalığını yaşadığımı hatırlamıyorum. Diğer öğrenciler tabii ki, ilgi gösteriyorlardı, ilginç geliyordu tabii. Ama bunun olağanüstü bir durum olduğunu hiç hissetmedim diyebilirim. Lise birde okurken uçağa atlayıp Ankara'ya gidip televizyon çekimine katılıyordum. Ödül törenlerine katılıp, okula yetişiyordum filan. Çok ilginçti.
Peki, kendinizi şu andaki popçularla kıyasladığınız oluyor mu?
Bence şu andakiler çok daha bilinçliler. Bir şürü şeyi erkenden ve daha doğru yaptıklarını görüyorum. Çok enerjikler.
Yalnız bu söylediklerini biz pek göremiyoruz, neymiş bu bilinçli şeyler?
Ne bileyim giyimdi, kuşamdı, saçtı, makyajdı yani bir sürü şeyi daha hızlı yerine oturtuyorlar. Daha çabuk profesyonel oluyorlar. Bu hepsi için geçerli değil tabii ama bunları gözlemliyorum.
Haklısınız da bunları yapmaktan müzik yapmaya pek zamanları kalmıyor sanki. Bir de ek işler yapıp, sunuculuk, oyunculuk filan yapıyorlar.
Hiçbir zaman öyle bir star olmadım. Ona aklım da pek ermiyor. Vallahi tebrik ediyorum. Bir yandan şarkı söyleyip, dizi çekiyorlar, şov yapıyorlar. Bu aslında takdir edilmesi gereken bir şey. Gerçi zaman içinde bazı şeyler unutulacaktır ama o da bir beceri.
Sizde böyle bir beceri yok muydu?
Ben hiçbir zaman böyle şeyler yapmadım çünkü istemedim. Benim birinci işim şarkı söylemekti. Ben şarkı söylemeyi seviyordum. Dizi teklifleri geldiği zaman içeriğine bile bakmadan, baştan 'Hayır' demişimdir. Öyle şeylere hiç girmedim. Canım hiç istemedi.
Neden?
Çünkü iyi bir şeylerin yapılmasının çok zor olduğunu biliyorum. Şimdi, yapılan şeyleri görüyorum. Beğenmiyorum, çok az iyi şey yapılıyor. Onun için de hiç gerek görmedim.
Kalite biraz düştü, kimilerine göre bu biraz da halkın talebi. Sizce?
Biz, 'Geceler' gibi zor bir şarkıyı hep bir ağızdan söyleyebilen bir toplumuz. Ayrıca herkesin söylediği klasik Türk sanat müziği şarkıları müthiş zordur. O yüzden dinleyicinin talebinin öyle olduğunu hiç sanmıyorum. Ne yazık ki, yaratıcılarımızın içinde idealist olan, iyi şeyler yapmak isteyen insan sayısı çok az. Bir an önce bir sürü şey yapıp, daha fazla para kazanmak, sürümden kazanmak gibi bir mantık var galiba. Onlar da kendi açılarından haklı olabilirler ama eskiden böyle değildi ya. Onno Tunç dünya çapında bir müzisyendi ama onun gibi bir insanın bile yıllarca bir arabası bile olmamıştı.
'Bir çağdır gelir geçer' diyebilir miyiz bugünkü duruma?
Bu bence böyle gelmiş böyle gider. Dünya bu tarafa doğru gitti. Gencecik arkadaşlar son model arabalarla geziyor. Eğlence ve gezmeye düşkünler. Sabaha kadar barda oturup içki içerek iyi şeyler üretmek zordur. Ne yaşarsan onu üretirsin. Hele beste yapan insanların yaşam tarzları işleri için çok önemlidir.
Nilüfer hanım, dışarıdan bakınca son sevgiliniz (Gökberk Ergenekon) haricinde sizi hep yalnız bir kadın olarak görürüm. Yalnızlığı mı tercih edersiniz?
Ben iki kez evlendim. Biri üçbuçuk biri bir yıl sürdü. Bir de insan ilişkilerini hep göz önünde yaşamak zorunda değil ki, öyle bir kural yok yani.Özel yaşam diye bir şey var.
Amma yaptınız, günümüzde artık, kim kiminle ne yapıyorsa hemen herkese anlatıyor. Bilmiyorsunuz belki ama şimdi bu çok moda.
Şimdi benim ilişkilerimin olduğu zamanlar da olmadığı zamanlar da olmuştur. Ama tabii hayatımda hep birisi olmadı yani. Hatta doğrusunu söylemek gerekirse böyle uzun dönemler oldu, şu anda olduğu gibi mesela.
Hep Kayahan'la çalışıyorsunuz, Son albümünüzde Kayahan şarkıları var mı?
Var, Kayahan beni çok iyi tanıyor. Şarkı güzel olur ama her şarkıcıya uymayabilir. Bazı güzel şarkılar geliyor, kabul etmiyorum çünkü, bana uymuyor. Herkesin bir stili var. Bunların uyuşması lazım. Kayahan, beni hem kişilik olarak hem de şarkıcı olarak çok iyi tanır. Sesimi nasıl kullandığımı iyi bilir, ona göre şarkı yapar. O zaman da oturuyor tabii. Ayrıca Yeni albümde Kayahan'ın iki şarkısı olacak. Biri 'Büyük aşkım' ben de onu kızıma söylerim herhalde artık diyor.
Asistanınız Bircan Sılan sizi kanatsız melek olarak değerlendiriyor. Böyle hisseder misiniz kimi zaman?
Cadı taraflarım da vardır. Bana yanlış yapıldığı zaman cadılaşırım. İşimle ilgili her şeyin doğru düzgün yapılmasını isterim. Aslında her konuda öyleyim. Her şey düzgün, muntazam olacak. Biraz mükemmelliyetçilik var galiba. Böyle biriyim işte.
Zor bir yaşam tarzı değil mi bu?
Aslında o kadar da eskisi kadar mükemmelliyetçi değilim. Artık, 'Ne yapalım öyle de olsa olur' deyip geçebiliyorum.

Anneden kızına mektup
Nilüfer, minik kızı için internetteki sitesinde bir yazı yazmış.:
"Kızıma... Pek çok mutluluk yaşadım bugüne kadar. Başarılı da oldum, başarısız da, kazandıklarım da oldu, kaybettiklerim de, takdir edildim bazen, bazen de eleştirildim. Pes etmeyi hiç sevmedim, hep mücadeleyi seçtim ve sonuçları ne olursa olsun kararlarımı hep kendim verdim.
Hayatımın en doğru kararı 'Aşye Nazlı'. Benim zeytin gözlü kızım, küçük meleğim. Bu güne kadar bir insanın sahip olabileceği en coşkun duygularla çarpan kalbimin en son, en doyumsuz ve sonsuz heyecanı... O kadar minik ve o kadar masum ki, ona baktığımda içim aydınlanıyor, yenileniyorum. Hayat şimdi daha güzel, o benim en büyük amacım artık. Ruhumun nasıl bir dinginliğe kavuştuğunu görüp şaşırıyorum ve daha önce hayatımda nasıl bir boşluk olduğunun şimdi daha çok farkına varıyorum. Hayatı onunla paylaşacağız; her şeyi konuşacağım onunla, ona hep dürüst olacağım o da bana. Yine çok şanslıyım ve bunun için Allah'a şükrediyorum."


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.