Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
1 Nisan 2001

Any Given Sunday

Önce bir anekdot: "Her pazar sahaya çıkarsın, kazanır ya da kaybedersin. Önemli olan, kazanırken de, kaybederken de nasıl oynadığındır." Bu sözler, Oliver Stone'un 'Any Given Sunday' filminin başrol oyuncusu Al Pacino'nun film boyunca en az beş kez tekrar ettiği sözler... Dünkü maçın iki antrenörü umarım bu filmi seyretmiştir.
Galatasaray'ın iki vitesi var. Birinci vites, Türkiye Ligi maçları için... İkinci vites, Şampiyonlar Ligi için... Bu takımın, Türk takımlarıyla ve yabancı takımlarla yaptığı maçlar arasında dağlar kadar fark oluyor. Birinde yerli, öbüründe Avrupalı bir görüntü sergililiyor Galatasaray... Dün yerli bir takımdı Sarı-Kırmızılılar... Düşük vitesle oynadı, çok fazla asılmadı.
Beşiktaş'ın ise tek bir vitesi olduğu bile şüpheli. Belki de sezonun en kötü oyunlarından birini sergiledi Siyah-Beyazlı ekip. Hep aynı şeyden söz ediyormuşum gibi olacak ama Daum'un dönmesiyle bu takımdan neyin iyiye doğru değiştiğini hala anlayabilmiş değilim. Sezon başından beri, forma dahi giymeyen Sellami'nin niye bu derece kritik bir maçta oynadığını da anlayamadım. Aynı şekilde Beşiktaş'ın yeni orta saha düzeninin eskisinden daha etkili olduğunu izah eden var mı, onu da bilmiyorum.
Beşiktaş, dün sahaya ilginç bir dizilişle çıktı. İlk yarıda Galatasaray'ın sol kanadından Hasan Şaş, Beşiktaş savunmasını darmadağın edip bir de gol attırınca, bu sefer ikinci yarıda daha da ilginç bir düzene geçildi, Ali Eren ile Tayfur yer değiştirdi. Hesaba göre Ali Eren, Hasan Şaş'ı marke edecekti. Tayfur'sa en gerideki adam olarak savunmayı toparlayacaktı. Bunların ikisi de olmadı. Daha ilginci, Beşiktaş orta sahası zaten işe yaramıyordu, bu değişiklikle birlikte iyice fonksiyonsuz hale geldi.
İleri uçta, Ahmet Dursun gerçekten 90 dakika boyunca Beşiktaş'ta oynadı mı, yoksa 7 numaralı formada bir hayalet mi dolaşıyordu, anlamaya imkan yok. Ama maç boyunca, Taffarel'in eline topun bir kez bile değmediğini belirtmekte yarar var.
Hadi Beşiktaş bu kadar kötüydü, Galatasaray çok mu iyiydi? Yoo, hayır... Onlar da ilk yarıda attıkları golün huzuru içinde oynayıp durdular. İşte böyle giderken maç, 82. dakikada sağdan gelen ortaya Jardel'in net vuruşuyla gelen ikinci gol, bu maçın 'bonus'uydu.
Şunu söylersem abartmış olmam: Esasında, iki gol dışında pozisyonu olmayan, heyecansız, sade suya tirit bir derbiye mahkum olduk. Son sözüm, Beşiktaşlı Ali Eren ve Pascal Nouma'ya... Bu iki sinirli tarzları değil Beşiktaş'a, hiçbir takıma yakışmıyor.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.