![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Dedikodu mahfie@garanti.com.trTürkiye, şubat krizine gelene kadar 200 milyar dolarlık bir ekonomiydi. Dünyanın en büyük 22'inci ekonomisiydi. G-20 üyeliğine seçilmesindeki kriterlerden biri de buydu. Şimdi en iyi olasılıkla 160 milyar dolarlık bir ekonomi. Yine de büyük sayılır. Toparlanmaya girdiği andan başlayarak kısa sürede eski yerine gelebilir. 1994'te de böyle olmuştu. Dünyanın en güçlü ekonomisi bile olsa dedikodu müthiş yıkıcı etkiler yapar. Bu yıkıcılık en fazla gibi itibara dayalı sektörlerde etki gösterir. Ama oradan reel sektöre de atlar ve yıkıcılığını sonuna kadar götürebilir. Kurumların birbiri aleyhinde dedikodu yapması kurumsal zedelenmelere ve yıkımlara neden olabilir. İnsanlar işsiz kalmaya başlarlar. İşsizlerin sayısı arttıkça dedikodu kurumsal bazdan sokağa iner. Sokaktaki vatandaşlar dedikoduya katıldığı zaman bunun yıkıcılığının boyutunu hayal etmek bile mümkün değildir. O zaman iş yalnızca dedikoduda kalmaz. Birbirini suçlamaya kadar gider. Türkiye, Eylül 2000'den bu yana dedikodularla çalkalanıyor. Önce kurumsal dedikodular alıp yürüdü. O zaman 'Dedikodunun Ekonomik Analizi' başlıklı bir yazımda bunun tehlikelerine dikkati çekmiştim. Brezilya ve Arjantin'deki batışların ardında dedikodunun büyük katkısı olduğunu vurgulamıştım. Uyarılarım işe yaramadı sanırım. Bankalar battı. Bunu yazdığımda dedikodu daha sokağa inmemişti. Şimdi artık sokakta. İnsanlar her gün yeni dedikodular üretiyor ve her gün birbirlerini suçluyorlar. Televizyon kanallarına çıkan ciddi görünümlü birçok yorumcu konsolidasyondan, dış borçlarımızı ödememe alternatifinden söz ediyor. Merkez Bankası'nın elindeki döviz rezervinin gerçeği yansıtmadığını, aslında eldeki dövizin söylenenin çok altında olduğunu iddia ediyor. Ondan sonra herkes birbirini suçlama yarışına giriyor. Program iyi giderken çok başarılı işler yaptıkları savunulan siyasetçilere yönelik eleştiriler çoktan suçlamaya dönüştü. Biz işi burada bırakmadık. Dedikoduyu ve yolsuzluk suçlamalarını ülke dışına taşıdık. Şimdi kimin kapısını çalsak, 'Siz yolsuzluğa bulaşmışsınız' diyor. Türkiye, Rusya'dan, Kolombiya'dan, Filipinler'den daha kötü bir konumda takdim ediliyor. Biz de boynumuzu eğiyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Ne var ki şikâyete hakkımız yok. Çünkü bu ortamı biz yarattık. Başkaları değil. Bilip bilmeden bir batıyoruz teranesidir tutturduk gidiyoruz. Ondan sonra dışarıdan para istiyoruz. Bir ülke devalüasyonla ya da faizlerin yükselmesiyle batmaz. Enflasyonla batmayacağını biz zaten 30 yıldır dünyaya gösterdik. Ama bir ülke dedikoduyla ve yanlış uygulamalarla gücünü yitirir. Türkiye ekonomisinin önünde iki sorun var bugün. Bunların ilki piyasayı çalıştırmaya yönelik teknik sorunlardır. İkincisi yaygın dedikodu. Piyasa çalışır hale gelirse dedikodu yavaş yavaş yok olur. En kolay yol siyasetçiye fatura kesmektir. Eğer içimiz rahatlayacaksa bütün faturaları siyasetçiye keselim. Ama bunun krizden çıkışa katkısı olmaz. Olsa olsa krizi derinleştirir.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||