Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
1 Nisan 2001

Incommunicado topraklarda

Bazı günler, sabah uyandığımda, o gün yapmam gereken 4-5 telefon görüşmesi, gözümde büyüyor büyüyor.
O gün, o telefon görüşmelerinden ibaret oluyor.
Her biri, bu yaşlı ve yorgun at için-öyle hissediyorum o sabahlarda kendimi: bedbin ve bitmiş-aşılması çok güç, evet imkânsız değil ama, çok güç engellere dönüşüyor. Nasıl konuşacağım? Nasıl başlayacağım, bitireceğim; ifade edeceğim kendimi?
Basit konuşmalar her biri: Bir rica, bir sıkıştırma, bir hatırlatma, takip, tehir, iptal ya da açıklama konuşması. Çok basit. İvedilikle ve monoton bir kibarlıkla, tereyağından kıl çeker gibi 'gerçekleştirilebilecek' görüşmeler. Kolayca 'halledilebilecek.'
Böyle teselli ediyorum kendimi. Masanın başına telefonu ve defterini alıp oturacaksın. En geç 20 dakika sonra kalktığında, bugün için bütün 'zaruri' görüşmelerini tiklemiş birinin rahatlığıyla...
Onları 'bitirip' kalktığında, gazeteni okuyabilecek, kahvaltını edebilecek, yatakları yapıp çiçeklerini sulayabileceksin.
Ve gün artık, kesintisiz devam edecek. Ruhuna bir kılçık takılı olmadan: Yumuşak ve kayganca. İstediğin gibi. Gün, kendi ritmine kavuşacak ve tıkır tıkır işleyecek. O konuşmaları hiç yapmamışsın GİBİ.
Ne güzel!
Yalan tabii. Avuntu. Bir kere, o konuşmaları yapabilmem için gereken her türlü donanımdan mahrumum, bugün. Neden-tam bilemiyorum. Ama yoksunum.
Çok ağır, çok zor geliyor o 4-5 hatta-demin azaltıp söylemiştim kendime-o 7-8 görüşme. Çok altından kalkılmaz geliyor.
Zira ben 'incommunicado' günlerimden birindeyim.
Komünikasyon taklitlerimi yapmaya -zira gerçek bir iletişim, yüzde yüz bir anlama ve anlaşma hali, pek de mümkün değil bu topraklarda- muktedir değilim. Meramımı anlatabilmişim; meramımı dinlemişler, anlamışlar-dahası benim için taşıdığı vahameti kavrayıp olaya düzgün bir şekilde, vaktinde ve ehil bir tarzda eğilecekler, hatta hatta halledecekler GİBİ yapacak takatim yok. Bu iletişim sorunlu topraklarda, anlaşılmışım GİBİ yapacak gücüm...
Hayır. Bugün, bu belalı, bu sıkça rastlanan bu tarz günlerden bununcusunda, bugün, ben tamamiyle INCOMMUNICADO'yum. Evet: kelimenin karşılığında dendiği gibi, başkalarıyla iletişim kurmama izin yok. Ve o izni vermeyen kendimim. Bizzat kendim. En içim. En en en benim.
Hakiki anlamda iletişimin, sözlerimin karşı kulaklara tam ağırlıklarıyla (ya da hafiflikleriyle: önemli olan TAM kelimesi) varmasının imkânsızlığı, perişan ediyor beni. Günlerimi ve gecelerimi zehirliyor.
Kendi engellerim bir yana, tüm bu zorlukların üstesinden gelip derdimi anlattığımda, en iyi, en cömert ihtimalle yüzde yirmi beş dinlenecek yüzde on anlaşılacak ve yüzde beş harekete geçirebilecek olmam; en yüksek ihtimallerin böylesine düşük olması, mütemadiyen akıntıya kürek çekiyor olmam, çok çok umut kırıcı. Kalp kırıcı. Ruh daraltıcı.
Buraları, bugünlerde onun için bu denli bunaltıcı buluyorum.
Sevmiyorum, sevemiyorum. Bu. Günlerde. Tam.
Bu kadar anlamaya, dinlemeye, vazifelerini yerine getirmeye gönülsüz bir toplumun parçası olmam; öylesine kahrediyor ki beni...
Dinlememeyi, işine gelmeyeni mutlaka DUYMAMAYI, duymak zorunda kalmışsa da DUYMAZLIKTAN GELMEYİ şiar edinmiş br toplumun parçası olmak...
Ağır bir yüzleşmeden kaçma hali. Kaçak güreşme hali üstüne karakterini inşa etmiş insanların arasında var olmaya, yaşamaya, İŞ GÖRMEYE çalışmak... O ağır 'incommunicado' günlerimde, zaruri görüşmeleri yaşam enerjimin düşüklüğü ve ruhumun mağaralığı nedeniyle, bir sonraki güne erteleyebiliyorum bazen.
Nadirdir, ama kendime bu cömertliği yaptığım zamanlar oluyor.
Aramda ciddi bir anlama/anlaşma sorunu bulunan insanlarla yapmam gereken 'iş' görüşmelerini ise bir ay sonrasına bile ertelediğim oluyor. Oluyor valla.
Neye yarar? Burda bu bir türlü-psikolojik kaytarmalar nedeniyle-aynı dili konuşamayan insanların topraklarındayız. Habire komisyon gibi yüzde 5'ler, yüzde 10'larla yetinmek zorundayız, en iyi ihtimalle. Habire havanda su dövmek... Ne acı. Ne yıpratıcı. Bezdirici. Küstürücü. Değil mi?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.