Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
1 Nisan 2001

Bu bir pazar yazısı değildir

talkan@media.ankara.edu.tr
Bugün pazar. Ama beni güneşe çıkarmadılar. Hiçbirimizi güneşe çıkarmadılar. Pazar yazısı dediğin güneşli, gülücüklü, neşeli olmalı. Son günlerde gazeteleri karıştırırken aldığım notlara bakıyorum, gülünecek bir şey yok ortalıkta. Ne de pişmiş kelle gibi sırıtmayı gerektirecek bir durum var.
Notlarımdan birisi 'kapatmalar'la ilgili. Görünüşe göre, önümüze ne geldiyse kapatıyoruz. Parti kapatıyoruz, üniversite kapatıyoruz, televizyon kanalı kapatıyoruz, radyo kapatıyoruz, banka kapatıyoruz, şirketleri, fabrikaları kapatıyoruz... 'Kapalı toplum' olduk çıktık. Kapalı kalması gereken MGK toplantısını ise açıyoruz... Ve bunalım çıkıyor.
Gel de gül gülebilirsen. Bundan nasıl gülücüklü bir yazı türetirsiniz?
Bir diğer not, 'af'la ilgili. Yakında banka soyguncularının da (Anayasa Mahkemesi kararıyla) af kapsamına alınma olasılığı var. Bu 'kader kurbanları' söylemi işin başından beri pek aklıma yatmadı. Ne siyasal, ne hukuksal, ne de toplumsal bir yarar sağladı. Ağır eleştiriler aldı. Buna rağmen affı ısrar ve inatla çıkardılar. Patlak veren banka skandallarından sonra akla takılan soru şu: Nasıl olsa Anayasa Mahkemesi'nin bir genişletme kararı alacağı düşünülerek, banka soyguncularını kurtarmak için mi bütün bu düzenleme yapıldı acaba?
Kafanızda bu soru dolaşırken gülün gülebiliyorsanız!
Fakat hafifçe sırıtabileceğimiz haberler olmuyor değil. MHP milletvekili Ahmet Çakar, "Ah, nerede o eski komünistler," diye yakınmış, "kahrolsun emperyalizm diye sokakları inletirlerdi. Özledik onları." Bu MHP'liler de bir tuhaf oldu. Önce Castro'ya hayran kaldılar, şimdi eski komünistleri özlüyorlar. Fakat Çakar'ı anlıyorum. Bizde solun yabancı düşmanlığına yaklaşan milliyetçi bir yanı olageldi hep. Yabancı şirketlerin devletleştirilmesi isteği, NATO'ya hayır kampanyaları, Amerikan askerlerine karşı tepkiler, petrol politikaları... Hepsinin gerisinde milliyetçi bir ton vardı. Zenofobiya nerede bitiyor, antiemperyalizm nerede başlıyor, kestirmek çoğu kez zordu.
Yani sırf eski komünistlere dayak atmak için özlemiyorlar onları, aralarında bazı ortak yönler de vardı belki.
Ahmet Çakar'ın açıklamaları devam ediyor: "Vatandaş devlete destek olmalıdır. Gerekirse ben de çıkarır hanımın altınlarını devlete veririm." Bu elbette kutlanacak bir davranış. Ama bir - iki küçük ayrıntı insanın kafasına takılıyor işte.
MHP'lilerin evlilikte malların nasıl bölüşüleceği tartışmasına yaptıkları olumsuz katkı ortadayken sayın Çakar'ın, 'Eşimin altınlarını veririm,' demesi, 'Fedakarlığı bay Çakar mı, yoksa bayan Çakar mı yapacak,' sorusunu gündeme getiriyor. Tabii sayın Çakar haklı olarak, "Bizim ailede para ayrımı yoktur, eşimin fedakarlığı benim fedakarlığım demektir," diyecek. O zaman evlilikte edinilen malların boşanma durumunda eşit paylaşılmasına neden karşı çıkıyorlar, anlamak güç.
Gördüğünüz gibi, en hoş konuda bile can sıkıcı şeyler çıkıyor.
Ne yapalım, her pazar gülmemiz gerekmiyor ya.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.