Zorro'yu efkâr bastı!Dansöz filminde Zorro isimli bir kabadayıyı canlandıran Kerem Alışık, kendisini, babasının eski filmlerindeki karakterleriyle özdeşleştirmiş: Yalnız, efkârlı, gönlübol ve şiirsel bir bey... HIZIR TÜZEL
İSTANBUL - Yıllar önce sıkı bir futbolcuydu. Amatör kümede oynayan Dikilitaş kulübünün vaz- geçilmez elemanlarından biriydi, sonra Amatör Milli Takım'a seçildi, bir süre sonra futbolu bıraktı. Sonra, ticarete atıldı sekiz yıl tekstil işi yapıp, ihracatla uğraştı. Arkasından televizyon dizileri ve filmlerinde oynamaya başladı. Sibel Turnagöl'le evlendi, Sadri adında bir çocukları oldu, sonra boşandılar. Kerem, daha sonra 'Fehim Paşa Konağı', 'Yaygara' ve 'Hey Işıkçı' isimli tiyatro oyunlarında rol aldı. 'Dansöz' onun ilk sinema filmi, yakında bir de 'Kerem Misali' isimli bir şiir albümü çıkacak.
Ne kadar dolu bir yaşam! Beri yandan da bütün bunlar, Kerem Alışık hakkında bir fikir veremiyor insana. Kararsız mı, başarısız mı, tatminsiz mi, istikrarsız mı?
Kerem'le basın danışmanı Bircan Silan'ın ofisinde bunları konuştuk. Kendisi her zamanki gibi 'Efkârlıyım abiler!' durumunda. Bir yalnız adam portresi çiziyor. Arada dalıp giden, özü sözü bir, güvenilir ama hayatın darbesini fena yemiş biri gibi. Bunun yanında, ne kadar ağır takılsa, kendine göre bir karizması olsa da, gözlerindeki o çocuksu ifadeyi saklayamayan erkeklerden.
Kerem şimdiye kadar yaptığı işleri şöyle yorumluyor:
"Bunların hepsi sonuçta sanata dahil şeyler. Babam da halkevlerinde tiyatroyla başlamıştı. Sahne hayatı da, şiir hayatı da, kitabı da vardır, çok güzel şarkı söyler, kanun çalardı. Onun her şeyi iyi yaptığını biliyoruz. Ben mesleğe televizyon oyunculuğu ile başladım. Hayatımın en büyük 'keşkesidir' ki, 'Neden daha önce gelen teklifleri kabul edip, bu işe başlamadım' diye. Babamın sağlığında onun yanında bu mesleğin içinde olmak isterdim."Babasının izinde Laf her zamanki gibi dönüp dolaşıp babaya, Sadri Alışık'a geliyor. Ne de olsa babasının izinde gidiyor. Hatta bazı konularda onu solluyor. Örneğin, ben Sadri Alışık'ın o eski güzelim filmlerinde hiç öpüştüğünü görmediğim gibi, sürekli terk edilen, sevdiğine kavuşamayan bir adamı oynadığını da hatırlarım. Gönlübol bir Sadri Abi'ydi o. Gönlübolluğunu bilmiyorum ama Kerem, bu konuda babasını sollamış gidiyor. Hem filmlerde, hem özel hayatında babasının tam tersi bir tavır sergiliyor. Kerem bu konuda ilginç şeyler anlatıyor:
"Evet onun filmlerinde filmin jönü kızı alır götürür. Babamı efkâr basardı ama izleyici hep onunla beraber olur, onun gibi düşünürdü. Benim enteresanlığım, filmlerde jönü yaşıyorum, özel hayatımda da babamı yaşıyorum. Ben de işin o tarafını seviyorum. Onun bu özelliği bütün filmlerinde beni etkilemiştir. Belki de hayata biraz karanlık ve hüzünle bakmamın nedenlerindenbiridir bu. Babamı hem baba, hem film kahramanı olarak gördüğüm zaman ortaya başka bir şey çıkıyor. Yatılı okuduğum için, babamı izlediğim filmlerinde daha yoğun yaşardım. Çok etkilenir aynada hep onun taklitlerini yapmaya çalışırdım. Onun o yanlız adam portresinden çok etkilendim. Sonuçta çocukluğumdan beri bu bir mizaç haline geldi. Baba-oğul hem arkadaşlıktır, hem dostluktur. Benim babam bana çiklet çiğnetmedi. Şımarmayayım diye büyütmüş beni." Sutyeni kesmek! Kerem basında çıkan çapkınlık haberlerine pek kulak asmıyor. Gerçekten de onun bu mahcup, içine kapanık halini görünce onun nasıl çapkınlık yaptığını merak ediyorum. O kadar mahcup bir insanmış ki, bu yüzden Dansöz'ün erotik sahneleri çekilirken soğuk terler dökmüşmüş:
"Evet bizim de bu sahnelere 40 saniyelik bir katkımız oldu. Ama bütün hüner sustalı bıçakta. Ne yapıyorsa o yapıyor, ben bir şey yapmıyorum. İşte benim o sahnede dansözü bıçağımla soymam gerekiyordu. Kan ter içinde bıçakla kızın sütyenini kesip çıkartıyorum. Sahne çekilirken Savaş abi, konuştuğumuzun (senaryonun) dışına çıktı. 'Şunu yap' diyor yapıyorum bir ara 'Sutyeni kes' dedi. Hayda, çünkü bir yandan da dans ediyoruz. Neyse sutyeni kestik. Sonra 'Öp' diye bağırdı. Sahneyi kesemezsin öptük. Savaş abi devam ediyor, diyor ki, 'Külotu kes'. 'Yok abi o kadar da uzun boylu değil' diyemedik, sahne çekilirken. Sonuçta güzel oldu."
Kerem yine de film çekimlerinde en çok annesinden etkilenmiş! İlk kez birlikte bir sinema filminde oynamanın heyecanı bir yana, farklı bir ana-oğul ilişkisi yaşamışlar: "Bir tokat sahnemiz vardı mesela. Babama göre annemden çok daha az tokat yemiştim çocukluğumda. Prova yapıyorduk, ben provada vurmaz harhalde diye düşünüyordum. Fakat çekimi izleyen basın mensuplarının da önünde öyle bir patlattı ki, 'Ne yapıyorsun anne?' demeye kalmadan arkadan bir tane daha geldi. Bir de arkasından on onbeş defa tekrar oldu. Epey bir dayak yedim annemden yani, tokatlar sonunda bütün suratım kızardı."
Şair ruhlu Kerem, şiir hep kendini ifade biçimi olarak kullanmış. Yakında çıkacak olan 'Kerem Misali' de Kerem Alışık'ın ikinci şiir albümü olacakmış:
"Şiir benim çocuk yaşlarımdan beri bir ifade, bir dertleşme biçimimdi. Şiir furyası sırasında geçen sene bir kaset yapmıştım. Bunun ilgi ve alaka görmesi bana ikinci kasedi yapma nedeni oldu. Hayatta en büyük arzumdu. Şimdiye kadar peçetelerin, küçük not kâğıtlarının üzerine yazdığım şiirler ilk kez bir kitapta toplanacak."
Beri taraftan ünlü şair Atila İlhan'ın yeğeni olan Kerem, yazdığı şiirleri dayısına göstermezmiş, beğenmeyecek diye değil, utangaçlıktan yaparmış bunu:
"Şiirlerimi beğenir. Fakat ben Attila dayıya şiirlerimi okuyamam. Utanır, heyecanlanırım. Şimdi hiç göstermiyorum, artık kitapta görecek. Yalnız, ilk yazdığım şiirleri okuyunca 'Sen bir tarz yakalamışsın, sakin başka şairler okuyup etkilenme' demişti. 'Hele beni hiç okuma' derdi. Ama ben yine de Orhan Veli'yi, dayımı, Nâzım Hikmet'i Edip Cansever'i çok beğenerek okurum." Kerem misali... Kerem Alışık bir ayrılığın son noktasını koyup, Kanlıca'ya gitmiş. Tam babasının filmlerindeki gibi efkârlıyım abiler durumunda oturup, aşağıdaki şiiri yazmış. Kimden ayrılıp da yazdığını siz keşfedin artık. Bir deniz bir de bendeniz Kanlıca'da bir akşam hazırlığİ/ Bir deniz bir de bendeniz/ Sizi düşündüm gündüzsüz, gecesiz./ Kıyı boyunca aralıksız bir kış yağmuru/ Denize dalan karabataklar/ Kızıllığın saçlarınıza sığmayan sonsuzluğu/ İlk sevda sarhoşluğu/ Gözleriniz miydi gönlüme akan/ Özleminiz miydi neydi/ Martı seslerinde duyulan/ Alacakaranlıkta/ Sizin kanınız mıydı dudaklarımdan sızan/ Mehtaplı bir bayram gecesinde/ O çarşamba gününü hatırlıyor musunuz?/ Ölüme mahkûm etmiştiniz beni biliyor musunuz?/ * * *
Kanlıca'da bir akşam hazırlığİ/ Bir deniz bir de bendeniz/ Siz bakmayın bulutlandığıma/ Bırakınız yıkılsın bu şubat ayaklarıma/ Ne aklımdan çıkmıyorsunuz/ Rıhtımda ayın yirmisi sularında/ Yakamozlar hıçkırır mı, sizin de şarkılarınızda/ Çoktan iflah olmaza çıktı adım/ Hep sizinle yaşadım. Ben gelmezsem siz gelir misiniz, gelemezsiniz./ Çünkü gözleriniz ışık tutmuyor/ Kalbinizin karanlık olduğunu bilmiyorsunuz./ O çarşamba gününü hazırlıyor musunuz?/ Ölüme mahkûm etmiştiniz beni biliyor musunuz/* * *
Kanlıca'da bir akşam hazırlığİ/ Bir deniz bir de bendeniz/Siz kendinize yetmiyorsunuz/Bazen gerçek bazen yalansınız/ Önümden bir bulut gibi geçtiniz/ O dumanlı ayazda zehrinizi damarlarıma akıttınız/ Sizin için mutluluğumu kaybettim/ Yüzünüzü ezberden defterime çizdim. /Bir geminin batmasına sebep oldunuz/ Yıldızların kaçıştığını görmüyor musunuz?/İşte geldik gidiyoruz/ siz söyleyin/ O çarşamba gününü hatırlıyor musunuz/ Ölüme mahkûm etmiştiniz beni/ Biliyor musunuz.
Kerem Alışık/ Kanlıca 1995
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|