Sağlık sizin elinizdeBilinçli ve tedbirli bir hasta hem düzenli olarak sağlık kontrollerini yaptırır hem de kan şekerini kontrol altında tutarsa, diyabetin yol açabileceği önemli komplikasyonlardan da uzak durabilir Diyabetin en büyük tehlikesi, hastalık ilerlediğinde yaratabileceği tahribat. Yüksek şeker, önemli organ bozukluklarına yol açabiliyor. Böbrekler, gözler, sinirler, damarlar harap olabiliyor.Küçük kan damarlarında hasar Diyabet, el ve ayak parmaklarınıza, derinize ve vücudunuzun diğer yerlerine kan taşıyan küçük damarlarda hasar meydana getirebilir. Kan şekerinin yüksek olması, özellikle tansiyonunuz da yüksekse bu damarları zayıflatabilir. Kan şekerinin yüksek olması ayrıca, alyuvarların esneklik kaybetmesine neden olur ve bu hücreler, içlerinden geçtikleri çok küçük kan damarlarına zarar verir. Zayıflayan, hasara uğrayan damar çoğu zaman çatlar. Görme bozuklukları Hemen her diyabetik hastada zaman içinde diyabete bağlı gelip geçici veya ilerleyici göz rahatsızlıkları olabilir. Bu rahatsızlıklar, kan şekerindeki oynamalara bağlı gelip geçici göz kırıcılığı, diğer bir deyişle gözlük numarası değişiklikleri yanında; göz merceği, ağ tabaka, görme siniri, görme organımızın çeşitli yönlere hareketini sağlayan kaslar, gözün içine yerleştiği göz çukuru, yani orbita gibi göz çevresindeki dokuların etkilenmesi şeklinde ortaya çıkabilir. Bütün bunlar diyabetik hastalarda basit bir gözlük numarası farklılığından, ciddi görme azlığına kadar değişik şikâyetlere sebep olur.
Diyabetin görmeyi tehdit eden en önemli komplikasyonu göz küresinin arka bölümünde yer alan ve 'retina' adı verilen ağ tabakanın hasarıdır. Hasarın erken devrelerinde görme nadiren etkilenir, bu nedenle gözde hasarı erkenden fark etmenin tek yolu, diyabet tanısı konduğunda göz dibi muayenesinden geçmektir.
Beş yıldan daha uzun süredir Tip I diyabeti olanlar, gözlerini yılda en az bir defa kontrol ettirmeli. Tip 2 diyabeti olanlarda ise bu kontrol, hastalık öğrenilir öğrenilmez başlamak üzere yine yılda en az bir defa yaptırılmalı. Zamanında yapılan laser tedavisi ciddi görme kaybı riskini yaklaşık yüzde 60 oranında azaltabiliyor. Böbrek hasarı önlenebiliyor Diyabetin kronik komplikasyonlarından biri olan böbrek hastalığı (nefropati) diyabet tanısının üzerinden 10 yılı geçmiş Tip I diyabetli hastaların birçoğunda görülebilir. Bu konudaki araştırmalara bakılacak olursa hastaların en az yüzde 35'inde nefropati gelişiyor ve buna bağlı olarak da böbrek işlevinde azalma oluyor. Son yıllara dek bu önemli komplikasyonun önceden ortaya çıkarılması mümkün değildi, klinik olarak iyice ortaya çıktıktan sonra tanı konabiliyordu. Bu da geç tanı konmuş komplikasyonun tedavisinde, hastalığın ilerlemesini durdurma ve geriletmede başarısızlığı beraberinde getiriyordu. Ancak çok hassas laboratuvar yöntemleri ile artık yaklaşan, gizli diyabetik nefropatinin erken dönemde tanısı idrardaki çok az miktardaki albüminin ölçümüyle mümkün kılınmaktadır. Bu yolla belirgin klinik nefropatinin gelişimi yıllar öncesinden ortaya çıkarılabilmektedir. Bunun yanı sıra nefropatinin erken dönemde tanısı konduğunda yoğun insülin ve sıkı kontrolle ilerlemesi durdurulmakta ve geriye döndürülmektedir. Mikroalbüminüri nedir? Normalde idrar ile dakikada 20 mikrogram kadar albümin atılmaktadır.
Eğer bu rakam 20-200 sınırları içinde ise o zaman 'mikroalbüminüri' varlığından söz ederiz. Bu dakikalık değeri güne çevirdiğimizde 24 saatte 30-300 mg'lık bir albümin miktarına karşılıktır.
Mikroalbüminüri özellikle Tip 1 diyabetli hastalarda yıl içinde en az üç dört kez bakılmalı ve eğer bir kere pozitif bulunacak olur ise aralıklı olarak mutlaka test tekrar edilmeli ve mikroalbüminürinin kalıcı olup olmadığı izlenmeli. Kan yağları ve diyabet Diyabet; 'ateroskleroz' adı da verilen damar sertliği gelişmesini hızlandırmakta ve koroner damar hastalığının ortaya çıkma sıklığını artırmakta. Diyabet, koroner damar hastalığı ve ateroskleroza bağlı olarak ortaya çıkabilecek diğer büyük damar hastalıklarının (beyin damarlarındaki tıkanmalar, bacak damarlarındaki tıkanmalar) oluşma riskini de artırmakta. Hiperglisemi ve kan yağlarının yüksekliği, hipertansiyon, şişmanlık, sigara gibi kardiyovasküler risk faktörleri kalp damar hastalıkları oluşumunu hızlandırır. Bu nedenle diyabetli hastaların kan yağları (total kolesterol, HDL, LDL, VLDL ve trigliserid) düzeyleri üç-altı ayda bir ölçülmeli.
Diyabet aynı zamanda kalbi çevreleyen damarlarla kollara, bacaklara ve kalbe kan götüren damarlara da hasar verebilir. Damarların iç yüzünde gelişen hasar, esneklik kaybına neden olur. Kandaki kolesterol, hasar gören yerlerde tutulur ve zamanla damar tıkanır. Sonuç olarak kalp, kanı gittikçe tıkanan damarlardan geçirebilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu durum kalp krizlerinin, inmelerin gelişmesine, tansiyonun yükselmesine ve kollara, bacaklara ve başa yetersiz kan gitmesine neden olabilir.
Kalp ve kan damarları, diyabeti olmayan insanlarda da hasar görebilir ama diyabetli hastalardaki hasar daha sıktır ve daha genç yaşta görülür. Bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hastanın sigara içmesi ve tansiyonunun yüksek olması da ilave riskler getirir. Diyabetlilerde tansiyon yüksekliği daha çok görülüyor.
Büyük kan damarlarının hasar görmesi, başlangıçta çok az yakınmaya neden olur. Hastadaki kesikler veya yaralar daha yavaş iyileşir. Bazı hastaların bacaklarında, istirahat edildiğinde geçen kramplar ortaya çıkar. Bazı hastalarda kısa süreli bayılmalar görülebilir. Bu yakınmalar, damar hasarı dışındaki nedenlere de bağlı olabilir.
Yüksek tansiyonun, kolesterol yüksekliğinin ve kan damarı hastalığının erkenden tedavisi, daha ağır sorunların ortaya çıkmasının geciktirilmesinde veya önlenmesinde yardımcı olabilir. Sinirlerin hasar görmesi Diyabet ayrıca sinir hücrelerine de zarar verebilir. Bunun tıptaki adı, nöropatidir. Kan şekeri yüksek olduğunda sinir hücreleri şişer ve nedbeleşir. Zamanla bunlar, vücutta organlara sinyaller taşımak şeklindeki temel görevlerini yerine getiremez olurlar. Bazı sinirlerin hasar görmesi ayaklarda ve bacakların aşağı kısımlarında karıncalanma, uyuşma, yanma, sızı veya zonklama hislerine neden olur. Diğer bazı hastalarda ise ayaklardaki kesikler, yaralar ağrı vermeyebilir.
Sinirlerin hasar görmesi, cinsel sağlığı da olumsuz yönde etkileyebilir. Örneğin, erkeklerde iktidarsızlık, kadınlarda orgazma ulaşma yeteneğinde azalma olabilir. Ancak bu sorunların tedavisi var. Enfeksiyonlarla savaşamama Küçük kan damarlarındaki hasar, deriye de yeterince kan gitmesini engeller. Kan şekerinin yüksek olması, vücudun mikroplarla savaşan sistemini yavaşlatır, zayıflatır. Bu ikisi beraberce, diyabet hastalarındaki infeksiyon riskini artırır.
Enfeksiyonlar ağızda, ayaklarda, akciğerde, mesanede, kadınlık organlarında veya deride görülebilir. Cilt ve mukozada mantar oluşumuna eğilim vardır. Şeker hastası mikrobik hastalıklara karşı gerekirse aşılanmalı. Özellikle tüberküloza karşı gerekli tedbirler alınmalı. Nasıl geciktirilir veya önlenir? Uzun sürede gelişen bu komplikasyonlar bazı diyabetlilerde hiç görülmez, bazı diyabetlilerde yalnızca bir komplikasyon gelişir, diğer bazı diyabetlilerde ise çok sayıda komplikasyonla karşılaşılır. Birçok uzmana göre kan şeker düzeylerinin normal sınırlara yakın tutulması, söz konusu komplikasyonların zararlı etkilerini azaltabilir ya da önleyebilir. Sigara içmemek, tansiyonu ve kan yağlarını normal değerlerde tutmak, riski azaltan, güçlü önlemlerdir. Belirli bir egzersiz programının uygulanması ve doğru besinlerin yenmesi de önemlidir. Sağlıklı kalmak için öneriler lYemek, egzersiz ve ilaç planlarınızı aynen uygulayın.
lKan şekerinizi ölçün ve kaydedin.
lSık sık tansiyonunuzu ölçtürün. Yüksekse, düşürmek için ne yapmanız gerektiğini öğrenin ve aynen uygulayın.
lHer yıl tam bir göz muayenesi olun.
lBöbrek hasarına ait belirtiler açısından kanınızda ve idrarınızda gerekli testleri yaptırın. Böbreklerinizi korumak için neler yapmanız gerektiğini öğrenin.
lKan yağlarınızı ölçtürün. Yüksekse, nasıl düşürüleceklerini öğrenin ve verilen tedaviyi aynen uygulayın.
lSinir hasarına ait yakınmalar varsa, doktorunuza söyleyin.
lAyaklarınızı ve derinizi her gün kontrol edin. Herhangi bir sorun varsa, hemen tedavi edilmesini sağlayın.
lSigara içiyorsanız, bırakın.
lDiyabetin uzun dönemde ortaya çıkan komplikasyonları konusunda mümkün olduğunca fazla bilgi edinin. Önce şeker sonra doktor Tip 1 diyabetli olan, yani düzenli insülin iğnesi yapan Dr. Oğuzhan Denyeli, şeker hastası olduğunu 15 yaşında öğrenmiş. İki ay içinde belirgin kilo kaybı şikâyetiyle doktora gidince, şekerinin 560'a fırladığı anlaşılmış ve Denyeli o zaman diyabetle, insülin iğneleriyle tanışmış.
Denyeli, Diyabetle Yaşam dergisine konuşurken, küçük bir hipoglisemi krizi yaşıyor. Cümle kurmakta zorlanıyor, birçok şeyi hatırlayamıyor. Şeker düşüklüğünün belirgin semptomlarından 'kafa dağınıklığı' yaşıyor. Çünkü ara öğününü almamış. Hemen bir şeyler yiyip toparlanıyor ve anlatmaya başlıyor: "O dönem yaşadığım en büyük sıkıntı insülin iğnesi yapmak zorunda olmamdı. Nasıl yapacağımı bilmiyordum, panik yaşıyordum. Üstelik o zaman bugünkü gibi pratik iğneler de yoktu. Cerrahpaşa'da yatarken başka bir hastalık nedeniyle tedavi gören yatak komşum doktor bana iğne vurmayı öğretti. Ne yazık ki ilk anlarda büyük panik yaşamama doktorların bana insülini nasıl yapacağımı göstermemeleri ve hastalığı anlatmamaları neden oldu.
Sonunda şuna karar verdim: Diyabet mecburen tanıştığım bir arkadaş ve onunla iyi geçinmem gerekiyor. Bana diyabet tanısı konulduğu zaman doktorluk mesleğine ilgi duydum. Oysa daha önce bilgisayar ya da elektronik mühendisi olmak istiyordum. Sonunda Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazandım. İkinci hedefim, endokrin, yani hormon hastalığıyla ilgili bölümde şeker hastalığı üzerine uzmanlaşmaktı. Buna da ulaşmak üzereyim, Endokrin Bölümü'nde ihtisas yapıyorum. Şimdi umutlar adacık naklinde Tıp dünyası, diyabetle savaşıyor. Şu an gündemdeki en önemli gelişmelerden biri, insanları insülin iğnelerinden kurtarmayı hedefleyen 'adacık nakli'.
Yöntem bütün pankreas naklinden daha basit ve risksiz. Dünyada 1970'lerde başlayıp 1980'lerde nakil aşamasına geçilen çalışma, Türkiye'de de İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırmaları Enstitüsü'nde (DETAM) yürütülüyor ancak henüz deney aşamasında.
Adacıklar izole edilip ufak bir cerrahi operasyonla vücuda veriliyor. Kapsüller belli saatlerde insülin salgılıyor. Adacıklar, pankreasta bir doku. İçinde çeşitli hücreler var. Beta hücreleri insülin salgılıyor ve böylece kan şekeri düşüyor.
Normal bir insanda salgılanan insülinin yaptığını, bu adacıklar yapıyor.
Bu yöntem Avrupa'da uygulanıyor ancak yüzde 100 başarılı değil. Adacık nakli yapıldıktan bir yıl sonra da tekrar insüline dönen var, yedi yıl sonra da. Bir madde verilerek 'şeker hastası' yapılan Umut adlı sıçanın kan şekeri 400-500'e çıkmıştı. Ancak adacık nakli yapılınca 100'e indi. Umut bir yıldır da sağlıklı. 10 yıl önceden teşhis Şeker hastalığıyla savaşan bir bilimsel gelişme de 'Adacık Antikor Tetkik'i. ücudun savunma sisteminin tüm alt gruplarını inceleyen bir sistem. Tip 1, insüline bağımlı çocuklarda vücudun savunma sisteminde bir bozukluğa bağlı olarak ortaya çıkan diyabet. Adacık Antikor Tetkik Ünitesi, dünyanın en gelişmiş teknolojilerden biri. Türkiye'de sadece İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırmaları Enstitüsü'nde (DETAM) var. Burada 10 kuşak kadar aşağı inilip, vücudun bağışıklık sistem parametreleri görülüyor. Diyabetiklerde vücudun savunma sisteminin bozulup bozulmadığı inceleniyor.
İleriye yönelik diyabet var mı, 10 yıl önceden anlaşılabiliyor. Şeker masrafımız yılda 1.2 milyar dolar Türk Diyabet Vakfı'nın maliyet araştırmasına göre diyabetlinin masrafı iğne, ilaç ve diyet gideri olarak ortalama ayda 120 milyon lira. Ancak şekeri yükselip de hastaneye gidenler, tahlil ve birkaç gün kontrol altında tutulma bedeli olarak milyarlarca liralık faturalarla karşılaşıyor.
Türkiye'nin diyabete harcadığı para ise doğrudan ve dolaylı maliyet olarak yılda 1.2 milyar dolar. ABD yılda 92 milyar dolar harcama yapıyor. Diyabete bağlı olarak özellikle göz bozukluğu, böbrek ve diğer organlarda hasar gibi arttıkça maliyetler artıyor. Bu gibi komplikasyonların tedavisi de çok pahalı olduğu için tüm Avrupa ve ABD'de maliyeti düşürmek için insanları bunlardan koruma programları uygulanıyor. Birinci aşama eğitmek, ikinci aşama hastaların kendi kendilerini izleyebilmelerini sağlamak. Glikoz ölçüm çubuklarını cihazlarını, çubuklarını hastalara ücretsiz veriyorlar. Kendi kendini izleyen hastalarda komplikasyon oranı yüzde 70 daha azalıyor. Bacak kesilmeleri yüzde 50 daha düşük oluyor. Hastaneye yatma oranı az oluyor. ABD bu iki programla diyabet maliyetlerini yılda 12.1 milyar dolar azalttı. Oysa Türkiye'de ölçüm çubukları, insülin, enjeksiyon devlet güvencesinde değil. Bir hasta iyi izlenirse böbrek hastalığı yüzde 30-60 azalıyor. Böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyalize giren her üç hastadan biri diyabetli. Devlet insanlara insülin ve ölçüm çubuklarını ücretsiz verdiğinde, bunlar ileride doğabilecek hastalıkları azalttığı için devlet yılda 160 milyon dolar kazanacak.
-BİTTİ-
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|