Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
8 Nisan 2001

Pasifik'te gerilim

eguven@radikal.com.tr
ABD ile Çin'in Afganistan'da Sovyetler'e karşı Mücahidleri desteklediği günlerden bu yana köprünün altından çok su aktı.
İki ülke çıkar çatışması içinde bugün. Hafta başından beri dünya gündemini meşgul eden casus uçak krizi de bu çatışmanın uzantısı.
İnsan hakları, dini özgürlük, korsan üretim gibi konular bir yana, Irak'a nükleer teknoloji transferi, Tayvan'la ilişkiler gibi konularda Washington ile Pekin süregiden bir gerginliğin doğrudan tarafı.
Elbette tehlikeli bir tırmanış iki ülkenin ekonomik çıkarlarına aykırı. Aralarındaki ticaret hacmi geçen yıl 115 milyar dolardı. Tırmanma, Pasifik'i de felakete sürükler. Gelgelelim manzara iç açıcı değil.
ABD'de özellikle Pentagon ve belli başlı fikir fabrikalarından (think tank) kimi stratejistler ile basındaki fikirdaşları yıllardır 21. yüzyılda Çin'in ABD'ye, en hafif deyişle, 'rakip' olacağını, dolayısıyla Washington'ın diplomatik ve askeri stratejisini bu 'rekabet'e göre belirlemesi gerektiğini yazıp durdu.
1996'da Kongre'nin de desteğiyle oluşturulan Ulusal Savunma Paneli, bir yıllık çalışmanın ardından, aynı tehlikeye dikkat çekti: Güçlenen Çin.
Bu öngörü Çin'e baktığında stratejik bir rakipten ziyade stratejik bir ortak gören Clinton yönetimince kaale alınmadıysa da hep gündemde kaldı. Ve nihayet siyaseten Bush'ta vücut buldu. Bush seçim öncesinde Çin'i rakip olarak gördüğünü açıkça söyledi. İşbaşına gelir gelmez de ilk talimatı, bu görüşünü de yansıtacak yeni bir savunma stratejisi hazırlanması oldu.
Rumsfeld de bu işi kimlere havale etti dersiniz? Ulusal Savunma Paneli'nin önde gelen üyelerine...
Bu stratejistler, Washington'ın İkinci Dünya Savaşı' ndan bu yana silah üretiminden tutun da tehdit algılayışına kadar koruduğu askeri öncelikleri köklü biçimde değiştirecek bir çalışmayı bitirmek üzere.
Çalışmanın Çin'e ilişkin bölümünde bugünün anlaşılması, yarının kestirilmesi için ipuçları var:
'Çin Rusya'ya oranla daha fazla güçlendiğinden kapsamlı Amerikan askeri harekâtları için en muhtemel bölge Pasifik. Bu, 2'nci Dünya Savaşı'ndan beri Avrupa'da barışı korumaya ve Sovyetler Birliği'ni caydırmaya hedeflenmiş savunma politikasının yeniden odaklandırılmasını gerektiriyor. Pasifik'te harekât düzenlemek için 'uzun menzilli kuvvet kullanımı'na ilave önem atfedilmesi lazım.'
Anlayacağınız Pentagon Avrupa'ya değil Pasifik'e hedefleniyor, Rusya'dan ziyade Çin'i kendine potansiyel düşman olarak görüyor ve bu düşmanla baş edebilmek için ordunun yeniden yapılandırılmasını istiyor. Tabii herkesten çok Çin'i rahatsız eden füze savunma sistemi de unutulmamalı.
ABD cephesinde hal böyleyken Çin de boş durmuyor. Pekin, kapitalist açılımların ardından rejimin bekası uğruna, komünizmi milliyetçilikle ikâme etti. Kosova harekâtında Belgrad elçiliğinin vurulmasından sonra patlak veren eylemler, yükselen Çin milliyetçiliğinin medyatik yanıydı yalnızca.
Geçen yıl hazırlanan bir rapora göre Çin, ABD'yi Asya'daki iktidarı önünde engel olarak görüyor.
Pekin, artan ekonomik gücüne ve Japonya-Güney Kore ayaklı Amerikan kıskacından duyduğu rahatsızlığa koşut olarak, askeri gücünü de pekiştiriyor. Geçen yıl savunma bütçesini yüzde 18 oranında artırdı. Rusya'yla yoğun bir silah ticareti içinde. Doğu kıyısında Tayvan'ı hedef alabilecek bir füze üssü var artık. 1996'da yaptığı füze gösterisi hâlâ hafızalarda. Çin jetleri 'sınır ötesi' uçuyor.
En yakıcı konu, Tayvan. Çin'in 'asi vilayet' muamelesi yaptığı ülke öteden beri ABD'nin himayesinde. Çin gerekirse güç kullanarak 'toprak bütünlüğü'nü sağlayacağını söylüyor. Washington, Tayvan'ı bağımsızlık ilanından geri tutarak Pekin'e koz vermemeye çalışıyor ama küçük adaya silah satışından da kendini alamıyor.
Asıl kritik karar önümüzdeki ay. ABD Tayvan'a ileri teknoloji donanımlı savaş gemisi satıp satmamaya karar verecek. Pentagon'a geçen hafta sunulan rapor, satışa yeşil ışık yakıyordu. Gerçi teslimat beş altı yıldan önce mümkün değil ama bu yönde bir kararın Çin'i 'ateşlemesi' kaçınılmaz.
Doğrusu Washington'ın derdi Tayvan'dan ziyade Pasifik Okyanusu ile Güney Çin Denizi boyunca uzanan stratejik deniz yolu. ABD'nin Pasifik'teki dev askeri varlığının (107 bin asker, üç uçak gemisi, üsler vs.) başlıca nedenlerinden biri, Asya'yla ticari bağlantısını sağlayan bu deniz yolunun hâkimiyetinin 'rakip' ellere geçmesini önlemek.
Deniz yolunun köprü başlarından biri sayılan Tayvan'a karşı bir Çin harekâtının Amerikalılarca doğrudan doğruya bir hâkimiyet hamlesi olarak algılanacağı ortada. Dolayısıyla Washington böyle bir girişime kayıtsız kalamaz.
2'nci Dünya Savaşı'nda Japonya ile ABD aynı nedenle savaşmamış mıydı?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.