![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Tarihin ilk gerçek devrimi ismet.berkan@radikal.com.trEvet, Jared Diamond tarafından yazılan 'Silahlar, Mikroplar ve Çelik' adlı kitabın esinlendirdiklerinden oluşan pazar dizimize devam ediyoruz. İnsanın kökenine ilişkin bütün araştırmalar bizi tek bir yere, Afrika'ya götürüyor. Şimdi burada bütün bu antropolojik araştırmaların künyesini ve bulgularını tek tek sıralayacak değilim ama modern insanın Afrika'dan dünyaya yayıldığı neredeyse herkesin üstünde anlaştığı bir konu. Başlangıç noktası Afrika olduğu için bu kıta, Ortadoğu, Anadolu, Avrupa ve Asya insan açısından 'en eski' yerleşim yerleri. Avustralya, Polinezya ve Amerikalar ise nispeten 'yeni dünya'lar. Çünkü insanların buraya ulaşması epey zaman aldı. İnsan toplulukları esas olarak avcılıkla ve toplayıcılıkla geçinen, göçebe topluluklar. Böyle olduğu için hem nüfus son derece sınırlı, hem de insan ömrü. Bir avlanma bölgesi yeterince kalabalık olunca hemen bir grup insanın oradan başka bir yere doğru göç ettiği anlaşılıyor. İnsanoğlunun Afrika'dan çıkıp dünyaya yayılması böyle izah ediliyor genellikle. Bugün dünyanın pek çok yerinde hâlâ bu en ilkel yaşam tarzını sürdüren insan toplulukları var. Onlar, bir anlamda 'tarih öncesi'nde takılıp kalmış olan topluluklar. Ama bazı insan toplulukları tarihin bir anında çok büyük bir dönüşümü gerçekleştirmeyi başardılar. Bu dönüşüme 'Neolitik Devrimi' adı veriliyor. Devrimi devrim yapan şey ise insanların yerleşik düzene geçmesi, tarım yapmayı keşfetmesi. Bugün, arkeologların bulduğu 'Dünyanın en eski köyü' Türkiye sınırları içinde, Ergani yakınlarında. Bu köy, bulunabilen ilk insan yerleşimlerinden biri. Ama bu zaten beklenen bir şey olmalı. Çünkü Türkiye, dünya üzerinde tarımın ilk keşfedildiği yerlerden biri. 'Verimli Hilal' diye bilinen bölgenin üst (kuzey) sınırı bizim Harran Ovası. Batıda Çukurova'ya ve bugünkü Lübnan'a, Güney'de ise Basra Körfezi kıyılarına kadar inen hilal şeklindeki bu verimli topraklarda (Mezopotamya) ilk insan toplulukları İsa'dan 8500 yıl önce tarımsal üretime geçtiler. Buğday, zeytin, koyun ve keçi ilk burada ehlileştirildi. Aradan bin yıl geçtikten sonra, İsa'dan önce 7500'de Çin'de pirinç, domuz ve ipekböceğinin ehlileştirildiğini görüyoruz. Aynı devrimin Orta ve Güney Amerika'ya ulaşabilmesi için 4000 yıl daha beklemek gerekti. Bu bölgelerde mısır, fasulye, patates, hindi, lama ve domuz İsa'dan önce 3500 yılında ehlileştirildi. Bu saydığım bölgeler, tarımın ve evcil hayvanların kendiliğinden 'icat edildiği' yerler. Dünyanın geri kalanına tarım hep bu bölgelerden yayıldı. Tarımın keşfi o kadar belirleyici ve o kadar önemliydi ki, bugün sahip olduğumuz modern hayatın tamamını bu büyük devrime borçluyuz. Başka bir deyişle, neolitik öylesine derin etkileri olan kapsamlı bir devrimdi ki, ondan sonra başka hiçbir olay insanoğlunun hayatını o kadar değiştirmedi. Temel değişiklik, beslenme ihtiyacının artık tehlikeli olan avcılık ve toplayıcılık yerine evde yetiştirilen ürünlerle karşılanmasıydı. Ehlileştirilen hayvanlar protein, tarımsal ürünler ise karbonhidrat ihtiyacını gidermek için kullanıldı. Dolayısıyla nüfus artmaya başladı, insanlar 'köy' denen birimleri icat edip toplu halde yaşamaya başladılar. Toplu halde yaşamaya başlamak ise çözüm aranması gereken başka sorunları beraberinde getirdi. En ilkel haliyle hukuk da, bugünkü halinden neredeyse hiç farkı olmayan hukuksuzluk da o dönemden kalma 'icat'lar. Aynı şekilde 'devlet' ve 'siyaset' gibi şeyler de, ordu, polis ve bürokrasi gibi üretimle doğrudan ilgisi olmayan sınıflar da kökenlerini Güneydoğu Anadolu'da 8500 yıl önce başlayan bir devrime borçlular. Haftaya devam edelim.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||