Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
15 Nisan 2001

Asıl günah

eguven@radikal.com.tr
Atina'dan peş peşe gelen mesajları nasıl yorumlamalı? Yunanistan acaba göz mü boyuyor; yoksa 'barış atağı'na mı kalkıyor?
Simitis'in işbaşına geçmesiyle Yunanistan'da bir 'zihniyet dönüşümü'nün başladığı su götürmez bir gerçeklik. Bu dönüşüm, geniş ölçüde AB üyeliğinden kaynaklanan destek, ama bir o kadar da siyasi irade sayesinde içeriye liberalleşme ve demokratikleşme, dışarıya ise rasyonelleşme olarak yansıyor.
Yunanistan 20, hatta 10 yıl öncesine göre çok daha şeffaf ve teknik bir devlet. Kronik yolsuzluğun ve hantal bürokrasinin beli kırılmış durumda. Kemer sıkma programı ve yapısal ekonomik reformlar sayesinde -başka ölçüte ne hacet- AB'yle para birliğine de girildi.
Batı Trakya'da Türklerin günlük ve kültürel hayatlarına yönelik iyileştirmeler birbirini izliyor.
Makedonya ve Arnavutluk'la isim ve toprak talebi anlaşmazlıklarının hararetini makul seviyeye indirmeyi başardılar. Türkiye'yle bir normalleşme süreci başlatmayı da.
Velhasıl Yunanistan Simitis ve Papandreu ikilisinin dümeninde, tipik bir Balkan ülkesi niteliğinden modern bir Avrupa ülkesi niteliğine doğru yelken açmış gidiyor.
Elbette her şey güllük gülistanlık değil. Ekonomisinde, sosyal hayatında ve dış politikasında hâlâ sorunlar var Yunanistan'ın. 'Zihniyet dönüşümü'nün, Yunanistan'ın yelkenlerini şişirdiği ne kadar doğruysa, Atina'nın hedefindeki limana demir atabilmesi için daha epey yol alması gerektiği de o kadar doğru.
Son dönemde Yunanistan'dan gelen mesajları bu çerçevede değerlendirmek lazım. 1974'ten beri yürürlükte bulunan savaş seferberliği durumunun sona erdirilmesi, savunma harcamalarında 3 milyar dolarlık tasarrufa gidilmesi, sınırın mayınlardan temizlenmesi vb. girişimler, Yunanistan'daki 'dönüşüm'ün uzantısı olduğu kadar, limana varabilmek için gemiden atılması gereken fazlalık yüklere de işaret ediyor.
Gelgelelim Eurofighter'ların alımını erteleyen Atina, F-16'lardan vazgeçmiş değil. Savaş gemileri ve denizaltılardan da. Papandreu sorun çözülmeden ya da en azından çözüm sürecine girmeden imkânsızlığı bir yana Kıbrıs'ın askersizleştirilmesinden bahsediyor ama Ege adalarının silahsızlandırılmasını gündeme getirmiyor. 'Türkiye ortağımızdır' diyor ama AB söz konusu olduğunda aba altından veto göstermeyi ihmal etmiyor. Diyaloğu dilinden düşürmüyor ama iş Ege sorunlarına gelince kıta sahanlığından başka konuşulacak bir konu bulunmadığını savunuyor.
Hal böyleyken Yunanistan'ın Türkiye'ye yönelik jest bombardımanı başlattığını savunmak, fazlaca iyimser bir yorum.
Buna karşılık Atina'nın girişimlerinin ardında Türkiye'yi köşeye sıkıştırmaya yönelik Bizans oyunları aramak da doğru değil.
Yunanistan yukarıda anlatmaya çalıştığım çerçevede yapması gerekeni, yapabileceği kadarıyla yapıyor.
Türkiye de yapması gerekenleri yapmalı. Ancak Ankara'nın güvenlik kaygıları elbette
-ve maalesef- Yunanistan'la sınırlı değil. Hiç kimse Türkiye'nin rasyonel rejimlerce çevrili bulunduğunu sanmıyor herhalde.
Ancak şunu da unutmamak lazım ki, güvenlik anlamında batıya yönelik bir rahatlama, Türkiye'nin diğer güvenlik kaygılarıyla daha kolay baş etmesini sağlar.
Dahası Ankara her ne kadar bunu telaffuz etmeyi kendine yakıştıramasa da AB üyeliği hedefine ulaşabilmek için Yunanistan'la 'iyi geçinmek' zorunda.
İki ülke temkinli bir biçimde yakınlaşma sürecini sürdürüyor. Bu yakınlaşma süreci ne kadar derinleştirilebilirse orta vadede gündeme gelmesi kaçınılmaz Ege ve Kıbrıs gibi yakıcı konularda ilerleme şansı o kadar yüksek olur.
Papandreu, 'Asıl iki ülke için işbirliği yapmamak günah sayılmalı. İki ülkenin önceliği işbirliğinde olmalı, askeri rekabette değil' diyor.
Haksız mı?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.