Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
15 Nisan 2001

Niye seçeriz?

Bir toplumda halk herhangi bir göreve veya makama seçtiği insan(lar)a niçin öfkelenir? Herhalde, seçerken ondan beklediği davranışı görmezse öfkelenir. 'Seçim' denilen olayın mantığı gereği, 'seçilen', kendisini seçen insanları temsil etmekle yükümlüdür. Seçildikten sonra bunu yapmazsa (tabii, bunu yapmamasının çeşitli biçimleri ve nedenleri olabilir), seçenler haklı olarak ona öfkelenirler.
'Seçim' ilkesinin geçerli olduğu her yerde bu ilişki böyle kurulur, kurulmak zorundadır.
Gelgelelim, Türkiye'de biz bu ilişkinin ve bu ilkenin doğru olmadığını ima eden sözler dinlemeye de alışmışızdır.
Örneğin 12 Eylül döneminde, dönemin 'devlet başkanı'nın ağzından sık sık, 'oy hesabı uğruna taviz veren politikacılar' üstüne nutuklar dinlemişizdir. Demin yukarıda belirttiğim ilke geçerliyse, bu ikinci söylemin ne anlama geldiğini deşifre etmek zorlaşır. Birinci ilke geçerliyse, 'seçilen', kendisini seçenlere sadık kalmakla yükümlü; ilişki böyle kurulmuş. İkinci ilke geçerliyse, 'seçilen', kendisini seçenlere değil, başka bir şeye sadık olmakla yükümlü. O 'başka' şey nedir? Genellikle 'Cumhuriyet'in ilkeleri'dir.
Ama bu gerçekten böyleyse, ortada tuhaf bir durum var demektir. Politikacı bu ilkelerden 'oy uğruna' taviz veriyorsa, bunu da üç beş oy uğruna yapmayacağına göre, demek hatırı sayılır miktarda insan o 'ilke'lerden hoşnut değil.
İlkelerin içeriği ve mahiyeti, hoşnutsuzluğun mahiyeti ayrıca ele alınıp incelenir, tartışılır. Ama o 'mahiyet' ne olursa olsun, bu ilişkide tedirgin edici bir özellik var. Durum buysa, burada 'politikacı' dediğimiz insanın rolü de bir bakıma ikincil, 'aracı' gibi bir şey. Kalabalıklarla 'ilkeler' arasında bir uyumsuzluk var ki, bu, herhangi bir rejimde, herhangi bir toplum biçiminde, istenir bir şey olamaz. Giderilmesinin yolları bulunmalıdır.
Türkiye'de şimdilerde 'seçilen'in hiç sevilmediği, çok öfke topladığı söyleniyor. Olabilir. Ama bu noktaya gelinmişse, şu alatmaya çalıştığım, 'seçilen'in kime sadık kalacağının epey sorunsal olduğu makastan geçilerek gelinmiştir.
Diyelim falan yerde seçmenler muhafazakâr. Kızlarının başlarını örterek okula gitmesini istiyorlar. Milletvekili adayına, 'Bunu savunursan sana oy veririz,' diyorlar. O da kabul ediyor pazarlığı.
Meclis'te birileriyle birlikte bunu yapmaya çalışınca, 'oy uğruna taviz veren sorumsuz politikacı' oluyor; yakasından tutup bilmem ne adasına gönderiyorlar.
O da, bu badireleri atlatmışsa ve bu işlere devam ediyorsa (aslında bu muamelelere uğrayanların epeycesi ondan sonra bu kariyeri bırakıyor, olandan kendine ders çıkaranlar onlardan kalan boşluğu dolduruyor) bir daha böyle yapmamaya karar veriyor.
Ama kendisini seçenlere değil de 'bir başkası'na sadık olmak zorundaysa, o zaman 'seçilmiş' olarak kendisinin fazla bir anlamı kalmıyor. 'Seçilmiş' olarak seçenlerin isteğini yerine getirmeye kalktığında cezalandırılıyor: seçenlerle 'taviz verilmemesi gereken ilkeler'i temsil edenler arasında bir uzlaşma sağlanmasında arabuluculuk yapması da zaten ondan istenmiyor. Bu durumda, en makul çözüm zaten 'seçim' denen o işlemin ortadan kalkması ve 'ilkeler'in temsilcilerinin her şeyi üstlenmesidir. Ama bazı nedenlerle bu da olamıyor ve bir çeşit 'seçim'in devam etmesi isteniyor.
Bu durumda 'seçilen', ancak kendi çıkarı için 'seçilen' olmayı kabul edebilir. Elbette herkes böyle olmayacaktır; ama bu koşullarda, verili seçenekler bunlarsa, bazılarının da yalnız kendi çıkarını düşünerek seçilme oyununa girmesi, şaşılacak ve yadırganacak bir durum değildir. Tam tersine, böyle oluşmuş sistemin bizzat kendisinin, hem bu düşünce tarzını üreteceğini, hem de böyle düşünenlerin işini kolaylaştıracağını söyleyebiliriz.
Öyleyse, şu son kriz sırasında toplum 'seçilmiş' olan hiç kimseye güvenmez hale gelmişse, bu durup dururken -ya da 'Türk milleti' böyle bir özelliği olduğu için- böyle olmamıştır. Bir sürecin sonucudur.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.