Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
16 Nisan 2001

Bu program her şey

Kemal Derviş programın başarısının hem hükümetin önünü açacağına, hem de kendi siyasi geleceğini hazırlayacağına inanıyor. Adını vermiyor ama siyasi adresi Demokratik Sol Parti
Haber ResmiMURAT YETKİN
Hazine Bakanı Kemal Derviş medyanın karşısındaki ilk ciddi sınavını, ekonomik programın ana hatlarını açıklamasından bir gün sonra, dün verdi. Yedi gazetenin Ankara temsilcisinin iki aydır bekleyen sorularını iki saat içinde yanıtlamak kolay değildi. Derviş bu akıllıca medya atağını, programın ana hatlarının açıklanmasın ardından ilk iş günü olan bugün piyasalara medya üzerinden daha derinlikli ve 'çıplak gerçeği anlatan' mesajlar vermek için yaptı. Bu mesajları ilerleyen satırlarda okuyacaksınız. Ama izninizle, dünkü toplantıdan çıktığımızda aklımızda en çok kalan iki noktayı sizinle paylaşalım:
  • Birincisi, Derviş'in, bir meslektaşımızın 'kabinede revizyon' tartışmaları üzerine sorusunu yanıtlarken kullandığı 'Hükümet programı destekliyor, program da hükümeti destekliyor' cümlesi. Derviş cümlenin devamını, 'Türkiye'nin siyasi bunalıma girmemesi lazım, hele ki şöyle bir dönemde... Siyasi durumun böyle gitmesinde her bakımdan yarar var' diye getirdi. Buradan şunu çıkarabiliriz ki, Derviş hükümetin ayakta kalıp yoluna devam etmesini programın başarısında görüyor.
  • İkincisi, Derviş'in 'DSP'ye girecek misiniz?' sorularımıza verdiği yanıt. Derviş burada yalınız Avrupa solu çizgisini ilk kez bu açıklıkta beyan etmekle yetinmedi, aynı zamanda, hiç DSP adını ağzına almadan, siyasete atılma kararı verdiğinde gideceği adresi de verdi: 'Ecevit'e duygusal bağım var. Geçmişim ve kimliğim demokratik solda.' Derviş bu kararı -Ecevit DSP kongresiyle Derviş'i bağlamaz ise- programın rayına girmesi sonrası alabileceğini de ima etti. Buradan da şunu çıkarabiliriz ki, Derviş, kendi siyasi geleceğini de programın başarısında ve DSP'de görüyor.

    Geleceğini programa bağlamak
    Özetlersek ve yorumlarsak, program başarılı olursa hükümet güçlenerek erken seçim senaryolarını bir yana atar ve yoluna devam eder, Derviş de 2004'teki seçimlere DSP listesinden girer. Bu tarih, 2002 sonunda yüzde 16.7 enflasyon ve ekonominin yeniden yapılanmasını hedefleyen programın sonuçlarını almak ve Avrupa Birliği üyeliği doğrultusunda adımlar atmış olmak için Türkiye'ye yeterli zaman verir.
    Buradan çıkaracağımız sonuç, Derviş'in programın başarısına baş koymuş olduğudur, yalnızca hükümetin geleceğini değil, kendi geleceğini de programa endekslemiş durumdadır.
    Ekonomik programın siyasetteki muhtemel yansımalarına nasıl baktığını şu cümlelerinden okuyabiliriz: 'Ucuz popülizme son veriyoruz. Toplum bu işin (ekonominin) kısa vadeli avantajlarla yürümeyeceğini anlamış durumda. Popülist siyaset anlayışına toplum sıcak bakmıyor artık. Bu da sevindirici.'Program ve yapısal değişiklikler başarılı olur, Türkiye AB standartlarında bir ekonomik ve demokratik yapıya yaklaşırsa, siyaseti yeni araçlarıyla yapacaklar arasında Derviş'in de bulunacağını söylemek artık kehanet olmaz.

    Piyasalara: Gemileri yaktık
    Derviş'in piyasalara yönelik mesajları arasında, dış desteğin ne zaman ve ne kadar geleceği ve piyasaların kısa dönemde rahatlayıp rahatlamayacağı konuları öne çıktı.
    Bu iki önemli konuda Kemal Derviş şunları söyledi:

  • 10-12 milyar dolarlık dış destek konusunda son pürüzler de kaldırılıyor. Önümüzdeki hafta bir kısmı kesinleşebilir.
    Önümüzde çok zor iki-üç hafta var. IMF ile yeni anlaşmaya oturacağız. IMF yönetimiyle nisan sonu mayıs başı yapacağımız görüşmelerde niyet mektubumuzun onaylanmasını bekliyoruz. G-7 ve ayrıca birkaç ülkeyle yapılan destek görüşmelerinin de bu sürede sonuçlanmasını bekliyoruz.
  • 'Bir an önce piyasaları rahatlatalım' görüşünü savunanlar var. Bu da önemli ve mümkün. Ama geçici olur. Asıl önemlisi yapısal değişiklikleri uygulamamız. uygulayamazsak, yazık olur. Önümüzdeki 2-3 ayı haftalık uygulama takvimlerine bölerek adım adım mesafe almamız gerekiyor. Türkiye'nin bu yeni yolundan sapmayacağını herkesin görmesi lazım.
Derviş, 'Değişim 2-3 günde olmaz' diye devam ediyor. 'Programda mucize yok, mucize beklemeyin. Ama 90'ların yüksek enflasyon-borç-faiz sarmalına geri dönüş de yok. Gemileri yakıyoruz. Yapısal değişiklikler gerçekleşip yerine oturduğunda, Türkiye bölgesinin en güçlü ülkesi olacak.'
Derviş dünkü sözleriyle hayatında yeni bir sayfa açtı. Bakalım neler yazılacak?

'Bankacılık güçlenecek'
lBankacılıkta kur ve faiz önemli. Doların 1 milyon ya da 1.3 milyon lira olması arasında büyük fark var. Mart ve nisan başı gibi değişken bir ortamda, hangi özel bankanın ne durumda olduğunun sağlıklı analizi zor. Kur makul bir düzeye geldiğinde, bankalar da yerine oturacak.
lAyakta kalan (TMSF'ye devredilmemiş olan) banka sahipleri işi sürdürmek istiyorlarsa, başka yerlerden bankalarına sermaye aktarabilir. Bankacılık sisteminin battığına inanmıyoruz. Bu tabii BDDK'nın işi; ancak bankalar gerekli adımları atarsa, devlet de, para olarak değil ama birleşme kolaylıkları ya da diğer şekillerde destek verir. Amaç bankacılık sistemini çökertmek değil, ekonomiye katkısını sağlamak.

İstanbul bölgenin başkenti
lBankacılık çok iyi bir sektörümüz olabilir. Bankacılık sisteminde İstanbul ve Atina yarış halinde. Yapısal değişiklikleri gerçekleştirip, sistemi güçlendirirsek, İstanbul bölgenin mali başkenti olur. Aynı şey THY için de geçerli. THY'nin yabancı ortaklıklara da giderek rekabet gücü kazanması lazım. Mesela cuma günleri İstanbul-Bodrum seferinde fiyatları diğer rota ve günlere göre artırabilirsiniz, talep var. Zaten İstanbul'a her gelişimde, İstiklal Marşı ve bayrak sevgisiyle büyümüş bir çocuk olarak, bölgenin başkentine geldiğimi hissederek seviniyorum.
MB Başkanı Süreyya Serdengeçti:
lSon 10 yıldır, bankacılık sisteminde kötü adımlar atıldı. Sorumluluğu önce Merkez Bankası, sonra da Hazine yüklensin denildi. Ama anlaşıldı ki, otorite aslında hep siyasetin elindeydi. Son dört yıldır, bağımsız bir kurulun gerekliliği üzerinde durulmaya başlandı. Ama 2000'e kadar bekletildi. Sonunda BDDK'yı hayata geçirdik, ama geç kalmıştık. 2000 başında yüzde 15 devalüasyon yapsaydık da yine aynı duruma düşerdik. Bankacılık reformu ne zaman çıkar, uygulamada ne zaman kamuoyunu tatmin eder duruma gelir, o zaman eşiği aşmış oluruz.
BDDK Başkan Yardımcısı, Hazine Müsteşarı Faik Öztrak:
lBağımsız banka denetim kuruluna IMF ve Dünya Bankası, 1995 krizine dek karşı çıktı. Güney Asya krizi ardından savunulmaya başlandı. Bizde de gecikerek de olsa uygulanıyor. 98 krizi ve 99 depremleri Türkiye'yi çok ciddi etkiledi. Finans sektöründeki kırılganlığı artırdı. Yük kamu bankaları üzerinde toplandı. Kamu bankaları o yüzden kilit konumda. En yüksek faizle para toplayan bankalara dönüştükleri için özel bankalara alan kalmadı.

'19 Şubat bahane oldu'
19 Şubat'taki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit ve yardımcıları arasında çıkan tartışma, ekonomik krize bahane oldu. Sorunlar zaten vardı, bahanesi oradaki siyasi tartışma oldu. 19 Şubat olmasaydı da, mesela iki ay sonra kriz bir başka şekilde çıkabilirdi. Yapısal reform adımları yavaşlamıştı, kamu dengeleri bozulmuştu, ekonominin dengesi bozulmuştu.

'Sosyal demokrat çizgideyim'
lEcevit'le geçmişe dayanan bir ilişkim var. Ecevit'e duygusal olarak bağlıyım. Bu süreç boyunca bana hep destek verdi. Diğer liderler de en zor anlarımda hep yanımda oldular, desteklediler. Zaten program benim, ya da bir partinin değil, hükümetin programı.
lTabii benimki garip bir durum. Bir adam uzun yıllar dışarıda oturmuş, gelip parlamenter sistem içinde bakan oluyor. Başkanlık sistemi olsa doğal, ama parlamenter sistemde, Anayasa'ya uygun olsa da tuhaf.
Uzun vadede, program çalışması bir noktaya geldikten sonra siyasete girme konusunda bir karar vermem gerektiğinin farkındayım.
lEcevit'le ilişkim, yazılarım, geçmişim, siyasi yelpazenin neresinde olduğumu gösteriyor zaten. Geçmişim, kimliğim demokratik solda, sosyal demokrat çizgideyim.
lSolculuk anlayışı 60'lardan bu yana dünyada değişti, ben de değiştim. Bunları 20 yıl önce söylemezdim; solcuyum, ama piyasa ekonomisine, yabancı sermayeye karşı değilim. Tersine bunun teknoloji getireceğine, üretimi, istihdamı artıracağına, dolayısıyla emeğin yararına olacağına inanıyorum.
lAma sosyal devlete, dengeli gelir dağılımına, sosyal adalete de inanıyorum. Tabii olmayan bir kaynağın adaletini sağlayamazsınız. Kaynak ortaya çıkarmanız lazım. Fakirlikte değil, zenginlikte eşitliğe inanıyorum.

'Riski Hazine üstlenemez'
Bundan böyle Hazine'nin 'girişimcinin kârını garantilemesine, piyasa riskini üstlenmesine karşıyım. Hazine'nin garantisi devlet performansına olmalı. Yani devlet yabancı yatırımcıya rejimi, piyasayı altüst etmeme garantileri verebilir ki, bu da yerine oturmuş bir ekonomidir. Ama Hazine'nin piyasa riskini üstlenmesi son derece sakıncalı. Yabancı yatırımları tabii ki istiyoruz. 'Yabancı bizi kandırır' anlayışıyla 'yabancı istemeyiz' demeyi solculuk, milliyetçilik sanmak yanlış. Faturayı emekçi öder. Ama yatırımcının piyasanın ticari riskini alması lazım. Devletin girişimcinin kârını garantilemesi yanlış.

'Ucuza kapatılmasın'
Kriz nedeniyle sıkıntıya düşen şirket ve bankaların, değerinin altında yabancılarca alınacağı endişesine gelince.... Kur değerini bulmadan yapılacak işlemler zarar getirir. Yabancı yatırımı beklediğimizi söylüyoruz. Ama krizde hisselerin Türk sermayedarından çok ucuza ve topluca yabancıya geçmesi de sakıncalı. Önemli olan kuru bir an önce realist bir şekilde gerçekleştirmek. Bu durum düzelince sakınca da ortadan kalkar. O zaman yabancı yatırımcı da gelsin, normal fiyattan ortak olsun.

'Dövize müdahale yanlış'
Merkez Bankası döviz rezervi bulunduğu halde piyasaya ve kurun yükselişine müdahale etmemekte haklı. Böyle bir müdahale, yapılabilecek en kötü hata olurdu. Kuru dalgalanmaya bıraktıktan sonra müdahale, dövize hücuma yol açar. Stratejik rezerviniz de erir. Güney Kore bunu yapmaya çalıştı, 3 günde 26 milyar dolar kaybetti. Dövizi diyelim 900 binde, 1 milyonda tutmaya çalışabilirdik ama, bu bir günde 8 milyar dolara patlayabilirdi. Bölge kritik, Ortadoğu, Balkanlar... Kötü bir şey olursa diye elde tutmanız gereken miktarlar var.

'Asker yardımcı oldu'
Genelkurmay'a genel ekonomik durumu anlatmak için gittim. Programın neresindeyiz, IMF ne düşünüyor, hangi ülkelerden ne kadar dış destek beklentisi var, bunları anlattım. Aynı zamanda da tasarruf gereğinden söz ettik. Onlar zaten kararlarını vermişlerdi. Genelkurmay' dan hiçbir zorluk görmedim. Çok da yardımcı oldular. Ayrıntı vermek doğru değil ama, ciddi bir şekilde bütçeye yardımcı oluyorlar. Modernleşmeyi aksatmayacak şekilde ne yapabiliyorsa yapıyorlar.
lYunanistan kasım mektubundan mı öğrendi?
Bunları IMF ile tartışmıyoruz. Tartışılmaz da... Genel büyüklükleri konuşursunuz. Ama IMF'ye verilen niyet mektupları, bütün üyelere dağıtılır. Dolayısıyla Yunanistan da, başka üyeler de niyet mektubunda ne yazıyorsa öğrenir. O haberler nasıl çıktı, bilmiyorum. Ama kasım krizi sonrasındaki niyet mektubunda sanıyorum savunmayla ilgili bir şey var. Gerçi gizli bilgi değil ama olmaması gerekirmiş.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.