![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Haftaya bakış emt@georgetown.eduTüm piyasa sayın Bakan Kemal Derviş'in açıklayacağı yeni programı beklerken, hepimizin olumsuz bir sürpriz ile karşı karşıya kaldığı aşikâr. Piyasanın, IMF ve Avrupa'dan büyük bir yardım beklemesine karşın Avrupalılar, para vermemek için her türlü yolu denemektedirler. Bir gözlemcinin belirttiği gibi, eğer Türk parlamentosu 15 yasayı zamanında geçirmeyi başarsa bile IMF, Washington'a geri dönecek ve 28 Nisan'daki kurul toplantılarından önce Ankara'da hükümetin düşmesi için Tanrı'ya dua edecektir. Gerçek şu ki IMF, yeni fonlar sağlamaktan çok bugüne kadar vermiş olduğu paraları (yaklaşık 9 milyar dolar) geri alamayacağından endişelenmektedir. Bu fırsattan istifade, yine şu görüşümü tekrarlamak istiyorum: "IMF kimin umurundaki?" Bunun dışında planlarımızda küçük bir aksaklık daha var ve bu politikacılarımız ve bürokratlarımızın bir hatası. Şu an görev başındaki takım, bizim 'C' takımımızdan daha iyi değil. Bu kişiler, Türkiye'yi en iyi şekilde temsil edememektedir ancak şu an için bu konuda yapabileceğimiz herhangi bir şey yok. Bürokratlar, herhangi bir kuruma taze kan almayı reddetmekte ve sadece başkalarına sorumluluk yüklemektedirler. Hiç kimse gücünü ve iktidarını kaybetmek istememektedir. Bu, klasik bir üçüncü dünya problemidir. Şu anki mantığımızı, daha güçlü, evrensel düşünce sistemleri ile değiştirene kadar, ve kişi ve kurumlar yerine düşünceleri takdir edene kadar yerimizde saymaya devam edeceğiz. Zaten şu anki durumumuz da bu. Şu an Türkiye sınırları içerisinde iki farklı ülke mevcuttur. Türk Lirası ile çalışan, lira kazanan, lira harcayan, banka hesaplarında lira biriktiren bir kamu sektörü ve tamamıyla dolarla iş gören bir özel sektör. Özel sektörün kazancı da harcamaları da dolara endeksli. Özel sektördekiler, kiralarını dolar cinsinden ödemekte, dolarla yabancı arabalar almakta ve hatta Moldovalı hizmetçilerine bile dolarla ödeme yapmaktalar. Bankacılık sektöründe şu anki mevduatların 2/3'ü, dolar hesaplarındadır. Buradaki asıl önemli soru, bu iki farklı ekonominin nasıl bir araya getirilebileceğidir. Birçok uzmanın sürekli belirttiği gibi, para basar ve ödeme sorununu ortadan kaldırmaya çalışabilirsiniz. Ancak bu, olayın sadece TL kısmını çözer, ancak dolar sorununu ortadan kaldırmaz. Kurlar artar ve bu durum, hiçbir şeye yardımcı olmaz. Dolar ekonomisi aynı şekilde işlemeye devam eder. Bir başkasına göre, bir para kurulu oluşturulmalıdır. Doğru, bu tür bir kurul, bu iki ekonominin birleştirilmesine yardımcı olacaktır ancak bunun maliyeti ne olur? Bu işte kimin menfaatleri ön plana çıkacaktır? Lira kazananların olmadığı kesin, bu kişiler sadece kazançlarının dolar karşısında nasıl azaldığını gözlemleyeceklerdir. Gerçek şu ki bu durumdan kurtulabilmek için acı çekmek dışında gerçek ve uygulanabilir başka bir yöntem yoktur. Daha endişe verici durum ise, bu sorunu çözmeye çalışan ne bir politikacı ne de bir teknokratın olmayışıdır. 'Sorunu göz ardı edelim, belki kendiliğinden yok olur' veya 'Devlet bankalarının 17 katrilyonluk ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'ndaki bankaların 8 katrilyonluk zararlarını unutmaya çalışalım, belki bir gün uyandığımızda sorun ortadan kalkmış olur' diye düşünenler var. 40 milyar dolar talep edelim, kim bilir belki birileri çıkar ve bu parayı verir. Özel sektörde ise, kimse kimseye ödeme yapmamaktadır. Özel sektördeki hâkim düşünce, "Kuvvetli olan haklıdır", yani büyükseniz yaşamaya devam edersiniz, küçükseniz yok olursunuz. Gerçek şu ki Ankara'da ne bir güven, ne ciddiyet ne de bir kararlılık işareti görmekteyiz. Sadece çok zayıf bir inanç mevcut. Gerçek anlamda hiçbir değişiklik yok. Ve geçen her gün, kaçırılan bir fırsat anlamına gelmekte. Dalgalı kura geçeli 7 hafta oldu ve devlet bankalarının genel kurulları bundan birkaç gün önce toplandı ancak biz, ne bir küçülmeyi ne de bir şubenin kapatıldığına şahit olduk. Şu an sadece kendimizi kandırıyoruz. Günler geçtikçe, daha büyük sorunlara doğru yaklaşıyoruz. Bu koşullar altında, muhtemelen en iyi senaryo hiperenflasyondur.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||