![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Demokrasinin paradoksu Derviş programını okudu. Televizyonlar sokakta, kahvede, işinin başında sade vatandaşa ne düşündüğünü sordu. Cevap büyük bir samimiyetle hemen hep aynı: 'Anlamaya çalıştık, ama anlamadık'. Sendika liderleri aynı soruya, beklediklerini bulamadıkları; emek için programda hiçbir şey olmadığı; daha fazla fedakârlık yapamayacakları cevabını verdiler. Ama Emek Platformu'nun sözcüsü programı derinliğine anlamış, beğenmemiş ve yerine dünya çapında bir seçenek program sunmuştu bile.Halk krizin ağır yükü altında eziliyor. Ama başlarına gelenin nedenlerini anlamak imkânına sahip değil. Onlar için bir uygulamanın iyi ya da kötü sonuçları önemli. Gelişmiş ülkelerde de toplumun ekonomi bilgisi çok sınırlı. Ama yine de bir politikayı başarıyla uygulayabilmek için halka anlatılması ve desteğinin alınması gerekiyor. Bu bağlamda birçok köşe yazarı siyasetsiz demokrasi olamayacağını ısrarla yazıyor. İyi de nasıl anlatacaksınız? Demokrasinin paradoksu burada. Sn. Kutan, programın okunmasından önce kararlaştırdığı sezilen 'Dağ fare doğurdu' atasözüyle yetindi. Ultraliberal bir öğretim üyesi program için 'Genelde iyi' dedi. Bir gazeteci ekonomist yeterince antienflasyonist olmadığından yakındı. Ünlü ekonomist gazetecilerse 'Biz daha iyi biliyoruz' mırın kırınına devam ettiler. Bir işadamı yine kendi başarılarını anlattı. Bir tek Ekrem Pakdemirli program için 'fevkalade iyi' değerlendirmesi yaptı ve uygulamada içinin doldurulması gerektiğini söyledi. Haklı olan da Ekrem Pakdemirli idi. Kendini Derviş'le mukayese edecek geçmiş tecrübesi vardı. Ama birçoğunun kapıldığı kıskançlık duygusuna kapılmadı. Gerçeği söyledi. Pakdemirli'nin kendi partisinde ve diğer partilerde bu niteliklere sahip diğer milletvekili arkadaşları gibi, sorumluluk mevkiine getirilmemesi de bizim demokrasinin paradoksu. TOBB Başkanı programda (reel) ekonomi açısından bir şey bulamadı. Çünkü birçok kafada birbirinden tamamen ayrılmış bir reel sektör bir de mali sektör var. İnsanın arada bir, sadece anlamayı kolaylaştırmak için bu ayrımı yapan ekonomisti, lanetle anacağı geliyor. Sanki gerçek faizler düşerse, bankalar kredi verecek hale gelirse, mevduatlar bir gecede uçmazsa, devletin iç borçlanması özel sektörü mali piyasalardan atmazsa bu reel sektörün lehine olmayacak. Sanki ihracat artışı ve yılın ikinci yarısında büyümeye geçilmesi üretimsiz olacak. Programın özü krizin temelinde yatan borç sorununun halli için, kamunun yaptığı ve halktan sakladığı popülist harcamalara son vermek. Bu amaçla tüm kamu gider, gelir ve borçları bütçede toplanarak şeffaflık sağlanacak. Eski programda kur çıpası enflasyonu durduracak frendi. Ama, azalarak da olsa, devam eden popülist harcamalar bir yandan, kamu bankaları görev zararlarıyla iyice ağırlaşan iç borçlanma sorunu öte yandan, enflasyonun yeterince düşmesini önleyerek kur üzerinde baskıyı artırdı. İki krizde zemberek boşaldı. Lira değer kaybetti ve faiz yükseldi. Şimdi kur dalgalanıyor. Ama popülist harcamalar da sona eriyor. Bu harcamaların ekonomide yarattığı iç borçlanma yükü, bütçede tasarrufla birlikte dış kredilerle hafifletilirse, kuru banda almak ve enflasyonu düşürmek imkânı eskisine oranla çok daha yüksek. Toplumun programı ne kadar desteklediği anlaşılmıyor. İlk bakışta bir söylem sorunu gibi görünmekle birlikte, 'Hükümet'in programa destek vermesi'nin ise bir anlamı yok. Teknokrat hükümete karşı olanlar, programı kamuoyuna teknokrat bir ekibin sunmasını yeğlediler. Derviş sanki hâlâ yabancı unsurmuş gibi destekleniyor izlenimi doğdu. Oysa bu, hükümetin programı. Liderler 'Kendi programımızı uygulayacağız' diyebilmeliydiler. Batı, bu hükümete güvenmese bile bu programı desteklemeli. Aksi halde IMF eleştirisi Batı'ya yönelecek. Art niyet kuşkuları ilişkilerimizde onulmaz yaralar açabilecek. Kaldı ki program, kendiliğinden büyük siyasi sonuçlar verecek büyük bir ekonomik reform. Derviş'in başarısı bu siyasi değişiklikleri hızlandıracak.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||