Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
16 Nisan 2001

Dışlamayın, destekleyin

Dünya Sağlık Örgütü'nün bu yılki ana teması akıl hastalıkları. Dünyada 400 milyon, Türkiye'de 2.5 milyon olan akıl hastaları için ana slogan ise 'Dışlamayı bırak, yardım ve bakımı destekle'
Haber ResmiDr. CEM ATAKLI
Dünya Sağlık Günü, Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) her yıl 7 Nisan günü gerçekleştirdiği yıllık etkinliğidir. Bu gün dolayısıyla her yıl halk sağlığı açısından önem taşıyan bir ana tema ve bu ana temaya uygun bir slogan seçilmektedir.
2001'deki 'Dünya Sağlık Günü', akıl sağlığı konularına adanan 'bütünsel dayanışma, farkındalık ve artan etkinlik' olarak değerlendirildi. Etkinliklerdeki amaç, uluslararası düzeyde insanların görüşlerini etkilemek, akıl sağlığında nasıl daha iyi bir konuma gelinebileceğini tartışmaktır. Hiçbir toplum, ırk psikiyatrik ve nörolojik hastalıklara karşı bağışık değildir ve bu hastalıkların psikolojik, sosyal ve ekonomik maliyeti çok yüksektir.

En çok dışlanan kesim
Dünya üzerinde psikiyatrik sorunlardan acı çeken yaklaşık 400 milyon kişi vardır. Yardım için sağlık merkezlerine başvuran her dört kişiden biri bu sorunlardan mustariptir. Ancak önemli bir bölümü yanlış tanı almakta ve uygun tedavi görememektedir. Bu hastalıkların önemli bir bölümünde uygulanacak olan tedaviler, psikiyatrik veya nörolojik bozukluğu olan kişilerin işlevsel bir birey olmasını sağlayabilecektir. Ne yazık ki toplumlar, bu hastalarının yeniden kazanılmasına yönelik çabalara hâlâ direnç göstermektedir.
Dünya Sağlık Günü dolayısıyla WHO tarafından yardım ve desteğe en ihtiyaç duyulan ve toplumca en fazla dışlanan altı hastalık grubu seçilmiş, ilgi bu noktalara yoğunlaştırılmıştır. Bu hastalıklar, şizofreni, depresyon, alzheimer tipi demans (bunama), alkol bağımlılığı, epilepsi (sara) ve mental retardasyon (zekâ geriliği) olarak belirlenmiştir. Bu bozukluklar, sağlanabilecek destek ile koşullar arasında en büyük açığın bulunduğu, dışlama ve yaftalamanın en yoğun yaşandığı psikiyatrik ve nörolojik bozukluklardır.
'Dünya Sağlık Örgütü'nün bu yılki ana sloganı 'Dışlamayı bırakın. Bakım ve yardımı destekleyin' şeklindedir.

Türkiye'deki tablo ürkütücü
Bu açılardan ülkemize baktığımızda parlak bir tablo ortaya çıkmamaktadır. Bütçeden sağlığa ayrılan payın her geçen gün biraz daha azaldığı ülkemizde akıl sağlığı önemli bir alan olarak görülmemektedir. Basit bir hesapla ülkemizde söz konusu hastalıklardan etkilenen kişilerin sayısı yaklaşık 2.5 milyondur. Bu kişilerin aile ve yakın çevreleri de göz önüne alındığında çıkan rakam ürkütücüdür. Bu kişilerin önemli bir bölümü üretim süreçlerinde yer alamamaktadır. Hastanın bakımı için aile bireylerinden bir veya birkaçı üretim dışına çıkmakta, maliyet dolaylı bir şekilde toplumun sırtına yüklenmektedir.
İki ana konu olan dışlama ve destek-bakım açısından ülkemize bakacak olursak...
1) Dışlama ve yaftalama: Çağlar boyu Türk toplumunun akıl hastalarına iyi davrandığı, şifahanelerde dönemin çağdaş tedavi yöntemlerinin, hatta daha üstün yöntemlerin kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca toplumun 'deli' ile 'veli' kavramları arasında bir ilişki kurduğu, bu kişilere bir nevi 'veli' muamelesi yaptığı da bilinmektedir. O dönemlerde her mahallenin bir 'deli'si vardı ve bu kişiye iyi davranılır, herhangi bir müdahalede bulunulmazdı. Çağın değişen koşulları, mahalle kavramının değişmesi, geniş ailelerin dağılması, ne yazık ki, hastalar üzerinde olumsuz etkiler göstermiş ve dışlanmalarına neden olmaya başlamıştır. Medyada çıkan haberlerde, çeşitli filmlerde suçlu kişilerin hep psikiyatrik hastalardan seçilmesi, bu hastalarının tehlikeli kişiler olduğu şeklinde bir önyargının oluşup pekişmesine neden olmuştur. Aslında pek çok çalışma, psikiyatrik hastalarının normal (!) bireylerden daha fazla suç işlemediklerini göstermektedir. Dışlamanın önemli bir alanı sosyal yaşama katılmayla ilgilidir. İş bulma olanakları belirgin derecede azdır. Depresyon geçiren kişiler veya epilepsi hastaları iş bulabilmek için hastalıklarını gizlemek zorunda kalmakta, rahatsızlıkları bir şekilde ortaya çıktığında, işlerinden olabilmektedir. Okulda şizofreni, epilepsi, mental retardasyon dışlanmaya neden olabilmekte, hatta bazen öğretmenlerce okula getirilmemeleri söylenebilmektedir.
Bir çalışmada, toplumun yaklaşık yarısının bir şizofreni hastası komşu istemediği, toplu taşıma araçlarında yanında oturmasını istemediği saptanmıştır. Bu durum hekimler arasında bile benzer sonuçlar göstermiştir.
Psikiyatrik hastalıklar, özellikle şizofreni konusundaki en önemli önyargılardan biri de, bu hastalığın tedavisinin olmadığı, hastaların toplum güvenliği açısından devamlı hastanede kalmaları gerektiği inancıdır. 20. yüzyılda psikiyatri önemli mesafeler kat etmiştir. Özellikle son 40 yılda ilaç sanayiindeki büyük gelişmeler ve keşfedilen yeni ilaçlar umut olmuştur. Her geçen gün etkinliği daha yüksek, yan etkileri daha az olan ilaçlar kullanıma girmektedir. Ayrıca psikiyatrik bozukluklarda etkin psikoterapi yöntemleri hem tek başlarına, hem de ilaçlara eklenerek önemli gelişmeler sağlayabilmektedir. Artık şizofreni, depresyon, epilepsi, alkol bağımlılığı iyi bir şekilde tedavi edilmektedir. Hatta alzheimer tipi demans ve mental retardasyonda bile önemli gelişmeler sağlanmış, bozukluğun ilerlemesi durdurulabilmiş ve hastaların topluma uyumları artırılmıştır.

Hastalık gizlenmemeli
Dışlama ve yaftalamanın en önemli nedenlerinden biri, bilgisizlik ve bilinmeyene karşı duyulan korkudur. Bilgi düzeyini artırmada, hekimlere önemli bir rol düşmektedir. Ancak hasta ve hasta yakını derneklerin önemi de göz ardı edilmemelidir.
Hastaların dışlanması ve yaftalanması, hasta ailelerini de zor durumda bırakmaktadır. Yakınının hastalığının bir ceza gibi algılanması ve/veya hastalığın utanılacak bir durum olarak görülmesi aileleri hastalığı gizleme eğilimi içine sokmaktadır. Ayrıca bir rahatsızlığın gizlenmeye çalışılması, tedavi arama davranışını da olumsuz etkilemekte, tedavinin başlamasını geciktirmektedir. 2) Bakım ve yardımın desteklenmesi: Ülkemizde psikiyatri hizmetlerinin yürütüldüğü Sağlık Bakanlığı'na bağlı beş (Bakırköy, Adana, Elazığ, Manisa, Samsun), SSK'ya bağlı bir (Erenköy) ruh sağlığı hastanesi vardır. Üniversite klinikleri, devlet hastanelerinin psikiyatri bölümleri ve az sayıda özel hastane vardır. Toplam psikiyatrik yatak sayısı 6 bin civarındadır. Nüfusu yaklaşık beşte birimiz olan Belçika'da ise 18 bindir. WHO'nun önerdiği rakam her bin kişi için bir psikiyatri yatağıdır. Bu da Türkiye için yaklaşık 60 bin yatak demektir. Yatak sayısındaki bu inanılmaz düşüklük, ortalama yatış süresinin kısalmasına neden olmaktadır. Koşullar, hastaların akut dönem belirtileri kontrol altına alındıktan sonra, herhangi bir uyumlandırım sürecinden geçmeksizin hastaneden çıkarılmasını zorunlu kılmaktadır. Yatak yetersizliği sık tekrarlayan yatışlarla bir kısırdöngüye neden olmaktadır. Sık yatışlar hem hasta, hem aile, hem de tedavi ekibi üzerinde yıkıcı etkiler yaratmaktadır. Yine de ülkemizde yürütülen en iyi hizmetlerdir. Çünkü diğer basamaklar sıfıra yakın bir düzeydedir. Diğer basamaklar içinde, gündüz hastaneleri, bakımevleri, özel eğitim kurumları sayılabilir.
Gündüz hastaneleri ve kulüp evleri özellikle şizofreni hastalarının uyumlandırım (rehabilitasyon) aşamalarında çok önemli kurumlardır. İlk tedavisi tamamlanan hastaların topluma uyum sorunlarının çözüleceği, bu kurumlar ülkemizde yoktur. Gündüz hastaneleri, hekim, psikolog, hemşire, sosyal çalışmacı, uğraş terapistlerinin işbirliği içinde çalışacakları kurumlardır. Gündüz saatlerinde gidilen ve bağımsız yaşama deneyimlerinin tekrar kazanıldığı yerler olmalıdır. Bu konuda Şizofreni Dostları Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının bazı çabaları olmaktadır. Ancak finansal sorunlar en önemli engeldir. Devletin de, böyle bir projeye para ayırması zor görünmektedir. O halde benzerleri Ankara, İzmir, Manisa'da da olan Şizofreni Dostları Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi, gündüz hastanelerinin bir an önce hayata geçirilmesidir.

Yük ailelerin omuzlarında
Ülkemizde akıl sağlığı konusunda destek verme görevi ailelerin üzerine yıkılmış durumdadır. Aileler, kendi evlerinde ve çevrelerinde önemli sorunlar yaşamaktadır.
Sürekli bakım ve destek gerektiren mental retardasyon, çocukluk döneminde ortaya çıkan bir durumdur. Bu çocukların uygun koşullarda eğitim görmesi onları üretken hale getirebilecektir. Ne yazık ki ülkemizde bu öğrencilere eğitim veren kurum sayısı çok azdır. Genellikle normal sınıflarda okuyan çocuklar olmakta, sınıfta kalmakta, eğer bulunduğu bölgede uygun sınıf yoksa, okuldan ayrılmak zorunda kalmaktadır. Bundan sonrası ise evde özellikle annenin becerisine kalmakta, yaşı ilerledikçe sorunlar artmaktadır.
Bu çocukların sosyal becerilerinin geliştirilmesi, üretken hale getirilmeleri eğitim ile mümkündür. Az sayıda eğitilemez durumdaki çocuk için de bakımevlerinin tesisi gereklidir. Bu sosyal devlet olmanın da gereğidir.
Bir diğer sorun demanslı hastaların bakımıdır. Pek çok hasta evinde oturmaktadır. Bakımlarını sağlayacak kurumlar yoktur. Darülaceze bile akıl hastalarını ve demanslı hastaları kabul etmemektedir. Olanak yokluğundan çok gerekli olanlar dışında yataklı ruh sağlığı kurumlarına kabul edilmemektedir. Sonuç olarak, akıl sağlığı ülkemizde henüz önemi anlaşılamamış, çeşitli önyargılar ile yaftalanan, dışlanmaya çalışılan bir konudur.
Ailelerin büyük özverili çabaları sorunun büyüklüğünün hissedilmesini bir miktar
azaltmaktadır. Türkiye Psikiyatri Derneği ülkemizde yürürlükte olan çağdaş bir ruh sağlığı yasası olmamasını göz önüne alarak, bu boşluğu doldurmak için bir yasa taslağı oluşturmaya çalışmış, Meclis gündemine alınması uğraşını vermiştir. Taslak hasta hakları ve zorunlu yatışları düzenleyen hükümleri içermektedir ve devamının gelmesi zorunludur.
Son söz, 'Akıl sağlığı: Dışlamayı bırakın. Yardım ve bakımı destekleyin.'
Dr. Cem Ataklı: Türkiye Psikiyatri Derneği
İstanbul Şubesi Başkanı


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.