Çikolata üretimi, binlerce kişinin ölümüne, çocukların dahi kötü şartlarda çalıştırılmasına hatta bu sömürüyü ortaya çıkarmak isteyen kişilerin ortadan yok olmasına neden olmuştur
Çikolata kutlamaların, özel günlerin, paylaşmaların, sevgiyi ifade etmelerin yolu. Tek başına olduğu kadar içine girdiği pasta, dondurma, kurabiye gibi lezzetlerle de düşleri süslüyor, mutlu ediyor. Bu yüzden de masumiyetinden asla şüphe duymuyoruz. Kalorili biraz evet ama kanla ne işi var ki, kan yapmaktan başka? Biz çikolata yiyebilelim diye yurdundan, canından olanlar ise gözümüzden, gönlümüzden ırak.
Kanadalı gazeteci Carol Off, Acı Çikolata Çikolatanın “Tatsız” Öyküsü’nde çikolatanın dünü ve bugününü anlatırken yaşanan sömürüyü de gözler önüne seriyor. Çocukların “bir lokma çikolata alabilmek için minik harçlıklarını biriktirdiklerini, kimi kadınların iyi bir çikolatayı sekse tercih ettiklerini” söylerken Sinikossonlu çocuklara olan minnet borcunu da unutmuyor. Çünkü o çocuklar, “bu kitabı yazmak ve kakao çekirdeğini ağaçtan toplayan ellerle şekerleme paketlerini açan eller arasındaki uçurumun kapanması gerektiğini anlatabilmek için,” kendisine herkesten çok ilham vermişlerdir.
Sinikosson, Fildişi Sahili’nin gözlerden ırak köşelerinden birinde, 1980’lerde kurulmuş bir köy. Bu köyde çoğunlukla Burkina Faso asıllıların çalıştığı bir kolektif çiftlik var. Sinikosson, “yarın için yapılmış” anlamına geliyor ancak adıyla özdeş imkânlar sunmaktan fazlasıyla uzak. Köyde yaşayanlar bugünü kurtarmanın, yatağa tok girebilmenin peşindeler. Kakaonun yanı sıra biraz mısır, manyok ve muz yetiştiriyorlar. Ürünleri “kakao çekirdeklerini kimin topladığı ya da bu insanların nasıl yaşadığı” hakkında fikri olmayan insanların ülkelerine satıldığında onlar da günlük tayınlarına ancak yağ ve pirinç ekleyebilecekler.
Geçimlerini “tanrıların yiyeceği”ni yetiştirmekle sağlayan bu aileler çocuklarını okula gönderemiyor, sağlık, elektrik, su gibi hizmetlerden yararlanamıyorlar. Kooperatif şefi Mahamad, toplanan kakaonun San Pedro’daki büyük limana gittiğini, oradan da Amerika ve Avrupa’ya gönderildiğini söylüyor ancak o da, diğerleri de kakaonun ne amaçla ve nasıl kullanıldığını bilmiyorlar. Birkaç kişi daha önce çikolata yediğini ve tadını beğendiğini söylüyor. Bir tablet çikolatanın bir dolar ettiğini duymak ise onları çok şaşırtıyor. Kim koca bir tavuk veya bir torba pirinç satın almaya yetecek kadar büyük bir parayı bir parça çikolataya verir ki?
Hikâye başlar...
1600’lerdeyiz. Yeni kıtaya giden Avrupalılar burada kakaonun para yerine kullanıldığını, ona çok değer verildiğini keşfetmiş, acı halde hazırlanan çikolatadan pek haz etmeseler de ona şeker katarak tatlandırmayı, çeşitli aromalarla tadını zenginleştirmeyi keşfetmiş. Böylece eski kıtaya gitgide daha çok kakao çekirdeği taşır hale gelmişlerdir. 1800’lerde çikolata üretimi için çeşitli yöntemler geliştirilmiş, üretim ve tüketim iyice artmıştır ancak yüzyılın ortalarında Karayipler ve İspanyol sömürgesindeki ülkelerde bitki hastalıkları kakao ağaçlarına büyük zarar vermiştir. Sömürgeciler bu toplumları mahvettikleri gibi, fazla üretim yüzünden kakao ağaçlarını da tahrip etmişlerdir. Bunun üzerine Afrika’da, ekvatora yakın bölgelerde kakao üretimi başlar. Kamerun Sahili ve Gine Körfezi’ndeki adalar kakaonun yeni merkezi olmuş, yıllar yılı Amerika’daki kakao çiftliklerinde çalışmak üzere götürülen karaderililer artık kendi ülkelerinde ancak yine kötü şartlarda çalışmaya devam etmişlerdir. O gün bugündür devam eden üretim, binlerce kişinin ölümüne, çocukların dahi kötü şartlarda çalıştırılmasına, çikolata sektöründeki büyük şirketlerin çıkarlarını korumak için tüm bu kötülüklere göz yummasına, hatta bu sömürüyü ortaya çıkarmak isteyen kişilerin ortadan yok olmasına neden olmuştur. İşte bu kitap masum zannettiğimiz sevgilimizin, çikolatanın acı hikâyesini anlatmaktadır. Hem de büyük bir ustalık ve polisiye roman akıcılığıyla, ancak ruhumuzda acı bir iz bırakarak.
ACI ÇİKOLATA
Çikolatanın “Tatsız ” Öyküsü
Carol Off
Çeviren: Gülgün Ogan Patterson
İletişim Yayınları
2008, 333 sayfa, 19.5 YTL.
|