25  Haziran 2008, Çarşamba
Son Güncelleme  20:17
Davaya dönüştürülemeyen soruşturma
Davaya dönüştürülemeyen soruşturma

Amaç, hayata dönüştü ama o günlerde Sabah Gazetesi’nde yayımlanan bu fotoğraf, ölümü anlatmaya yetiyordu.

25/06/2008
DEMET BİLGE ERGÜN (Arşivi)

‘Hayata Dönüş’ operasyonunun ardından Bayrampaşa Cezaevi’nden başka cezaevlerine nakledilen tutuklu ve hükümlülere işkence yapmakla suçlanan jandarmanın yargılandığı dava, yedi yıl sonra ‘zamanaşımından’ düştü. Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 mahkûmun öldüğü operasyona katılan, gaz bombaları ve kurşunları atanlarla ilgili soruşturma ise sürüyor. Dava açamayan savcılık valiliğin ‘Soruşturmaya gerek yok’ engeline takılıyor

İSTANBUL - Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan ‘Hayata Dönüş’ operasyonuyla ilgili 1460 asker hakkında açılan ‘işkence’ davası zamanaşımından düşerken, operasyondaki ölümlerle ilgili soruşturma sekiz yıldır tamamlanamadı. Savcılık çalışmalarına karşın valiliğin ‘Soruşturmaya gerek yok’ kararını aşamadığı için dava bir türlü açılamadı.
F tipi cezaevlerinin kapatılmasını isteyen tutuklu ve hükümlülerin başlattığı ölüm oruçlarını sona erdirmek amacıyla 19 Aralık 2000’de eylemin sürdüğü 20 cezaevine eşzamanlı operasyon düzenlendi. ‘Hayata Dönüş’ adı verilen operasyonun bilançosu çok ağır oldu. Adı Hayata Dönüş olsa da ikisi asker 32 kişi öldü. Operasyon yapılan cezaevlerinde taş taş üstünde kalmadı. Amaç mahkûmların ölüm oruçlarını bitirmesi ve F tipi cezaevlerine nakledilmesiydi... Cezaevlerindeki koşulların iyileştirilmesi için ‘içerdekiler’e ‘dışardakiler’ de destek verdi. Açlık grevi ve ölüm orucu dışarıda da yapıldı. Her gün yeni bir ölüm ve sakatlanma haberleri gelmeye başladı. Cezaevlerindeki koşullarsa değişmedi.

Özel harekât planı
Sadece Türkiye değil Avrupa’da da yankı uyandıran, uluslararası raporlarda ‘insan hakları ihlali’ konusunda ‘ana başlıklardan’ biri olan operasyonun korkunç yüzü daha sonra belgelerle ortaya saçıldı. Yetkililer operasyon sırasında koğuşlardan ateş açıldığını söylüyorlardı. Oysa Adli Tıp ve bilirkişi raporlarına göre bu iddialar doğru değildi. İdarenin olduğu bölümden koğuşlara doğru ateş açılmış ve hatta mazgal delikleri kullanılmıştı. Mahkûmların yanarak ölmesi ve yaralanmasına ilişkin ise yetkililer ‘mahkûmlar kenidilerini yaktı’ demişti ancak incelemelerde insanı öldürecek kadar çok gaz bombası kullanıldığı saptandı. Yine yıllar sonra ortaya çıkan bilgilere göre, operasyon için harekât planı yapılmış, özel silahlar kullanılmış ve ilk kurşunu da jandarma atmıştı.

Bayrampaşa’da üç dava
Operasyondan sonra aydınlar, mahkûm yakınları ‘adaletin tecellisini’ ve sorumluların yargılanmasını istedi. Soruşturma dosyalarının davaya dönüşme vakti gelmişti. 12 kişinin öldüğü Bayrampaşa’daki operasyonun ardından üç ayrı dava açıldı. Bunlardan biri 167 ‘tutuklu ve hükümlü’ aleyhine açılmıştı. ‘İsyan çıkarmak ve devlet malına zarar vermek’ suçundan açılan dava devam ediyor. İkinci dava 155 infaz koruma memuru hakkındaydı. ‘Cezaevine alınması yasak silah ve diğer maddelerin cezaevine girişine göz yummak suretiyle görevi kötüye kullanmak’la suçlanan memurların yargılaması sürüyor.
Üçüncü davaysa 1460 asker hakkında açıldı. Bu dava operasyondan sonra sevk sırasında tutuklu ve hükümlülere ‘işkence’ yapılmasıyla ilgiliydi. 2001 yılında açılan davanın sanıkları ‘kişiye kötü muamele yapmak, görevi kötüye kullanmak ve görevi ihmal’le suçlanıyordu. Müdahil avukatlar bu davanın hatalı açıldığını savunuyordu. 650’nin üzerinde sanığın adı mükerrer yazılmıştı. Davanın son duruşması önceki gün görüldü. Hâkim Ali Belen, dava konusu suçlamaya ilişkin zamanaşımı süresinin dolduğunu belirtti. Böylece Bayrampaşa’daki operasyonla ilgili askerlerin sanık olduğu tek dava düşmüş oldu.

Sekiz yıldır süren soruşturma
Bunların dışında 12 tutuklu ve hükümlünün ölümü, 55 kişinin yaralanmasıyla ilgili ‘ana soruşturmaysa’ aradan geçen sekiz yılda davaya dönüşmedi. Müdahil avukatlardan Güçlü Sevimli, sekiz yıldır süren soruşturmanın seyrini şöyle anlattı: “Soruşturma 2000 yılında başladı. Eyüp Cumhuriyet Savcısı operasyonda görevli kişilerin isim listelerini ilgili jandarma komutanlıklarından istedi. Operasyonla ilgili bir dosyadaki evrakta operasyonda kimin müdahale grubunda yer aldığı bilgisi yer alıyordu. Ankara Jandarma Özel Asayiş Komando Birliği, Elazığ Jandarma Komando Taburu.  Savcı bunun üzerinde yoğunlaşırken, İstanbul Valiliği’nden savcı talep etmediği halde ‘soruşturmaya gerek yok’ diye bir karar çıktı. Oysa savcılık henüz isimleri, şüphelileri belirlememişti bile. Prosedüre göre savcının isimleri belirleyerek, valiliğe başvurması ve bu kişiler hakkında soruşturma izni istemesi gerekiyordu. Valilik böyle bir talep olmadan ‘Soruşturmaya gerek yok’ kararı çıkardı. Biz de savcı da Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz ettik. Mahkeme, valiliğin kararını kaldırdı.” 

Valilik sürekli engel çıkardı
Böylece davanın kapısının aralanması gerekirken avukat Sevimli yılan hikâyesine dönüşen süreci şöyle aktardı: “Dosya yeniden Eyüp Savcılığı’na geldi. Savcı Ankara Jandarma Özel Asayiş Komando Birliği, Elazığ Jandarma Komando Taburu’na sürekli yazı yazdı. Kimlerin operasyona katıldığını sordu. Sürekli, ‘Bilgi ve belge yoktur’ yanıtı geldi. Savcı da bunun üzerine operasyonda müdahale grubunda yer almayan ancak değişik görevlerde bulunanları soruşturmaya başladı. Cezaevinin kendi bölüğü ve Halkalı Jandarma Komando taburu hakkında valiliğe başvurdu. Jandarma Komutanlığı’ndan bir soruşturmacı atandı. Yine ‘Soruşturmaya gerek yok’ kararı çıktı. Yeniden savcı da biz de Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz ettik. Mahkeme yine bizi haklı buldu. Valilik kararını bozdu. Dosya yeniden savcının önüne geldi. Bu arada Elazığ’dan olumlu yanıt geldi ve operasyona katılanların isimleri gönderildi. Bunun üzerine savcı Halkalı, Elazığ ve cezaevinin kendi birliğiyle ilgili tekrar valiliğe başvurdu. Yeniden ‘soruşturmacı’ atandı. Ve yeniden valilikten ‘Soruşturmaya yer yok’ kararı geldi. Tekrar itiraz ettik. Bölge İdare Mahkemesi, itirazları haklı buldu ve bunun ‘adli suç’ olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, idari izne gerek olmadığına hükmetti. Bunun üzerinden yaklaşık bir buçuk yıl geçti. Ancak dava henüz açılamadı.”
Yıllardır çeşitli gerekçelerle süren soruşturmanın henüz davaya dönüşmemiş olması ise avukatlar tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı. 

Operasyonun bilançosu
Hayata Dönüş’ün ardından birçok taştışma yaşandı. Ama gerçek olan ağır bilançoydu. Rakamların gösterdiği gerçekler şöyle:
Operasyon yapılan cezaevi sayısı 20, öldürülen tutuklu ve hükümlü sayısı 30, yaralı tutuklu-hükümlü 237, yaşamını yitiren asker 2, yaralanan asker 6, açlık grevi yapılan cezaevi sayısı 41, operasyon öncesi ölüm orucundakilerin sayısı 259, operasyonun ardından ölüm orucunu sürdürenler 357, operasyonu protesto ettikleri sırada gözaltına alınanlar 2 bin 145, operasyonu protesto ettiği gerekçesiyle tutuklananların sayısı 58, operasyonun ardından basılan kültür merkezi, dernek, parti binası sayısı 18, bunlardan mühürlenenlerin sayısı iki... 
***
Zaten amaç zamanaşımıydı!
Operasyonun tüm dehşetiyle yaşandığı Bayrampaşa Cezaevi’nde tutuklu Birsen Kars, ambulans çıkışında, “Diri diri yaktılar” derken kadınlar koğuşunu kastediyordu. ‘Diri diri yakılanlardan’ biri de Hacer Arıkan’dı. Vücudunun yüzde 45’i yandı. Ağabeyi Erol, Hacer’i kurtarmaya giderken açılan ateş sonucunda ayağından vuruldu. En küçük kardeşleri Erdal, zaten ölüm orucundaydı. Aradan sekiz yıl geçti. Hacer, defalarca ameliyat ve estetik operasyon geçirdi. Erol’un ayağı sakat kaldı, Erdal ‘wernicke korsakoff’a yakalandı. Hacer ve Erol Arıkan, davanın zamanaşımından düşmesini dün gazetelerden öğrendi. Hacer, sonucun şaşırtıcı olmadığını düşünüyor: “Aslında ceza verseydiler şaşırırdım. Gazi davası da aynı olmadı mı? Sivas’ın yıldönümü geliyor. Aynı şeyler yaşanmadı mı? Peki, operasyon sorunları çözdü mü? Keşke bir şeyler düzelmiş olsaydı. Aslında öfkeliyim...”  Erol Arıkan da karara şaşırmamış: “Bu sonucu bekliyordum. Dava uzar gider diye düşünüyordum. Bir özür bile çok büyük anlam taşıyordu bizim için.” Turan Tarakçı da o gün cezaevindeydi. Tarakçı, yargılamanın oyalamaca olduğunu düşünüyor: “Amaç, zamanaşımıydı, öyle de oldu. Keşke, daha şeffaf yargılanma olsaydı, daha adil, insan hakları kuruluşlarının
taraf olduğu bir yargılama olsaydı, raporlar dikkate alınsaydı, sorumlu birçok kişi ceza alırdı. Gardiyanlar değil, emri verenler de yargılanırdı... Olay örtbas edildi.”
***
Davalardan sonuç alınmadı
Ümraniye ve Çanakkale cezaevlerindaki ‘Hayata Dönüş’ operasyonun ardından açılan davalar hâlâ sonuçlanmadı. Ümraniye Cezaevi’ne yapılan operasyonda beşi tutuklu ve hükümlü, biri uzman çavuş toplam altı kişi hayatını kaybetmişti. 2004’te operasyonda görevli 267 asker hakkında ‘faili belli olmayacak şekilde adam öldürme’ ve ‘kötü muamele’ suçmalarıyla Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Davanın
geçen mart ayında görülen duruşmasında Cezaevi Koruma Taburu’nun 1. Bölüğü’nde Bölük Komutanı olan Kadir Kalaycı ifade verdi. Kalaycı, operasyonda özel silahlar kullandıklarını belirtti ve “Operasyonda elimde bulunan silah o an için ilk defa bize verilen P90 isimli bir silahtı” dedi. Bu silahlar, taşıma ve kullanma kolaylığı, küçük ölçüsü, kolay kavranabilirliği, fişek kapasitesinin fazlalığı ve etkili bir silah olmasından dolayı her türlü görev sırasında kullanıcıya hareket serbestliği sağlamasıyla biliniyor.
Çanakkale E Tipi Ceazevi’ndeki operasyondaysa üç mahkûm ile bir asker hayatını kaybetmişti. Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi’nde 563 kamu görevlisi hakkında ‘birden fazla kişiyi öldürmek ve yaralamak’ suçlamasıyla dava açıldı. Yargılamada esas hakkındaki görüşünü açıklayan savcı, sanıkların yasal yetkileri dahilinde silah kullandıklarını öne
sürerek askerlerin beraatini istedi.
***
Delillere rağmen dava açılmadı
Sekiz yıldır davaya dönüşemeyen soruşturmanın dosyasında önemli saptamalar yer alıyor. Dört Adli Tıp uzmanının 22 Aralık 2000 ve 19 Ocak 2001’de Bayrampaşa’da yaptıkları incelemeden sonra hazırladıkları rapordaki saptamalar şöyle:

  •  Bayrampaşa Cezaevi’nde ölen 12 kişiden beşi kurşunlama, beşi yanma ve zehirlenme ve ikisi de zehirlenme sonucu öldü.
  •  C-1 koğuşundaki kadın tutuklular güvenlik görevlilerinin kullandığı göz yaşartıcı, gaz ve sinir bombalarının çıkardığı yangında öldü. Yanarak ölen kadınların giysi parçaları ve ciltlerinde yanıcı olan solvent maddeleri bulundu.
  •  Mahkûmların bulunduğu taraftan güvenlik görevlilerinin bulunduğu yöne
    doğru ateş açılmadı. Tersine atışlar dışarıdan içeriye doğru yapıldı.
  •  30 metreküplük bir kapalı alanda 20 gram C-S (göz yaşartıcı gaz bombası) maddesi kullanıldığında öldürücü dozaj süresi 38.1 dakika. Olay yerinde 35 gram
    C-S ve 0.21 gram patlayıcı madde bulundu,
    12 saniyelik gaz çıkarma süresi boyunca yuvarlanarak hareket ettiği için ortamdaki kişiler tarafından geriye atılma olasılığı yok denecek kadar azdı.
  •  C-1 koğuşunda patlayanların dışında 45 adet farklı tipte patlamamış göz yaşartıcı gaz bombası bulunduğu tespit edildi. C-1’de öldürücü dozun çok üzerinde göz yaşartıcı gaz etkisi açığa çıkmış olduğu belirlendi.
  •  Mermi çekirdeği deliklerini oluşturan atışların, idari kısım tarafından maltanın
    sonu olan 19. koğuş yönüne doğru yapıldı.
  •  Atışların, karşı koğuş çatıları ile avlu iç cephe duvarlarındaki mazgal deliklerinden yapılmış olduğu tespit edildi.
  •  Avluda iki adet 12 kalibrelik av tüfeği fişeğine ait plastik tüp tıpa bulundu
  •  Ateşli silahla yaralanma sonucu ölen üç tutuklunun vücudundaki mermi çekirdeklerinin, Adli Tıp Kurumu’na götürülmeden önce çıkarıldığı ve delillerin karartılmaya çalışıldığı ortaya çıktı.
  •  Bayrampaşa operasyonuna katılan emekli binbaşı Zeki Bingöl kitabında koğuşlara gaz bombasının yanı sıra ‘bir cins yuvarlak lastik topa benzeyen gaz bombaları’ atıldığını, ilk kurşunu jandarmanın sıktığını yazdı.

OKUR YORUMLARI
Bu habere henüz yorum yazılmamış. Yorum yazmak için tıklayınız...
ADnet
Siz de reklam verin