Milan Kundera
27/03/2009
Kundera, hayatında iyi kötü rol oynayan herkesin hakkını veriyor yeni kitabında. Anılarından bazıları gerçekten hayranlık uyandırıcı. Celine’den Malaparte’a, Einstein’den Fellini’ye pek çok kişiyi içeren yapıt bir yazarla değil, bir ressamla açılıyor
Z.HEYZEN ATEŞ (Arşivi)
Roman Sanatı, Saptırılmış Vasiyetler, ve Perde adlı kitaplarının ardından, Milan Kundera Une Rencontre Multiple isimli deneme kitabıyla karşımızda. Yazarın yukarıda bahsi geçen yapıtlarını beğenen okuyucular bu kitapta da aradıklarını bulacaklar. Kundera daha önce Beckett ve Broch’u ne kadar takdir ettiğini, İonesco ve Malaparte gibi yazarları ne kadar sevdiğini yazmıştı. Ama bu son yapıtın amacı okuyuculara sanatın devlerini anlatmak değil, tamamen öznel bir noktadan bu sanat devlerine (edebiyatçılar, müzisyenler, ressamlar) yaklaşan Kundera’nın onlarla olan karşılaşmaları, onlarda buldukları. Söylenmesi gereken bir diğer noktada, özellikle sembolik cinayetler başlığı altında kitabın Kundera’dan beklenmeyecek eleştiriler de içerdiği
Celine’den Malaparte’a, Einstein’den Fellini’ye pek çok kişiyi içeren yapıt bir yazarla değil, bir ressamla açılıyor -Francis Bacon. Prag’dayız, yıl 1972. Polis tarafından korkutulan bir kız, Kundera’ya korkularını anlatıyor. Onun yaşadığı tecavüz korkusu Kundera’nın Bacon’ın şiddet dolu resimlerini anlamasında anahtar bir rol oynuyor. Kundera hayatı ciddiye alan bir yazar ve sanatı da ciddiye aldığı için onu kavramanın yolu olarak gerçek hayattan izdüşümleri gösteriyor okuyucuya. (Elbette bu izdüşümler son derece öznel, en azından Une Rencontre dahilinde...) Celine, Mişkin’in kahkahası, D. H. Lawrence’ın cinsellik görüşü ve Philip Roth... Onlar yalnızca roman yazarları değil, aynı zamanda içimizde neler olduğunu gösteren aynalar, derinlerde ne olduğunu görmenin ve orada belki Baconvari bir şiddetle karşılaşmanın getirdiği korkunun aktif araçları.
Kundera, hayatında iyi kötü rol oynayan herkesin hakkını veriyor kitabında. Anılarından bazıları gerçekten hayranlık uyandırıcı. Örneğin, bir gün Anatole France’tan bahsettiğinde Emil Cioran kulağına eğilip şöyle demiş: “Bu ismi asla yüksek sesle söylemeyin, yoksa size gülerler...” (Gerçekten de Proust, MallarmÈ ya da Rimbaud ‘entelektüeller’ arasında yükselirken Anatole France satır aralarında kaybolup gidiyor.) Ama sürgündekiler her zaman kitlelere yayılan bu tür züppeliklerin istisnası olmaz mı zaten? Kundera da şöyle bir itirafta bulunuyor, kendisine gülünmesinden korkmadan: “Diktatörlüğe doğru düşen bir dünyadaydım ve o zaman bana içinde yaşadığım dünyayı kavramak adına birşeyler söyleyebilen tek kitap Tanrılar Susamışlardı.”
Bir başka bölümde şöyle yazıyor Kundera: “Bir arkadaşıma “A survivor from Warsaw”’ı bilip bilmediğini sordum öyle birini tanımadığını söyledi. (Arkadaşı yazarın Varşova’dan sağ kurtulan birinden bahsettiğini sanmış.) Neden bahsettiğim konusunda en ufak fikri yoktu. Schoenberg’in soykırıma adanmış, Yahudilerin 20. yüzyılda yaşadıkları acıları anlatan bu şaheserini duymamıştı. Katiller unutmamak için savaşırız ve oysa Schoenberg örneği bize çoktan unuttuğumuzu gösteriyor.”
Kundera’dan en büyük övgüleri İkinci Dünya Savaşı üzerine yazılan en büyük eserlerden kabul edilen La Peau yapıtıyla Malaparte alıyor. Yazarın; Soljenitsin, Danilo Kis, Oscar Milosz, Goytisolo, Chamoiseau, Fuentes, Xenakis, Rabelais ve GarcÌa M·rquez gibi yazarlar üzerine düşüncelerini anlattığı Une Rencontre Multiple, Kundera’nın en ilgi çekici kitaplarından biri.
Genç Holmes genç Bond’a karşı
Sir Arthur Conan Doyle’un varisleri, Macmillan tarafından Sherlock Holmes’ün on dört yaşındaki halini konu alan bir dizi romanın yazılması için izin vermiş. Romanlar Holmes hayranı Andrew Lane tarafından yazılacak ve seri Conan Doyle tarafından bahsedilen ama hiç açıklanmayan bir olayla başlayacak: Holmes’ün akrabalarının yanına, Surrey’e gönderildiğinde başına gelenleri. Lane’in “çoğu ergen gibi kızlarla iletişim kuramayan bir genç” olarak tasvir ettiği genç Holmes’ün maceraları Watson’la tanışmasıyla sona erecek.