13  Şubat 2009, Cuma

Son Güncelleme  20:17

Güçlükonak katliamı

   

Türkiye, başını çevirip geçmişine bakıyor, hakikatle yüzleşiyor.
Bunun ne kadar acılı ve zor bir süreç olduğu tartışılmaz. Ama bir yerinden başlandı mı geri dönmek imkânsız. İnkârın tabulaştırdığı hakikatlerin gölgesinde uzun ömürler geçirdik.
Ama işte neredeyse her gün tarihin başka bir sayfası gündeme getiriliyor. 
Yorgun vicdanlar bir bir dile geliyor.
Daha birkaç yıl evvel yazdığımız için mahkemelere düştüğümüz konular artık rahatça tartışılır oldu. Ermenilere yaşatılan büyük felaket için insanlar kaleme sarılıp özür imzası atıyorlar.
Yakın zaman önce pervasızca işlenmiş cinayetlerin ardındaki kuytu dehlizler deşilir oldu.
Yüksek rütbeli asker emeklileri yargılanıyor.
6-7 Eylül sergisine daha birkaç yıl önce saldırıp canlı performans sergileyenler, şimdi popüler bir filmin dürttüğü hakikat karşısında sessiz kalmak zorunda.
Birçok iyi niyetli insanı kuşkulandıran Ergenekon davasının an büyük hayrı, kanımca bu olmuştur. Vahşi devlet dayanaklı örgütlenmelerin ortalığa dökülmesi, davanın kapsama alanı ne kadar yetersiz bulunsa da, kimi sindirilmiş vicdanları kışkırtmış, onları itirafa teşvik etmiştir.

Güçlükonak - Beytüşşebap
Daha iki hafta önce Avundukluoğlu, Mumcu cinayetinin nasıl devletin en yüksek katınca örtbas edildiğini anlatmıştı. Ebedi sırıtış Nahit Menteşe’nin “Karıştırma bu işleri” dediğini biz pek iyi bilirdik de böylesine yetkili bir ağızdan teyit edilmediği için kendimiz yazar kendimiz okurduk.
Şimdi de eski Devlet Bakanı Adnan Ekmen Yeni Aktüel dergisinden Mehmet Korkmaz’a dökülüvermiş. Güçlükonak katliamı ve Metin Göktepe cinayeti hakkında. Beyefendi, “Gerçeği bildiğim halde bunu kamuoyuyla paylaşamadığım için vicdanen rahatsızım” demiş.
13 yıl esneyebilmiş bir vicdana pek saygı duymasak bile Adnan Ekmen’e bir şeyler borçluyuz.
Örtbas edilmiş olan Güçlükonak katliamının müsebbipleri resmen açıklanmış oldu.
Kimileri; tam da vahşetin menzilinde durup hakikate ulaşmaya çalışanlar,  o zevatın vicdanlarına hiç güvenmedi zaten. Eski bakanlar, milletvekilleri, devlet erkânı, vicdanlarına uygun bir iklim beklerken onlar aldıkları tehditler, uyarılar, cezalara kulak asmayıp çabayı sürdürdüler hep. Bütün çabaları vicdanları zaman aşımıyla malûl olmasın içindi. Gencecik gazeteci Metin Göktepe ve niceleri bu yolda canından oldu.
Vicdanı kış uykusundan yeni uyanan eski Devlet Bakanı’ndan yeni bir şey öğrenmedik elbet. Bilmediğimiz hiçbir şey öğrenmedik. Ama devletin üst düzey bir sorumlusundan bire bir tanıklıkla karşılaşmak en azından inkârcıların belini bükecektir.

Millet olarak masumiyet uykularında konaklıyoruz ya, Güçlükonak katliamı da onca araştırma, onca saptama ve şimdi anlatacağım onca olaylı sürece rağmen kafamızda ve tarihimizde muğlak makamına asıldı. Şimdi eski bir bakan sonunda cesaretini toplayabilip bir zamanlar temsil ettiği devletinin dedikodusuna soyundu ya, artık şaşkınlıktan ağızları bir karış havaya açıp dehşete kapılabiliriz.
Güçlükonak katliamını kayıtlara düştüğü şekliyle bir özetleyelim.
PKK 15 Aralık 1995 yılında tek taraflı ateşkes ilan etmişti. Kimileri fazla vakit kaybetmedi. 12 Ocak 1996 günü Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Gêrê (Çevrimli) ve Yatağan köylerine baskın yapan askerler, eski korucular Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç’u gözaltına aldı.
PKK’ya yardım ettikleri iddiasıyla gözaltına alınan köylüler, Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldü.
15 Ocak günü ise Koçyurdu köyü korucularından Hamit Yılmaz, Abdulhalim Yılmaz, Mehmet Öner ve Lokman Özdemir , “görev var” denilerek Ramazan Nas’a ait minübüsle aynı Tabur’a götürüldü. Gözaltındaki köylüler ve “görev” için götürülen korucular, Taşkonak Taburu’nda, Nas’a ait 56 AH 320 minibüse bindirilerek yola çıkarıldı. Minibüs Tabur ile Koçyurdu köyü arasında silahlı bir grup tarafından durdurularak kurşun yağmuruna tutuldu ve ardından içindekilerle birlikte yakıldı.
Olaydan bir gün sonra Ankara’da ne kadar yabancı gazeteci varsa onlara bir tur düzenlendi. Hepsi Güçlükonak’a götürüldü. Onlara, ‘Bakın PKK ateşkesi bozdu. İşte kanıtı’ dendi. Yalnız gazeteciler halkla konuşturulmadı. Ne de olsa yakın geçmişte yiğit başbakanımızın da Şemdinli halkı için söylediği gibi onların da tanıklığı geçerli değildi.
Oysa PKK, bu tür ‘zaferler’i üstlenmek konusunda hevesli bilinmesine rağmen bu saldırıyı üstlenmedi. Olayla ilgisinin olmadığını belirtti.
Genelkurmay’ın benzersiz bir hızla dünyaya PKK marifeti olarak ilan etmiş bulunduğu Güçlükonak katliamı davası kimilerinin gözünde kapanmamıştı. Öldürülen köylülerin yakınları da katliamdan devleti sorumlu tutuyordu.
Aydın ve sanatçıların oluşturduğu Barış İçin Bir Arada Çalışma Grubu, 13 Şubat tarihinde katliamı incelemek üzere Güçlükonak’a gitti. Heyet yaptığı incelemelerin ardından katliamın devlet güçlerince gerçekleştiğini duyurdu ve Genelkurmay Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu. Katliam kurbanlarının yakınları askeri yetkililerin baskılarına rağmen 12 Temmuz 1996 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Güçlükonak Katliamı davası AİHM’e götürüldü ve biliyor musunuz, ne oldu?
Türkiye mahkûm edildi. Öldürülenlerin yakınlarının açtığı davada, 10 kişiye 15’er bin avro manevi tazminat verilmesi kararlaştırıldı. Mahkeme Türkiye’yi İbrahim Kaya’ya 5 bin 160 avro maddi tazminat ödenmeye mahkûm ederken, diğer sekiz kişiye de 3’er bin avro ödenmesine karar verdi.
Ama ne gam. Genelkurmay’ı karşına alırsan bütün dünya seni haklı bulsa da bedelini ağır ödersin. Nitekim katliamın kontrgerilla tarafından yapıldığını iddia edenler yargılandı. “Ordunun manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif” iddiasıyla yargılanan Şanar Yurdatapan, Petrol-İş Sendikası Eski Genel Başkanı Minür Ceylan ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Eski Başkanı Ercan Kanar 10’ar ay hapis cezasına çarptırıldı. Cezaları Yargıtay’ın bozma ilamı üzerine beraatle sonuçlandı.
Bu konuda hakikatin ortaya çıkması için çabalayanlar yılmadı. Üst üste genelkurmay aleyhine suç duyurusunda bulundular.
Güçlükonak katliamının failleri üstüne de elimizde epeyi belge var. Kotrgerillanın yanına aldığı korucu ve itirafçılar, yıllar sonra kullanıldıklarını anlattılar. Bir kısmının öldürüldüğü, tetikçilerden ikisinin hayatta olduğu biliniyor.
Radikal gazetesinin kaybettiği için karalar bağlaması gereken gazetecilerden Celal Başlangıç, bu konuda 2001 yılında bir kitap yayımladı. Şimdi Güçlükonak’ın da Ergenekon davasına dahil edilmesini talep ediyor.
Başlangıç, Güçlükonak’ta yaşanan katliamın savaşın sürmesi için, bir de uluslararası camiayı yönlendirmek için hazırlanmış bir tezgâh olduğunu ileri sürüyor. Bir ayrıntıya da dikkatimizi  çekiyor: “Güçlükonak katliamından bir gün sonra Avrupa Parlamentosu’nda bir karar tasarısı görüşüldü. Yeşiller Partisi ve sosyalistlerin verdiği bu karar tasarısında, PKK’nın ateşkesine Türkiye’nin ne cevap vereceği soruluyordu. Tam bu karar öncesi tezgâhlandı Güçlükonak katliamı”.
Başlangıç dayanamamış, adalet duygusunu yitirmemişlerin bir itirazını da dile getirmiş. Ergenekon davası etrafından kopan fırtınaya dikkat çekiyor: “Dava sürerken, hukukun ayaklar altına alındığını, kişilik haklarının ihlâl edildiğini söylüyorlar. Ama biz öyle bir süreç yaşadık ki, şimdi adalet ve hukuku isteyenler, o dönemde yapılan bütün adaletsizliklere göz yumdular.” Bütün mesele de bu ya.
Şimdi Ergenekon davasının yürütülüş biçimi karşısında fevkalâde demokrat kesilen kesimler, bütün bu vahşet kimi vicdanlılar tarafından ifşa edilirken, o vicdanlılar bir de mahkemelerde süründürülürken hiç oralı olmadı. Çünkü o ‘bölücü kafaların’ derdi gücü en değerli kurumumuz  orduyu yıpratmaktı. Öyle değil mi?
Pekiyi şimdi eski bir devlet bakanının vicdan sızısı sızıntısından ifşaatleri karşısında ne diyecekler?
Gerçi gazetecileri, yazarları, sivil toplum kuruluşlarını, oradaki halkı, bizzat katliamı gerçekleştiren itirafçıları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni, o mahkemenin verdiği cezayı ödeyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni inandırıcı bulmadıktan sonra, şimdi de konuyu sessizce geçiştirmeye çalışacakları kesindir.
Güçlükonak katliamı bütün ayrıntılarıyla kamuoyuna sunulmalı, Genelkurmay da bu konuda bir açıklamada bulunmalıdır.
Daha sırada Beştüşşebap var.

 


Türkiye kategorisindeki tüm haberler »

Okur Yorumları (64 Yorum)

Şimdi anladım?! - 11/2/200923:44

Verdiğiniz cevap için teşekkürler persona non grata?!

cihangir kedileri hala miyavlıyor- şişko kedi garfield işbaşında - 11/2/200914:18

kimilerine beşamel soslu lazanya da yetmez isot tozundan bol acılısından üstüne sereceksin ki hem mideleri yansın hem dileri. Ver usta ortaya bir karışık bulamaç da olsa farketmez, karşındaki kedi pis mideli, lazanya bozuk, ketçabı acı da olsa farketmez. ne bulsa yiyor, o taze bozuk bilmez . üç beş mafya bozuntusunu, bu ülkede fikirlerinden zerre hazetmediğin muhalif aydınlarla aynı tabağa koy. kurunun yanında yaş da yansın farketmez, indirsin mideye. maksat fikirlerinden zerre hazetmediği, amiyane tabirle " birikimleriyle onu yıllarca "haşemat" etmiş adamlardan intikam alsın. her türlü inerler mideye kuyruk acısı unutulmaz zira. Bir kez şişko kedi kuyruğunu kıstırmış kapıya.. can haliyle önüne gelene tırmık atıyor. lazanya'nın kokusu da dayanılmaz hani. Kensisini sahibine biraz daha acındırsa kendisi de kurtulacak kuyruğu da . Ondan sonrası tufan, artık batsın bu dünya. onun gerçek dostları dağlarda ceylan keklik boğazlamakta hala, yapıyorlar bunu insaniyet uğruna. ah şu sokak kedileri yok mu. hain olur kedi milleti adı üstünde . Kurt- çakal köpekgiller familyasının da hakların savunmalı birisi. kuyruğu kıstırmışım, lazanya masanın üstünde duruyor. adı üstünde kediyim, sevsemde sevmesen de hainim , ırkımın tüm özelliklerine sahibim. zaten adım çıkmış haine inmez sekize. , "sahibim" de köpek sevdalısı... o halde kedilere ölüm, yaşasın köpekgiller. uzatma işte sahip usta, dağlar a çakal-dost bizi bekler hala.

Redmoon'a - 11/2/200910:38

Arkadaşım sen gündemi takip edenlerle hiç tartışma bence boşver onları hezeyanlarında ve yanılgılarında yaşayıp gitsinler. Zaten gündemi takip etseydi insanlar ve bize söylenenlerin doğru olduğunu kabul etseydi, bize söylenilenler gerçek olsaydı Güçlükonak Katliamı ile ilgili bu yazı yazılmaz, gerçeğin peşinde koşmazdık. Uğur Mumcu öldürüldüğünde de gündem bize bunun İran'lıların işi olduğu, Hizbullahın (Lübnandaki Hizbullah değil) işi olduğu yönünde telkinde bulunuyordu. Güldal Mumcu muhtemelen hala buna inanıyor olmalı. Sonra o Hizbullah'ın neleri nasıl yaptığı kimin onları koruduğu yada nerelerde eğitildikleri gün ışığına çıktı. Evet o Hizbullah güpegündüz hem de Diyarbakır'da Diyarbakır Emniyet Müdürünü ve beş koruma Polisini öldürdü, inanmalıyız değil mi? Gündem öyle diyor çünkü.

ADnet