Son bir hafta içinde tanık olduklarımız bizi hiç şaşırtmadı. Önce döviz kuru arttığında ‘ne oluyoruz?’ diyenlerin paniği, sonra döviz kuru tekrar gerilediğinde ‘biz IMF’ye teslim olmayız’ nidaları. Bu fotoğraf; Türkiye’deki her kesimde mevcut ekonomik ataletin fotoğrafıdır! Ekonomide atalet, döviz kuru arttığında bozulmaktadır.
Döviz kuru tarihi zirve yaptıktan sonra düşüren ne oldu? Merkez Bankası’nın döviz satım ihaleleri açtığını açıklaması, döviz satmaya başlayacağını açıklaması mı? Hayır. Ne zaman düştü biliyor musunuz? Merkez Bankası’nın açtığı ihaleye gelen teklif miktarı açıklandığı zaman! Yani ‘Beş günde yüzde 5’ artan döviz kuru, ‘bu kadar artış bundan mıymış?’ dedirten bir talep miktarı (milyar dolar değil, sadece 141 milyon dolar) açıklandığı zaman tekrar düşüşe geçti. Merkez Bankası piyasaya ve piyasayla ilgili ekonomik birimlere ‘ayna tutmuş’ oldu.
Kur geriledi, ‘nefesler rahatladı’. Peki, dışarıdan gelen dalga ile bizim elimizde olanların ayrımını iyi yapıp, krizi hafife almayı bırakıp gerçekçi bir bütçe ve makroekonomik program hazırlayıp, reel kesim ile finansal kesimin kaygılarını azaltacak ciddiye alınabilir bir planı yürürlüğe koymayı ne zaman fark edeceğiz?
***
Başbakan Erdoğan’ın bir seçim meydanında ve ayaküstü yaptığı açıklamada çeşitli vergi teşvikleri açıklandı. Ayaküstü, çünkü ‘ne zaman başlıyor?’, ‘ne kadar?’ sorularının yanıtı yoktu. Açıklanan teşvikler, hem tüketimin canlandırılmasını, hem de kredi maliyetlerinin çok az da olsa ucuzlamasını hedefleyen adımlardı.
Peki, işe yarayacak adımlar olacak mı bunlar? Bu adımlar, herkese dört lastik verip, ‘haydi hayırlı yolculuklar!’ demeye benziyor. Yola çıkmaya elverişli bir araç yok çünkü ortada. İster dayanıklı tüketim harcamalarının artırılması, isterse kredi maliyetlerini ucuzlatıcı adımlar ‘hiç yoktan iyidir’ diye karşılanabilir. Ancak temel soru bunların çalışıp çalışmayacağı sorusudur. Biz, hâlâ hane halkı güvenini cesaretlendirecek bir ekonomik güven yaratıldığını düşünmüyoruz. Potansiyel tüketiciler açısından, satın alınacak otomobil ya da konut gibi ürünün nihai bedelinin örneğin yüzde 10 ucuzlaması değil, geleceğe ilişkin kaygıların devam ediyor olması daha ön plandadır. Eğer bu adımlar, yenilenmiş bir makroekonomik çerçevenin parçası olsaydı, politika sonuçlarından beklenen yararın da daha etkin olması söz konusu olacaktı.
Kredi mekanizması için finansal kesimin, hane halkı güveni için de reel kesimin kaygılarının azaltılması gerekiyor. Finansal kesimin kaygılarının azaltılması için önümüzdeki dönemdeki dış kaynak belirsizliğinin eldeki araçlarla azaltılması; reel kesimin kaygılarının azaltılması için de finansal kesimle olan kredi ilişkisinde yeni garanti mekanizmalarının hemen kurulması gerekiyor.
Kaygıların azaltılmadığı bir ortamda, vergi indirimi gibi bir önlemin ‘fiyat esnekliği’ çok düşüktür.
Kimse hayale kapılmasın, ‘can suyu’ falan olmaz bu adımlardan.
***
Henüz bir makroekonomik çerçeve çizilmiş olmaması bir tarafa bırakılarak, şimdiden bu adımların doğru kesimleri hedef alıp almadığının bile tartışılmaya başlandığına tanık oluyoruz.
Başbakan Erdoğan tarafından açıklanan harcama teşvik edici adımların hedeflendiği kitle doğru seçilmiş midir? Bizce parası olan orta üstü ve üst gelir gruplarının harcamaya teşvik edilmesi doğru bir tercihtir. Bu kesimlerin para harcamaya teşvik edilmesi gerekmektedir. Bu kesimlerin hem harcanabilir gelirleri yüksektir, hem de sahip oldukları varlıklar. Türkiye’de özel kesim harcamaları, GSYH’nın yüzde 65-70’i arasındadır. Harcama çarkının dönmesi, en başta dayanıklı mal tüketiminin itici gücünden destek alır. Öyle ise Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı adımlar içinde tartışma konusu olan; alanı 150 metrekareyi geçen konutların KDV oranının geçici bir süre yüzde 1’e düşürülmesi gibi bir karar doğrudur. Düşük ya da orta altı gelir gruplarının geleceğe ilişkin kaygıları daha fazladır. Hem mevcut harcanabilir gelirleri düşüktür, hem de varlıkları ve borçlanma olanakları sınırlıdır.
çoğunlukla katılıyorum - 16/3/200913:4
sayın yazarın görüşlerine katılıyorum. bir yeri hariç "reel kesimin kaygılarının azaltılması için de finansal kesimle olan kredi ilişkisinde yeni garanti mekanizmalarının hemen kurulması gerekiyor." derken ne demek istendiğini tam olarak anlamadım. prensip olarak devletin doğrudan kaynak akıtmasını, bazı şirketlere kendisini garantör olmasını desteklemiyorum. hem amaca ulaşılamaz. hem de kaynak aktarımı bu olmaktan çıkar, rant aktarımına dönüşür. hükümetin temel hatası çark nasıl olsa dönüyor diyerek genekli yapısal tedbirleri almamak ve alt yapı yatırımlarını geciktirmektir. alıncak tedbirlerin kalıcı vergi indirimi, prim indirimi genel vergi muafiyeti gibi çözümlerle olabileceğine inanıyorum. ekonomik sorulnar her zaman göründüğünden karmışk ve giirfttir. toplumca pek sevdiğimiz düz mantıkla çözülemez.
PAKETİ HAZIRLAYANLAR DA BİLİYOR Kİ İŞE YARAMAYACAĞINI. - 16/3/200911:49
Alın size koli büyüklüğünde PAKET, amaçlı çıkarılan paketten medet umanlar boşuna beklerler. Millette konut alacak para mı varda KDVden faydalansın. Önce karnımızı doyurmanın çaresizliğiyle kıvranıyoruz. Bunun için çareler üretilmelidir. Kimse açıktan para istemiyor ki. İşin peşinde koşuşturuyor insanlar. İnsanlara iş ve aş kapısı olan işletmelerin önünün açılması gerekir.